Ali Baturay

 

Hak ederek bir yere gelebilmek

23 March 2014, Sunday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Kişilerin hak ederek bir yere gelebilmesi hem verimlilik hem de toplum vicdanı açısından çok önemlidir.

Bizim gibi küçük toplumlarda, herkes herkesi tanıyor ve kimin ne olduğu da biliniyor aslında ama bir taraftan her gün yüzünü gördüğü için çekindiğinden, diğer yandan da “ondan ne fayda elde edebilirim” düşüncesi taşıdığından insanımız hak etmeyene gerekli tepkiyi göstermiyor.

Birçok insanımız aslında sorsanız zerre kadar saygı duymadığı kişiye sırf çıkarına zarar gelmesin diye yapmacık değer verir, “yağcılık” ve “yalakalıkla” aslında o makamı ya da görevi tutana, fazladan bir değer de kendisi katar.

Aslında hak etmeyene, fazladan bir değer vermemek lazım.

Bizim ülkemizde her şey birbirine karışmış durumda.

Kim sanatçı, kim gazeteci, kim bilirkişi, kim uzman belli değildir.

Çünkü bu ülkede herkes uzman, herkes her şeyi yapıyor; biraz şov, biraz reklam, biraz geniş çevre, biraz da parayla zorlama, işi bitiriyor.

Tabii tüm mesleklerden gazeteci mesleğine bir kuşatma olması veya sanatçı payesinin de hak edilmeden sahiplenilmesi dışında da sorunlar vardır.

Fiilen o işi yapan, yani kendi mesleğini yürüten ama başarısı ile değil de ambalajı ile ortada dolaşanlar da vardır; burada da örneğin “kim iyi hekim?”, “kim iyi müteahhit?”, “kim iyi mimar?”, “kim iyi akademisyen?”, “kim iyi öğretmen?” içinden çıkmak mümkün değildir.

Ya da kamuda hükümetlerce atanan müsteşarlara, müdürlere bir göz atın.

Toplum içerisinde başarısızlığı kanıtlanmış, sönük bazı simaların; hani derler ya “iki eliyle bir gözünü çıkaramaz”, bir anda çok önemli görevlere getirildiğini görüyorsunuz.

Tabii kamu deyince kocaman bir parantez açmak lazım, orada bırakın önemli görevlere gelenleri, zaten istihdamlar yıllar boyudur partizanca yapılıyor, “hak”, “adalet” mekanizması çalışmıyor.

Konumuza dönecek olursak; ağzı iyi laf yapan, kendini iyi pazarlayan birçok kişi hem kamuda, hem de özelde önemli yerlerde bulunmaktadır.

“Sana ne? Seni neden ilgilendiriyor?” diyebilirsiniz.

Düz bakışla öyle görülebilir.

Ancak ülkemizde başta da kamuda verimsizliğin bir nedeni de budur.

Hak etmeden gelen, iş bilmez, parti çıkarını toplumsal çıkarın üzerinde gören kişilerden nasıl verim bekleyeceksiniz?

Peki hak etmeden gelen ancak yeteneği olan, bulunduğu kurumda da bir şeyler yapan kişiler yok mudur?

Elbette vardır ama kişinin “vicdanlarda kabul görmeyişi” de büyük sorundur.

Esas üzerinde durmaya çalıştığım da budur.

Bir takım kişilerin hak ederek değil de, torpille, kayırmayla, yandaş veya yoldaş iteklemesiyle bir yerlere geldiğini görmek insanların vicdanında yara açar.

O kişilere saygı duyamaz, istese de duyamaz.

Yalnızca kamuda değil, özelde de sıkıntılar vardır; çok parası olan, ülkeyi yönetenlerle iyi ilişkiler kurabilen, nüfuzlu kişilerin akrabası olan, kendini iyi pazarlayan kişiler önemli yerlere gelebilmektedir.

Gerçi sistem bu gibi kişileri zaman içinde çoğu kez eler ama o zamana kadar da iş işten geçer.

Bunların toplamında ne olur biliyor musunuz?

Ortaya kocaman bir güvensizlik ortamı çıkar.

Hani çok şikayet ettiğimiz “kimsenin kimseye saygısının kalmadığı” konusu var ya; işte nedeni budur.

Kişiler, kimi önemli makamlarda, görevlerde hak etmeyen insanların olduğuna inanç getirdiğinde, oralara olan saygısını, güvenini yitirir.

Üstelik bu karmaşa içinde mesleğinde iyi olanları da fark etmek mümkün olmuyor, eleştiriler genellemeyle yapılıp herkesi aynı torbadaki kişiler olarak değerlendiriyorlar.

Bu da çok rahatsız edici, örneğin ben sırf bu yüzden neredeyse kendi mesleğimden soğumak üzereyim.

Bir de yurt dışındaki başarılı Kıbrıslı Türklere, ülkeye dönme çağrısı yapılıyor. Başarılılarla, ambalajı parlakların birbirine karıştığı bir ortama niye gelsin ki?

Önemli noktalardaki kişiler, genelin olmasa da büyük çoğunluğun onayını alamamışsa, vicdanlarda kabul bulamamışsa o ülkede sorun var demektir.

Sakın beni yanlış anlamayın, bu kişiler için “iyi insan” veya“kötü insan” değerlendirmesi yapmıyorum.

İyi- kötü başka bir şey, “hak etmek” ve “iş bilmek”, “mesleğinde iyi olmak” başka bir şeydir.

Adam bulunduğu kurumu batırır, eleştirmeye çalışırsınız, çıkarlar onun için “ama aslında iyi insandır” derler size.

Zaten bu ülkede başımıza ne geldiyse beceriksiz iyi insanlardan geldi.

Varsın önemli yerlerde iyi insanlar olmasın da hakkıyla gelmiş, mesleğinde iyi, iş bilenler olsun.

Çok iyi insan olmasınlar ama halkın vicdanında kabul görsünler, “aha burasının adamı budur” dedirtsinler, inanın memleket için çok daha hayırlı olur.

 

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?