Ali Baturay

 

Milletvekilinin bedeli

16 December 2014, Tuesday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Meclis ile ilgili olumsuz genellemelere bazı politikacılar tepki gösterir.
Demokrasinin kalesi olarak gördükleri meclisin tartışılmasını, güvenilirliğinin sarsılmasını kabul edemeyeceklerini söylerler.
Elbette 50 milletvekilinin tümünü aynı kefeye koymuyoruz ve haftada iki gün değil, hemen her gün komitelerde yoğun çalışmalar yaptıklarını da biliyoruz ama maalesef buna rağmen genel algı hiç de iyi değil.
Durmaksızın partiler arasında “transfer” olan milletvekilleri, halk üzerinde olumsuz etki bırakıyor, genel olarak tüm siyasilerden soğumasına neden oluyor.
UBP ile DP arasında asansör gibi gidip gelen milletvekilleri, üstelik hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar.
Bu kadar basit yani, kafana esti o partiye git, kafana esti diğerine.
Ne güzel, beklediğin menfaati elde edemeyince çek git başka bir partiye.
Sonra da hiçbir şey olmamış gibi gerine gerine dolaş ortalıkta.
Çık kürsüye parlamentoda ver veriştir, televizyonlarda yerden yere vur rakip partiyi, ondan sonra üç gün sonra o partiye git.
Kavgalar, gürültüler, suçlamalar, demeçler, röportajlar; hepsi boşuna, hepsi suya yazılmış gibi. Oyun oynarmış gibi...
Alabildiğine samimiyetsiz, alabildiğine yapmacık.
UBP’de aylarca süren İrsen Küçük- Ahmet Kaşif kavgası az zamanımızı almadı; işi gücü bıraktılar aylarca kavga ettiler.
O dönem yaşamadığımız rezillik kalmamıştı, İrsen Bey, bu kavgadan galip çıkmak amacıyla ilk kez bir kurultayı kazanmak için kamuya istihdam yapan adam olarak tarihe de geçti.
Büyük tantanalarla DP’ye geçen ve UG kanadının başını çeken Ahmet Kaşif, geçtiğimiz günlerde Ergün Serdaroğlu ve Hamit Bakırcı ile birlikte yine UBP’li oldu.
Sayın Kaşif, onlarca suçlama yaparak, kavga, gürültüyle kaçtığı UBP’de yine.
Kaşif ve UBP’den kaçan diğerleri için birçok kişi “Seçimden sonra UBP’ye dönecekler” demişti.
Hatta bunu DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da bekliyordu ki, kaçma ihtimallerine karşılık tazminat da içeren belgeler imzalatmıştı onlara.
Beklenen oldu, bir bir çözülmeye başladılar... Serdar Denktaş Bey’in işi zor tabii, bundan sonra da zor olacak.
Öz partililerini dışlayıp, sırf isimli UBP’lilerin oylarını kapıp hükümette yer alabilmek için kaygan zeminde durmaya çalıştı.
Serdar Bey, öz partilisi ile yürüse doğrudur, belki bu kadar oy alamayacaktı, belki hükümette de olamayacaktı ama bazen kazandığınızı zannettiğinizde de çok şey kaybedersiniz, bunu da çok sonra anlarsınız.
Serdar Denktaş, “az ama özü”, yeniden yapılanmayı, istikrarlı bir büyümeyi seçmedi...
Her an elinden uçup gidecek kişilerle, kaygan zeminde yürümeyi tercih etti.
Bir tarafta “bakanlık da bakanlık” diye tutturanlar, diğer tarafta “bakanlığımı vermem” diye tehdit savuranlar.
Ne bakanlıkmış bu bakanlık, ne tatlıymış bu koltuklar.
Serdar Bey, kendi öz partilileri ile bu sorunları daha az yaşayabilirdi çünkü partiye yürekten bağlı olanlarla, menfaat için gelenleri aynı kefeye koyamazsınız.
O tehlikeli olanı seçti ve sonuç ortada; bazı kişileri “bakanlık vereyim de partide tutayım” derken, bu kez de oyuncağı elinden alınanlar tuttu UBP’nin yolunu.
Durup dururken bakanlık değişikliği sırf parti içi dengeleri korumak içindi ama dengeler tam şaşmış durumda.
Maşallah, DPUG’de bakan olmadan parti içinde muhalif duruşu olanlar, “Bu hükümete güvenoyu vermem” diyen Hasan Taçoy, CTP/BG- DPUG’nin hoş bakmadığı bir konuda mecliste önerge sunan Hakan Dinçyürek, bakanlıkları kapınca suspus olmuş, sakinleştirici iğne yapılmış gibi...
DPUG’den kaçanlar, kendilerine oy vermiş, peşinden koşmuş seçmenleri bir çırpıda yok saydılar...
Kusura bakmayın ama neresinden bakarsanız bakın saygısızlık.
Ya UBP’nin kurmayları; onlar neler söylemedi ki bu adamlar için, ne suçlamalar, ne eleştiriler, sanırsınız ellerine geçirdiklerinde parçalayacaklar ama bakın günün sonunda kapıyı sonuna kadar açtılar.
Ne de olsa, bütçeden partilere sağlanan o meşhur katkı, artı üç kişiyle, (yakında biri daha gidecekmiş üstelik) daha da artmış olacak; o yüzden kavgaymış, gürültüymüş, küskünlükmüş, ilkeymiş, prensipmiş hepsi bir kalemde siliniyor.
Sayın Ahmet Kaşif, üstelik Halkın Sesi’ne verdiği özel demeçte, bu olaylardan ve eleştirilerden ders çıkardığını söyledi. Maşallah dokuz tane parti değiştirmiş hâlâ ders çıkarmaya çalışıyor, aslında çıkarılacak tek ders, politikayı bırakıp kenara çekilmektir ama o da işlerine gelmez...
Transfer futbolda parayla yapılır arkadaşlar, milletvekilinin bir bedelle başka partiye “transferi” olsa olsa koca bir ayıp olur. Sakın kimse “bedel yok” deyip de bizi aptal yerine koymaya da çalışmasın...

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?