Ali Baturay

 

Anahtarı çoktan kaptırdık

11 August 2014, Monday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Herhalde bizdeki gibi “olmayanlar” üzerine kurulmuş bir düzene kolay kolay rastlayamazsınız.

Bir dolu insan, bir filmin senaryosunu oynuyormuş gibi, kapılmış gidiyoruz.

Hepimizin görevleri var ve bir şekilde “olmayanlar” düzeninin sürmesini sağlıyoruz.

Ülkemizde bir gerçekler vardır, bir de yanılsamalarımız... Gerçek olduğuna inandıklarımız ya da inandırıldığımız veya inanmasak da içinde kendimize yer ederek bir şekilde yuvarlanıp gittiğimiz ortam.

Gerçekleri ne kadar görebiliyoruz, görüp de ne yapıyoruz? Gerçekler canımızı ne kadar acıtıyor?

Canımızı acıttığında ne yapıyoruz? Gerçekleri görüp de bağıranlara hangi gözle bakıyoruz?

Israrla “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vardır” diyoruz ama her öfkelenip de ağzımızdan kaçırdığımız tepki sözcükleri ile aslında olmadığını itiraf ediyoruz.

Öyle bir ülkenin olmadığı, günlük yaşamımızda defalarca yüzümüze tokat gibi vurduğu halde artık bundan çok rahatsız da olmuyoruz.

Zaten birçok konudaki rahatsızlığımız üç gün sürüyor, üç gün sonra unutuyor, hatta o rahatsız olduğumuzu benimsemeye ya da görmemeye başlıyoruz.

Yakın tarihimize bakın, saman alevi gibi parlayıp da söndüğümüz olaylarla dolu.

Neler için eylemler yapmadık ki?

Bağırdık çağırdık, TV programlarında konuştuk, yazılar yazdık da sonrasında bunlar hiç yaşanmamış gibi davrandık.

Öyle parlayıp da söndüğümüz olaylar “elle tutulur olsa” onlardan araba mezarlığı benzeri bir “Kıbrıslının parlayıp da kabullendiği olaylar mezarlığı veya müzesi” yapardık.

Ancak bizi idare edenler ve önümüze de hayali parlak şeyler koyanlar senaryoyu çok iyi yazdı.

Önce bizi üretimden kopardılar. Halkın büyük bölümünü, hiçbir ekonomik akla uymayacak şekilde, verimsiz bir yapıyla kamudan maaş çeker hale getirdiler.

Üretimden kopup tüketen konumuna geçen halklar her zaman için güdülmeye mahkumdur.

Israrla üretim yapmaya çalışan memleketin delilerinin önüne de aşılmaz engeller koydular.

Zaten yaratılan sanal düzenin kendisi başlı başına bir engel...

Herkesi tüketici yap, kamuda maaşa bağla gerisi kolay.

Tüketici yaptığın kesim için de iki ipin olsun; bağırdıklarında bu iplerden birini ya daraltıp onları korkutup idare edersin ya da ipi gevşetip biraz imkanlara kavuşmasını sağlarsın yine istediğini yaparsın.

Ha maaş bağlamadığın azınlık kesimdekileri mi merak ediyorsunuz?

Onlar yakınları aracılığıyla zaten bir şekilde aynı sürüye bağlanmış durumda.

Kimisinin babası, kimisinin anası, kimisinin kardeşi, kimisinin eşi, kimisinin evladı bir şekilde o büyük “maaşlı” kesimin içinde olunca ve tüccar ile üretici de o kamu personelinin harcamasından yararlanıp bir şekilde o maaştan payını alınca geriye ne kaldı ki?

Yine de bunun dışındaki bağıran azınlık kesime de “mahallenin delileri” muamelesi yapılıyor zaten.

Ülkeyi yönetmeye talip olanlar da düzeni “değiştirmeye” veya “iyileştirmeye” değil de sürdürmeye geliyorlar.

“İdealist politikacılar!”, büyük büyük laflar edip sonra da o laflarının tümünü unutup yutuyor, ya da söz oyunları ile o lafları eğriltip, büğrültüp düzenin devamını sağlıyorlar.

Hatta politikacılarımız, o sahte düzenin bile kendi içinde tutarlı gibi görünen yanlarını da kişisel ya da zümresel çıkarları nedeniyle darmadağın edip tam bir kaos yaratıyorlar.

Ancak senaryoyu yazanlar politikacıların “egoları”, “çıkarları” ve “zümresel menfaatlerini” de çok iyi hesapladığından ve bir öncekilerin kazandıklarının bir sonrakileri ve zümresini cezp edeceğinden, kimi zaman intikam duygusuyla da karışık sahip olma isteğini kabartacağından ve o baskıyla onların da her şeyi berbat edeceğinden çok emindi. Öyle de oluyor zaten gördüğünüz gibi.

Bu da neyi getiriyor? Tabii ki; “İşte Kıbrıs’ta bunlar kendi kendini bile yönetemiyor”, “Her gelen batırıyor”,   “Beceriksizler ordusu, yine Türkiye’ye avuç açtılar” algısını güçlendiriyor.

Bu algı Türkiye’den veya dünyadan buralara bakanlara da, hatta Güney Kıbrıs’taki halka ve politikacılara da yansıyor... Maalesef politikacıların başarısızlığının yarattığı algı, Kıbrıs Türk halkında da “umutsuzluğu” körüklüyor.

Mesela, Rum yöneticiler, “Çözüm için anahtar Türkiye’dir” dediğinde niye gücünüze gidiyor?

Nenden bu sözü “spekülatif” veya “popülist” buluyorsunuz ki? Bunu kanıtlayacak daha sonra yazı konusu yapabileceğim yüzlerce olay var ülkede. Kendi kendimizi kandırmayalım, anahtarı çoktan başkalarına devrettik, hem de her konuda.

Türkiye’den bazı yetkililerin bazı sözleri veya Güney Kıbrıs’tan bazı bizim için yapılan yakıştırmalar onurumuzu kırıyormuş. Hiç kırmasın, çünkü o acı sözler büyük oranda gerçekleri yansıtıyor; bunları duymaya katlanamıyorsanız, mevcut düzenin yaşamasını sağlamak yerine, bu ülkede çözümü savunmalıyız.

O kadar rahat ve laçka bir düzen yarattık ki Kıbrıs’ta çözüme ulaşıldığında da başta bazı zorluklar yaşayacağız ama gelecek nesiller için kafes düzeni değil, dünyaya ait bir ülke ve onurlu bir toplum bırakacağız.

Aksi takdirdi, hem rahatlığımızdan taviz vermeyecek hem de “onurumuzu” ve “varlığımızı” korumayı başaracağımızı sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz.

 

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?