Ali Baturay

 

Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz

14 March 2014, Friday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Türkiye’de veya Kıbrıs’ta çıkarılan ve tartışma yaratan bazı yasalar, demokrasinin hazmedildiği bir ülkede belki de bu kadar tepki çekmez.

Ancak bizim gibi, konuşurken “demokratik” denilen ancak aslında yeteri kadar demokratik olmayan ülkelerde yapılan yasalara kuşkuyla bakılır.

Kuşkuyla bakılır, çünkü demokratik olmayan ülkelerde yapılan yasalar, yönetenler tarafından istismar edilmektedir.

Gerçek demokrasinin olmadığı ülkelerde yasa yapılırken, sivil toplum, yasa yapıcıları rahat bırakmamalı, kılı kırk yarmalıdır ki o yasa size silah olarak dönmesin, elinizi kolunuzu bağlamasın, ülkeyi yönetenleri diktatör yapmasın...

Son dönem Türkiye’de “yasalarla oynanmasına”, bir gecede değişiklikler yapılmasına bu nedenle büyük bir tepki vardır, çünkü mevcut yasalarla bile basını sivil toplum örgütlerini sindiren hükümetin, yapmaya çalıştığı yeni yasalarla tam bir diktatörlüğe dönüşmesinden korkulmaktadır.

Türkiye’de yaşananları, basınının nasıl sindirildiğini gördüğü için, benzerlerinin ülkemizde olacağını aklından geçirmek bile camiamızı dehşete düşürüyor.

Tahmin edeceğiniz gibi konuyu “Özel Hayatın ve Hayatın Gizli Alanının Korunması Yasası”na getireceğim.

Merak etmeyin, o klişeye dönüşmüş halk tarafından çok seslendirilen “her şeyi hallettiniz de bu mu kaldı?” sözünü söylemeyeceğim.

Yasa yapıcılar mutlaka bir yerlerden başlarlar, “Buradan neden başladın, bunu neden ele almadın?” demenin sonu yok, çünkü onu yaparsınız başka kitle tepki gösterir, “neden bizden başlamadın?” diye, başka kesimi ilgilendireni yaparsınız başkaları tepki gösterir.

Derdimiz yasanın neden ele alındığı değil, ele alınırken basından görüş alınmaması ve “ceza tehdidi” ile basın camiasına getireceği kısıtlamalardır.

Şu anda bile ülkeyi yönetenlerle, reklam verenlerin baskısı altında olan medyamız, bu yasa ile daha da pısırık hale getirilecektir.

Yasanın hazırlayıcılarından dostum Tufan Erhürman’a çok güvendiğimi, çalışmalarını takdir ettiğimi söyleyerek başlamak isterim ama çok başarılı insanlar da zaman zaman hata yapabilir veya “hata” demeyeyim de çok iyi niyetli olsa ve iyi niyetli düşünse bile bunun başka mağduriyetler yaratabileceğini düşünemeyebilir.

Tufan kardeşim, Yenidüzen gazetesinin hafta sonu eklerinde yazdığı yazılarla, görüşü alınmak üzere gazetecilerden gelen her telefona çıkmasıyla, kimseyi kırmayıp tüm TV kanallarına ayrım gözetmeksizin çıkması ile medyanın bir yerciğindedir aslında, fazla uzak değildir bizlere. Ancak böyle olsa bile fiilen gazeteci olmadığı, medya içinde bulunmayıp, buradan hayatını idame ettirmediği için gazetecilerin hassasiyetini anlamayabilir.

Erhürman’ın gazetecilere ya da araştırmacı gazetecilere attığı taş olan; “meslektaşlarımızın araştırmacı gazetecilik yapmayıp, yasa hazırlanırken haberleri olmaması” eleştirmesi yerindedir aslında.

Olabilir, meclisin web sayfasındaki yasalara itinalı baksaydık, belki görürdük ama günlük yoğunluğumuz içinde bazen bu gibi durumları atlayabiliyoruz, üstelik yasaların adına bakarak içinde neler olduğunu her zaman kestirmek mümkün olmuyor, biri uyarmayınca girip satır satır okumuyoruz.

Tamam kabul ediyorum, biz bunu atladık ama onlar da bu kadar hassas bir durum konusunda mutlaka basın örgütlerine bir çağrı yapmalıydılar. Zaten Erhürman bunu kabul edip, Yenidüzen’de bu konuda özür diledi.

“Şu kadardan şu kadara kadar hapislik cezası dedi diye, illa ki en yüksek rakamdan hapislik verilecek demek değildir” diyor sevgili Erhürman ama biz basın çalışanları, kaderimizi bir yargıcın yorumuna, iki dudağına bıraktırtacak bir yasayı kesinlikle kabul edemeyiz.

Erhürman kardeşim, bu yasanın korumaya çalıştığı iki temel insan hakkı olan “özel hayatın gizliliği” ve “Haberleşmenin Gizliliği”nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de yer aldığını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin de bu hakların ihlaline ceza öngördüğünü söylüyor. Bundan hareketle, “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir” diyor.

Tabii ki öyledir, bu haklara ben de saygı gösterilmesini savunuyorum ama bir hakkı korurken, ülke şartlarını dikkate almadan ortaya daha vahim sonuç çıkaracak adım atılmamalıdır. Avrupa’ya uyum konusunu işimize geldiği gibi kullanmaktan vazgeçmeliyiz. Üstelik Medya Etik Kurulu Başkanı Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın da dediği gibi birçok Avrupa ülkesinde kabul edilip, ülkemizde uygulandığında hapse yol açan haklar vardır, örnek vicdani ret hakkı.

Ben “Tüm meslektaşlarımız kişi hak ve özgürlüklerine saygılıdır”, demiyorum. Evet sıkıntılar vardır, Medya Etik Kurulu’nun kurulma amacı ve hemen tüm basın kurumlarının da buna onay vermesi, basının aslında içinde sorun olduğunu kabul etmesidir aslında. Kurul, bir “özeleştiriden” doğmuştur ve kararları saygıyla karşılanmaktadır.  Ancak içimizde bazı sorunlar var diye bazı meslektaşlarımız gibi bu yasayı savunacak değilim.

Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz, yasa bu haliyle ülkemizde zaten zayıf olan gerçek gazeteciliği tamamen öldürür.

Başta kişi haklarını ihlal etmiş gibi görünüp, altından kamu yararını ilgilendiren, büyük ihmalleri, istismarları, yolsuzlukları ortaya çıkaracak araştırmalara da sonsuza kadar onay veriyorum. Dünyada örnekleri olup basın tarihine geçmiş olaylar, başta yadırgansa da sonra ortaya çıkardığı yararlı sonuçları ile takdir görmüştür. Örneğin WikiLeaks belgeleri çok kişiyi yaralamıştır ama dünya genelinde birçok pisliğin de ortaya çıkmasına vesile olmuştur. WikiLeaks belgelerinin ortaya çıkması fena mı olmuştur?

Diyeceğim o ki; gelin bu yasayı yeniden ele alın, medyamızdaki ufacık özgürlüğü de oto sansüre hapsettirmeyin.

Bu arada yasa meclisten oybirliğiyle geçtiği halde popülist tavırlarla, günah çıkarır gibi yasayı eleştiren bazı siyasilere de bir çift sözüm olacak. “Sayın vekiller, yasayı geçirmek için kollarınızı havaya kaldırırken aklınız neredeydi? Kimi eleştiriyorsunuz şimdi? Hiç olmazsa susun. Susun, çünkü komik oluyorsunuz.”

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?