Ali Baturay

 

Aman eleştirme yıpratırsın!

08 October 2014, Wednesday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Ülkemizde eleştiri yapmaya başladınız mı hemen koro girer devreye, “kurumlarımızı yıpratmayalım” diye.

Eleştiri yapmak kurumları yıpratmaz, tam tersine içine düştükleri yanlışlardan dönmelerini sağlar.

Eleştiri panzehir gibidir, kurumları ve kişileri zinde tutmaya yarar.

Eleştirinin, sorgulamanın olmadığı yerlerden genellikle kötü kokular çıkar, istenmeyen şeyler olur.

Yaptıklarının sorgulanmayacağını, ne yaparsa yapsın kimsenin sesini çıkarmayacağını bilen kesimler önemli yanlışlara düşerler, yakaladıkları yapay özgüvenle akla hayale gelmeyecek işlere yeltenirler.

Bir kuruma, bir yöneticiye, bir kişiye; yalana, gareze düşmeden, karalama niyetiyle değil de objektif yani  sağlam temellere dayanarak “yanlış yapıyorsun” demek hiç de onu yıpratmak demek değildir.

Esas sesini çıkarmadan içten içe çürümesine fırsat vermek yanlıştır.

Ülkenin küçük oluşu, herkesin herkesi tanıması nedeniyle insanların birbirini kırmak istememesi,  dost- ahbap ilişkileri, kişisel çıkarlar, “aman başım ağrımasın” düşüncesi insanları eşleştirmekten, sorgulamaktan alıkoymaktadır.

Herkesin ama herkesin, eleştirmekten, sorgulamaktan, mahkemelerde hakkını aramaktan çekinmemesi gerekir ama en çok da bizim, gazetecilerin sorgulayıcı olması lazım.

Ne yazık ki sorun da burada başlıyor; birçok meslektaşımız yalakalık düzeyinde köşe başlarını tutmuş, esas görevinin sorgulamak olduğunu unutmuş, övgü düzme yarışına girmiş.

Elbette memleketteki güzellikleri de görmek gerekir ama bunu uzatırsanız, övgüye, yağa, bala bular, yalakalığa dönüştürürseniz, tadı kaçar, mide bulandırır.

Gazeteciliğin ruhunda “eleştirel bakış” vardır, “sürekli sorgulayan göz” vardır, “didikleyen tavır” vardır, kim kırılır, kim gücenirse gücensin gerçekleri yazmak vardır, yoksa övgü düzemek için gazeteci olmaya gerek yok, onu herkes yapar.

Ülkemizde askere, polise, yargıya, bazı devlet yetkililerine, bazı gözde (!) kurumlara eleştiri yapmak adeta “suç” sayılır. “Dokunma yanarsın” misali, bir yüksek hassasiyet!

Halbuki bu saydığım kurumların tümünü insanlar yönetmektedir ve insanın olduğu yerde hata da olur, istenmeyen şeyler de...

Asker de olsa, polis de olsa, yargıç da olsa, bakan da olsa sonuçta insan değil midir?

Kusurlar ve hatalar da insanlara mahsus değil midir?

Bir yerleri “dokunulmaz” ilan etmek, kişileri adeta tanrılaştırmak doğru değildir.

Örneğin sıradan bir trafik kazası geçirmiş ordu mensubuyla, bir askerle ilgili en ufak bilgi alamazsınız.

Neden? Cevap; “Kazayı yapan askerdir, bilgi verilemez?”

Neden? O da insan değil midir? Onun da insanca refleksleri, hataları kusurları olamaz mı?

Onlara göre olamaz. Bir zamanlar Mağusa’da ordu evinde yangın çıkmıştı, dumanları herkes gördü, uzaktan fotoğrafları çekildi ama en ufak bilgi vermedi yetkililer. Neden? Çünkü orası asker kontrolündedir, olmaz.

Neden olmaz, orada yaşayanlar insan değil mi? Onların da hatası, ihmali, bir yanlışı olamaz mı?

Yani en ufacık bir bilgi, “falan saatte, falan yerde, bu nedenle yangın çıktı” demenin ne zararı var ki?

Size, “bize askeri sırları açıklayın” demiyoruz ki! Burada bu örneği neden veriyorum; askeri yapının ne kadar kapalı ve ellenmez olduğunu anlatmak için.

Aman polise dokunmayın, eleştirmeyin! Neden? Çünkü yıpranır.

Peki Bayraktar cinayetiyle ilgili onlarca falso veren, ansızın soruşturma ekibini değiştiren, yaptıklarıyla kimseyi tatmin etmeyen polise bunun nedenini sorumak neden yıpratma olsun?

Sorgulanmak için getirilen bir zanlı, polis binasında intihar ediyorsa, nasıl eleştirmezsiniz?

Görevi canımızı korumak olan polise, emanet ettiğimiz zanlı yakınlarımız orada ölüyorsa ve bu ölüm geride onlarca soru işareti barındırıyorsa, polis sorgulanmayacak mı?

“Polise emanet edilen kişi, polis binasında nasıl olur da ölür?” demek neden suç olsun, neden yıpratma olsun?

Bakanlık yapan kişi kürsü dokunulmazlığını istismar edip, olmadık işler yapar, en basitinden trafik cezasını

dahi sildirirse, başka bir bakan denetlemekle yükümlü olduğu şirketin ödediği parayla yurt dışına giderse, bir başka bakan ve bir milletvekili çocuklarını yatay geçişle başka bir bölgedeki koleje aktarırsa, milletvekili özel şirketlerin avukatlığına soyunup, sağa sola tehdit yağdırırsa, onları eleştirmek, devleti yıpratmak, parlamentoyu yıpratmak mı olur?

Önce onlar yıpranmamak için olmadık işlere bulaşmayacak, dikkatli olacak sonra da biz gördüğümüz hataları görmezden gelmeyeceğiz.

Öyle oturduğumuz yerde dedikodu boyutunda; “o da olmuş”, “şu da olmuş”, “ya şu da şunu yapmış” demekle bir yere gelemeyiz. “Yıpratmayalım” suni kaygısıyla artık “suskunluk ortamına” bir son vermek gerekir.

Herkesin her şeyi bildiği ortamda “aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek başımızı kuma soktukça, çürüme devam edecek, yılan bir gün gelip ısırmak bir yana bizi yutacak da o zaman bu sessiz ortamda bizi de savunacak birini bulamayacağız.

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?