Ali Baturay

 

Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi

20 April 2014, Sunday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Ülkemizde birçok gazeteci, dünyanın sorununu gündeme getirir, yazar veya TV ekranından yansıtır ama kendisininkini duyuracak bir mecra bulamaz.

Kendisinin sosyal sigorta, ihtiyat sandığı yatırımları yapılmaz, maaşını bir ay geç alır, esir gibi, köle gibi çalıştırılır ama gidip filan firmanın benzer yükümlülüklerini yerine getirememesinin haberini yapar.

Yani bazı gazeteciler kendi söküğünü dikmekten aciz bir terzi gibi.

Yenidüzen gazetesinin evvelki hafta yayınladığı, gazetelerin, TV’lerin çalışan kadrolarını gösteren haber gerçekten ibret vericiydi.

Tek kişiyle çıkan gazeteler, yayın yapan TV’ler vardı o listede... Ya da birkaç kişiyle.

Tabii biz biliyoruz oralarda o kadar az insan olmadığını... Bu insanlar, yatırımları yapılmadığı için “yok” görünüyorlar resmi kayıtlarda.

Bazı gazeteler hayalet muhabirler, hayalet emekçilerle çıkıyor, bazı TV’ler, radyolar da hayalet personelle yayın yapıyor... Hayaletler sarmış medyayı... Etten kemikten yapılmış, elle tutulan hayalet olur mu? Oluyor işte...

Her gazetenin her TV’nin iddialı sloganları var; ne güzel sloganlar onlar öyle. Öyle de söylediğinle yaptığın bir birini tutmayınca neye yarar ki slogan?

Sen dünyayı eleştirecek, herkese akıl vereceksin ama durumunun farkında olmayacaksın, yani kendi gözündeki merteği görmeyip başkasının gözündeki çöple uğraşacaksın.

Sözüm patronlara; çalışanının geleceğini hiçe sayıp, yatırımlarını yapmayacaksın ama kendi lüks yaşamına devam edeceksin… Çalışanın evine ekmek götüremeyecek ama sen keyifle viskini yudumlayacaksın... Vicdanın sızlamayacak, yüzün kızarmayacak ve patron edalarında etrafta dolaşacaksın.

Yenidüzen gazetesi, basın çalışanlarıyla ilgili o rakamları kendisi uydurmadı ki, bunları devletin yetkili birimlerinden aldı.

Devletin yetkili birimleri, bu işyerlerinin hayaletlerle yürütülemeyeceğini bilmez mi? Bilir elbet.

KIBRIS TV’de programıma konuk olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar’a sormuştum buna benzer bir soru.

Onlar da farkında ama direkt cezalandıracak bir mekanizma yok, mahkemeye veriyorlar ve bekliyorlar...

Bekle ki mahkeme sonuçlansın ve karar versin.

Ta ki mahkeme karar versin, gazeteler batar kapanır, aynı kişiler başka gazete açar, orada başka mağdurlar olur ama sağlıklı bir sonuç alınamaz. Bir kısır döngüdür gider.

Sayın Aziz Gürpınar, yasalarda değişiklik yapacaklarını, çalışanını mağdur eden işverenleri yakında direkt cezalandıracak değişiklikler üzerinde çalıştıklarını söyledi.

Bunca hükümet geldi geçti, bu konuda çok geç kalındı bence.

Bana göre, yasal boşluklara rağmen, istismarcı işverene devletin gücü ve ağırlığı hissettirilmeliydi.

Devletin gücü, “sansür” yaptırırken ya da “adam attırırken” değil, işte bu durumlarda çalışanı korumak için kullanılsa bunca yıl bu kadar mağdur yaratılmazdı.

Her yıl medya alanında birçok insan mağdur oluyor, ya beleşe çalıştırılıyor, ya parasını alamadan istifa ediyor, ya da alacağını isteyince işten atılıyor.

Gazete çıkarmak, televizyon açmak ne kadar kolaylaşmış bu ülkede. Slogan belirleyerek, büyük büyük laflar ederek gazete çıkarmak kolay da ya gerisi...

Gazetelere Türk Ajansı Kıbrıs’ın (TAK) ücretini devlet ödeyecek, TV’ler uyduya çıkacak devlet ödeyecek, her sıkıştığında devlete avuç açacaksın, bunun adı da “özgür gazetecilik” olacak.

Şimdi bunları kurumsallaşmış, sorunsuz bir medya grubunda çalıştığım için söylediğimi zannedebilirsiniz, “Senin tuzun kuru” diyebilirsiniz, hayır başka yerde çalışsaydım da söylerdim, çünkü gerçekler bunlar.

Gerçek şu ki;  çalışanına maaş vermeden, sosyal sigorta, ihtiyat sandığı yatırmadan, personelini işten atarak, üç- beş kuruş verdiğin üniversite öğrencisiyle gazete çıkararak, TV yayını yaparak büyük patron olamazsınız.

Bana göre, “imaj” için, “bazı çıkarlar” için, elindeki medya aracını “silah gibi kullanmak” için kimse bu işe soyunmasın artık.

Bu işi yürütecek maddi bir birikimi olmadan, bu işi yapacak kafaya ve bilgiye sahip olmadan, gerekli araştırmayı yapmadan ve mevcutları kıskanarak ya da “ne olacak ben de yaparım” zihniyetiyle kimse bu işe kalkışmasın.

Olan emekçi insanlara oluyor, siz ortaya çıkmazsanız en azından onlar da başka işler yapar, mağdur olmaz, perişanlığı yaşamaz.

Tüm meslek dallarının hücumu altında olan, iki satır yazı yazıp, bir TV programı yapmakla herkesin gazeteci kabul edildiği bu sektör, maalesef imajlar üzerine kurulmuştur.

Medya sektörünün durumu öyle uzaktan görüldüğü kadar parlak değildir, üzeri yaldızlı kağıtla örtülmüş, içi ise çürümüştür, “içi beni dışı seni yakar” misali.

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?