Ali Baturay

 

Çıldırtan dağınıklık

01 December 2014, Monday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Başka ülkelerden Kuzey Kıbrıs’a gelen ve bir süre yaşayan insanların, örneğin İngiltere’den Avustralya’dan gelen yakınlarımızın çokça şikayet ettiği konu, ülkemizdeki sistemsizliktir.
Bir sistemi olan ülkelerden gelen insanlar Kuzey Kıbrıs’taki “darmadağın ortama” alışmakta zorlanmaktadır.
Belli bir düzene alışmış insanlar, “sistemsizlik”, “dağınıklık” içinde çıldıracakmış gibi olur.
İngiltere’den Kuzey Kıbrıs’a kesin dönüş yapan ancak sırf sistemsizlikten dolayı bir süre sonra İngiltere’ye geri dönen insanlar tanıyorum.
“Londra eskisi gibi değil ama en azından insan yaşamını kolaylaştıran bir düzen var” sözünü çok duydum.
Peki ya biz burada yaşayanlar, biz nasıl dayanıyoruz bu dağınıklığa, bu sistemsizliğe?
Sistemsizliğin içine doğanlar, bir şekilde böyle yaşamaya alışıyor.
Daha iyiye ulaşmak yerine, bu kaosta yaşamanın birtakım yollarını bularak devam ediyorlar hayatlarına.
Edilgenlik yaşam tarzımız olmuş adeta…
Ta baştan yenilgiyi kabul etmek gibi bir şey…
Başka ülkelerin çok uzun yıllar önce çözdüğü, hani oralara gittiğimizde gıpta ettiğimiz birçok şeyi bir türlü çözemiyoruz.
Ancak artık bu sistemsizliğin içine doğan bizler bile katlanamıyoruz yaşadıklarımıza.
Değişen, gelişen dünyaya, müthiş teknolojik yeniliklere rağmen halen bazı eski model sorunları çözememek, (hele de birileri hep “çözeceğim” diye söz veriyorsa) gerçekten çekilmez oluyor.
Ülkemizdeki yapı, insanların rahatlığı için değil de huzursuz olması üzerine kurulmuş sanki.
Biz bile artık bu düzensizliğe dayanacak gücü bulamıyoruz kendimizde.
Olmadık zamanda kesilen elektrikler... İkide bir çöküp ülkeyi internetsiz bırakan ADSL...
Plansız programsız trafiğe kapatılan yollar... Plansız programsız kazılan adeta birer ölüm tuzağını andıran yollar, yol kenarları... Yıpranmış, tamir edilmeyen delik deşik yollar... Işıklandırılmayan, “ölüm saçan” zifiri karanlık yollar... Ölüm saçan yanlış yapılmış kavşaklar... Olmadık yere sorumsuzca park edilen araçlar…
Mahkemelerde uzayıp giden, sonuçlanmak bilmeyen davalar.
Öğretmensiz kalmış, bin bir sorunla boğuşan devlet okulları...
Toplumu memnun edemeyen, sorunlar yumağı olmuş hastaneler...
Sistemi çöken ve arızası günlerce devam eden “Araç Kayıt Dairesi”...
Önünde ödeme yapmak için kuyruklar oluşan Elektrik Kurumu...
İş bitiremeyen, 21. yüzyılda halen “bugün git yarın gel” mantığıyla hizmet veren devlet daireleri...
Yüzünüze bakmaya tenezzül etmeyen, kendini Allah zanneden bazı devlet dairesi çalışanları...
Uzun süre bekleyip de tam sıra size geldiğinde sistemi çöken bankalar...
Verdiği sözleri tutmayan, hatta tam tersini yapan, muhalefette başka, iktidarda başka konuşan siyasiler.
Hükümet edenlerin her seçim öncesi torpille kamuya aldığı, sonra da günlerce tartışılan insanlar…
“Bakanlık almazsam giderim” diyen, bakanlığı elinden alındığı için küsüp partiden kaçan politikacılar.
Davaları kaybeden ancak yargı kararlarını uygulamayan; üreticiye ürün bedellerini ödeyemeyen bir hükümet.
Bazı politikacıların sebebiyet verdiği, torpil, adam kayırma, kıyak, rüşvet vakaları...
Sorgulanmak için getirildiği polis müdürlüğünde intihar eden zanlı...
Güpegündüz bankanın parasını soygunculara kaptıran bir güvenlik sistemi.
Pankart açanlara çifte standart uygulayan bir polis teşkilatı...
“Kanser” veya “trafik kazası” için yapabileceğinin cenazeye gitmek olduğunu zanneden politikacılar…
Birer ölüm merkezine dönüşmüş, “iş kazalarına” karşı tedbir alınmamış işyerleri...
Temizlik görevini dahi yerine getiremeyen, personelini ödeyemeyen batmış belediyeler...
Yağmur yağınca suya gömülen (başta Lefkoşa olmak üzere) büyük kentler...
“Yarım saat sonra oradayım” deyip de üç gün sonra gelen tamirciler...
Malı satana kadar iğnenin deliğine sığan ancak sattıktan sonra “arıza için aradığınızda” kayıplara karışan, hizmet vermeyen satıcılar... Toplu taşımanın olmadığı bir ulaşım sistemi...
Sinema ve tiyatroda konuşmamayı, bankada, dairede, markette, maçta, düğünde sıraya girmeyi bilmeyen ve de öğrenemeyen insanlar topluluğu...
Yavaş gitmek isteyenlerin şeridinin “sol şerit” olduğunu, sağ şeridin trafiğin akmasını sağladığını, burayı daha süratli gidecek sürücülerin kullandığını bilmeyen, sağ şeridi alıp kaplumbağa hızıyla giden ve trafiği tıkayan sürücüler...
Araçta giderken çöplerini dışarıya fırlatan münasebetsizler...
Evini temizleyip, çöplerini duvarının arkasına döken bilinçsizler...
“Görgüsüzlük” ve “ne oldum deliliğinin” tavan yaptığı bir toplum.
Daha sayabilirim ama köşemin kapasitesi doldu.
Bu keşmekeş içinde aklımızı oynatmadan yaşayabiliyor oluşumuz mucizedir, hatta Oscar ödüllüktür.

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?