Dr. İsmail Kemal

 

Güzel Türkçemiz

28 December 2014, Sunday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Dil, insanların bir biri ile iletişimini sağlar. Hayvanların da belirli bir iletişimi vardır ama dil insanlara özgü bir şey. Yazının bulunması ile dil sadece yaşayan insanlar arasında iletişim aracı olmaktan çıkarak bir kuşağın bilgi ve deneyimlerini gelecek kuşaklara aktarma aracı da olmuştur. Bu bilgi birikimi insan medeniyetinin ileri gitmesinde büyük rol oynamış ve oynamaktadır. Hayvanların böyle bir olanağı yok. Bu yazının amacı insanlığın dil tarihini aktarmak değil. Bu konu ile ilgilenenlere Nicholas Ostler’in “Empires of the Word: A Language History of the World” kitabını tavsiye ederim. Çok kapsamlı bir çalışma.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önce Osmanlıca tartışması, sonra da “Son derece zengin, bilim yapmaya, üretmeye son derece müsait bir dilimiz varken bir gece yattık sabah kalktık, baktık ki o dil yok. Şu anda Türkçenin mevcut kelime hazinesiyle felsefe yapamazsınız” sözleri dil tartışmasını ön plana çıkardı. Dil çok önemli bir konu olduğu için tartışmaya katılmamak mümkün değil. Öncelikle şunu hatırlamakta yarar var. Bu yeni bir tartışma değil. Modernleşme, sanayileşme, güçlü ekonomiye ve orduya sahip olma yarışında Avrupa’nın çok gerilerine düşen, bu nedenle Avrupa’yı nasıl yakalayabileceğini tartışmaya başlayan Osmanlı’dan beri dil konusu bu tartışmaların parçası olmuştur.
Batı’nın sanayileşme ve bilimde yaptığı büyük hamle karşısında Doğu toplumları “Acaba biz ne yapmalıyız?” sorusuna cevap aramaya başladılar. Bu konuda iki temel yaklaşım ortaya çıktı. Birincisi, Batı’nın başarılarını alarak ona benzemeye çalışmak (batılılaşma), ikincisi de kendi gelenek ve inançlarına, kültürüne bağlı kalarak (muhafaza ederek), kendine özgü bir modernleştirmeyi gerçekleştirmekti. Osmanlı, Tanzimat’la reformlar yaparak kendini güçlendirmeye çalışırken bu iki fikir akımı giderek netleşti ve aralarında mücadele yaşandı. Günümüzde Türkiye’nin kendisi, toplumu, koşulları çok değişmiş olsa da hâlâ en gelişmiş toplumları yakalama hedefine ulaşamadığı için iki farklı modernleşme vizyonu arasındaki mücadele devam ediyor. Recep Tayyip Erdoğan, muhafazakar-İslamcı vizyonun temsilcisi. Rahmetli Erbakan rakip vizyonu “Batı taklitçileri” diye nitelemeyi severdi. İslam ülkeleri ile birlikte alternatif  bir modernleşme oluşturma iddiasındaydı. “Milli Görüş” hareketi bu vizyonun temsilcisiydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan buna benzer şeyler söylüyor. Siyasi bir tartışma sözkonusu. Türkiye’de konuştuğunuz ve yazdığınız dil siyasi kimliğinizi dışa vurur. Tıpkı bıyıklarınızın şekli gibi. Gelişmiş ülkelerde kullanılan dille siyasi kimlik arasında bu kadar açık bağlantı olmaz.
İmparatorluğun yıkılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet olarak kurulması ile Batılılaşma yanlısı vizyon galip geldi ve bu çerçevede çok önemli reformlar hayata geçirildi. Dil reformu (veya devrimi) bunlardan biriydi. Osmanlıca Arapça, Farsça ve Türkçeden oluşan bir dildi. Arapça Sami dil ailesine, Farsça Hint-Avrupa dil ailesine, Türkçe Altay dil ailesine mensuptur. Yani bir birlerinden tamamen farklıdırlar. Her yönden tamamen farklı üç dilden bir dil (Osmanlıca) oluşturmanın beraberinde getirdiği sorunları kavramak zor olmasa gerek. Osmanlıca halkın anlamadığı, bilmediği bir dildi. Ulus devletlerin en önemli özelliklerinden biri saray dilinden halk diline (vernacular) geçiştir. Tüm halkı okur-yazar yaparak eğitim yolu ile aynı dili konuşan bir ulus oluşturma projesidir. Tüm ulus devletlerde bu yapılmıştır. Fransa akla gelen ilk örnektir. Çin’de, 1920’de klasik Çincenin yerine halkın konuştuğu Çinceye geçildi ve bir komite birkaç lehçe arasından Mandarin lehçesini seçti. 1950’de de Çince yazma karakterleri sadeleştirildi. Almanlar, Macarlar dillerindeki yabancı kelimeleri değiştirmek için çaba harcadılar. Macarlar, 19. yüzyılda 10 bin civarında yeni kelime türettiler. Bunların birkaç bini şimdi de aktif olarak kullanılıyor. Yunanistan’da Cunta’nın düşmesi sonrasında halkın dili olmayan “katharevousa” yerine halkın konuştuğu “dimotiki” yazılı dil oldu. Bu listeyi uzatmak mümkün. Demek ki, dil reformu sadece Türkiye’de yapılmadı. Ama, en köklü dil reformunun Türkiye’de yapıldığı doğrudur. Bu süreç içerisinde hatalar da yapıldı ama esas itibarıyla yapılan doğruydu ve sonuç başarılı olmuştur. Geri çevrilmesi mümkün değildir. Bu nedenle Geoffrey Lewis, Türk dil reformu ile ilgili kitabını “Turkish Language Reform: A Catastrophic Success” diye isimlendirdi. Şimdiki tartışmayı anlamak için bu kitaba başvurmakta yarar var.
Dillerin önemi, zenginliği, gücü onu konuşan ülkelerin gücü ile de bağlantılıdır. Batı dilleri bilimde, sanayide, teknolojide ileri giderek zenginleştiler ve imparatorluk dili olarak dünyaya yayıldılar. İngilizce niçin dünya dili oldu? Çünkü önce İngiliz İmparatorluğu dünyanın büyük bölümüne hükmetti, onun yerini yine İngilizce konuşan ABD aldı. İngilizcenin sorunları yok mu? Var. Ama, bugün bir dünya dili. 20 yıl önce dünyada kaç kişi Çince öğrenmeyi düşünüyordu? Şimdi dünyanın her yerinde Çince öğrenme çabası var. Batı üniversiteleri Çinceye ağırlık veriyor. Bunun nedeni Çin’in artan gücü ve önemi. İngilizcenin rakibi büyük olasılıkla Çince olacak. Türkçenin durumu Türkiye’nin ne yapacağına bağlı. Türkiye “muasır medeniyetler seviyesine” ulaşmayı başarırsa, üniversitelerini, eğitimini gelişmiş ülkelerin standartlarına yükseltebilirse, bilim ve teknoloji üretirse, Türkçe daha da zenginleşecek ve yabancıların öğrenmek istediği bir dil olacak.
Arap alfabesi Türkçeye uygun değildir. Osmanlıca ölüdür. Sözü edilen zenginliği Arapça ve Farsçadan kaynaklanır. Bilim yapmaya, üretmeye son derece müsait bir dil olsaydı Osmanlı bilimde ileri gider ve biz de şimdi bu tartışmaları yapmazdık. Arşivlerde çalışmak isteyen araştırmacıların, tarihçilerin Osmanlıca bilmeleri gerekir. Ama herkesin Osmanlıca bilmesi gerekmez. Kullanılmayan bilgi zaten unutulur. Gençler önce iyi Türkçe ve birkaç yabancı dil öğrensinler. Kürtlerin anadilde eğitim talebine çözüm üretilsin.
Türkçe güzel bir dildir. Dilimizdir. Her halk kendi dili ile gurur duyar. Türkçe ile elbette felsefe, bilim, edebiyat yapılır ve yapılıyor. Taha Akyol’un yazdığı gibi “Türkçe bugün kitabi ve akademik düzeyde zengin bir dildir. Dağarcığımızda bunun ne kadarı var? Asıl mesele budur”. Türkçeyi daha da zenginleştirmek için çaba harcayalım. Bunu yapmak için Arapça, Farsça veya Osmanlıcaya ihtiyacımız yok. Arapça ve Farsça çok önemli, zengin ve güzel diller. Öğrenmekte yarar var. Ben Arapça öğreniyorum. Farsça öğrenmeyi çok isterdim. Ama yabancı dil olarak.

Yazarın Tüm Yazıları
Burkini ve özgürlükler 
Joe Biden ziyareti    
Halep savaşları 
Türk Akımı gerçekleşecek mi?    
Yine mülteci konusu 
Türkiye ve Rusya 
Din ve siyaset 
Rakamlarla mülteci sorunu 
Sıcaklar, kuraklık 
Türkiye ve Arap dünyası 
Dünya nereye gidiyor? 
Darbe girişimi ve dış politika 
Çözüm daha çok demokrasi 
Sol nerede? 
Sırada İtalya mı var? 
NATO’nun Varşova sınavı 
Avrupa’nın asileri 
Dış politikada doğru adımlar 
İngiltere’nin işi zor 
Büyük Britanya mı, küçük İngiltere mi? 
Avrupalılar ve dünya 
Brexit: Kötü fikir 
Brexit ötesinde AB şüpheciliği 
Demografi ve Avrupa 
1916 Orta Asya ayaklanması 
Ortadoğu’da gençler ne düşünüyor? 
Avrupa ve aşırı sağ   
Doğu Akdeniz’de su sorunu 
Dünya İnsani Zirvesi İstanbul’da 
Ortadoğu’da sınırlar 
Sykes-Picot 100 yaşında 
Vize muafiyeti olacak mı? 
Rusya, Türkiye: Yapısal sorunlar 
22 Mayıs seçimleri yaklaşırken 
Vizesiz Avrupa  
Dine dayalı devlet 
100 yıl sonra Kut’ül Amare 
Irkçılık 
İslam dünyasının durumu  
Kaliteli Rusya analizi 
Panama belgeleri depremi 
BM Genel Sekreteri kim olacak? 
Terörizm ve nükleer güvenlik 
IŞİD’le mücadelede ilahiyat 
Teröre lanet 
Brüksel’den ne çıktı? 
Büyük pazarlık 
Türkiye-AB anlaşması 
Basın özgürlüğü 
Oscarlar ve Spotlight 
Türkiye-AB zirvesine doğru 
İran nereye? 
Suriye: Obama’nın iflası 
Zor günler 
Suriye açmazları 
Suriye’de ateşkes mi? Chamberlain’in hayaleti 
Su ve elektrik 
Suriye: Köyün minareleri 
AB ve gelecek 
Dördüncü endüstri devrimi 
Temelleri sarsılan AB 
Avrupa’nın kaybolan rüyası 
Ortadoğu’da bir Çinli 
İslam dünyasının durumu 
Avrupa’nın popülizm sorunu 
Suudi Arabistan-İran krizi 
ABD’de kadın başkan 
2016’ya “Merhaba” derken 
Ne olacak bu AB’nin hali? 
Dış politikada gerçekçilik 
Türkiye-İsrail ilişkileri 
Ortadoğu’da mezhep kavgaları 
Tarihi Paris anlaşması 
İslam, Müslümanlar, Batı 
Türkiye ve AB üyeliği 
Stratejik rekabet 
AB-Türkiye zirvesi 
Gerilimi düşürme zamanı 
20 yıl sonra Bosna 
Gözler Paris’te 
İklim değişikliği ve global endişe 
Yaklaşan G20 zirvesi 
Su ve İsrail 
Diğer seçimler: Azerbaycan 
Türkiye: Umut ve kaygı 
Coğrafya ve politika (jeo-politik) 
Rusya’nın artan askeri gücü 
Terörizm başaramaz 
Seçimlere doğru Türkiye 
Putin Suriye’de neyin peşinde? 
Enerji, AB, İran 
Hac faciasının düşündürdükleri 
BM başarılı oldu mu? 
Sürdürülebilir kalkınma hedefleri 
Yunanistan’a istikrar gelecek mi? 
Corbyn başarabilir mi? 
Suriye satrancında Rusya 
İnsan kaçakçıları 
Savaşların kurbanı çocuklar 
Mısır’ın enerji piyangosu 
Yine suyun önemi 
AB’nin mülteci krizi 
AB’nin mülteci krizi 
Tsipras’ın sınavı 
Türkiye’de karar halkın 
Türkiye’ye üzülmek 
Stratejik bir kaynak: Su 
Başka bir “çılgın proje” 
Çocuklar öldürülmesin! 
Enerjide Türkiye-AB işbirliği 
Türkiye ve uyanan dev 
IŞİD’le savaş 
Yunanistan: Sönen umutlar 
AB’nin geleceği 
İran’la tarihi anlaşma 
Rusya’nın ayıbı 
Evet mi, hayır mı? 
Suriye’ye dikkat 
İran’la anlaşma olacak mı? 
ABD’ye bakış 
Rakamlarla mülteci krizi 
Magna Carta 800 yaşında 
Dünyada silahlı çatışmalar 
Yunanistan’ın geleceği 
Türkiye’de yeni dönem 
Güç paylaşımı, Lübnan 
Güç paylaşımı, Kuzey İrlanda 
Güç paylaşımı, Bosna 
Geçmiş ve gelecek 
ABD’nin Irak fiyaskosu 
Arakan Müslümanlarının trajedisi 
Siyasette deprem 
Zafer günü 
İngiltere nereye? 
Akdeniz’de stratejik dengeler 
ABD’nin Türkiye’ye bakışı 
Vietnam Savaşı’nı hatırlamak 
Akdeniz trajedileri ve AB 
Yunanistan: Karar zamanı 
Seçimler ve sonrası 
Esas konu geleceğimiz 
Milletin makûs talihi 
Siyasette yeni soluk 
Siyasette yeni soluk 
Çoklukta ölüm bile tatlıymış… İnanmayın! 
İran’la satranç 
Toprakları kanlı Yemen 
Bir yıl sonra Kırım 
İnternete bakış 
Çanakkale geçilmez 
Netanyahu sınavda 
Kadın liderler zorda 
Rumlar ne düşünüyor? 
Savaş çığırtkanı Netanyahu 
Rusya ve Putin 
Demokrasi, demokratlık 
Avrupa’nın kaderi Almanya ve Rusya’nın elinde 
Türkiye’nin kadınla sınavı 
Ukrayna anlaşması kalıcı mı? 
Yunanistan’ın kader günleri 
Avrupa’nın Ukrayna sınavı 
Yakarak öldürmek 
Sina’da ne oluyor? 
Ekonomi ve siyaset 
Yunanistan kavşakta 
Dünyada demokrasi geriliyor mu? 
Euro bölgesinin sorunları 
Avrupa ne yapmalı? 
Müslümanlar ne yapmalı? 
Terörizm hepimizin düşmanı 
Risk toplumu 
Robotlar ve işçiler 
2015: Seçimler yılı 
Enerji jeo-politiğinde LNG 
2015’te Ortadoğu 
Putin zorda 
Yunanistan’a dikkat 
Gelir uçurumu 
Enerji oyununda kritik gelişme 
Nükleer enerji 
Yeni soğuk savaş mı? 
Dünya Bankası’nın iklim raporu 
Yine iklim değişikliği 
İran’la anlaşma mümkün olacak mı? 
ABD ve Çin sürprizi 
Küreselleşmenin neresindeyiz? 
Mescid-i Aksa 
İngiltere AB’den çıkacak mı? 
ABD Kongresi için yarış 
Ukrayna ve Tunus’ta kritik seçimler 
Türkiye’nin G20 dönem başkanlığı 
Petrol fiyatları düşerken 
Eşitsizlik sorunu 
Küreselleşme ve dünya düzeni 
Ebola tehdidi  
Kurbanlar 
Türkiye’nin Ortadoğu sınavı 
Dünya düzensizliği ve BM 
IŞİD hedefte 
Barbarlar kapıdayken 
İskoçya: Kader günü 
İskoçya’dan Katalonya’ya 
İskoçya referandumu 
Kissinger’in “Dünya Düzeni” 
Kritik NATO zirvesi 
Arap dünyasında siyasal İslam 
Türkiye’de yeni dönem (mi?) 
AB ve Akdeniz 
Deneme sırası Norveçlide 
Putin, Aliyev, Sargsyan 
2014’te insani kalkınma 
Kavşaktaki Türkiye 
Türkiye ne düşünüyor? 
Uluslararası guguk 
10 Ağustos ve Kıbrıs 
İsrail kazanabilir mi? 
Yazacak ne kaldı? 
Hepimiz Gazzeliyiz 
Gazze senaryoları 
Filistin trajedisi 
Su sorunu ve uluslararası su hukuku 
Müslümanlar radikalizme karşı 
Türkiye cumhurbaşkanı 
Savaş: 100 yıl önce ve şimdi 
Çin ve Ortadoğu 
Dünyanın mülteci sorunu 
Türkiye ve Arap dünyası 
Dış politikada gerçekçilik 
Dış güçler 
Bravo Obama 
AB’nin yeni açmazları 
Kapitalizm ve eşitsizlik 
Mısır nereye? 
Öteki Avrupa seçimleri 
Küresel ısınma ve güvenlik 
Avrupa nasıl yolunu kaybetti? 
Washington’dan Biden geliyor 
Batı sonrası düzen 
Türkiye’nin enerji amaçları 
Doğu Akdeniz ve Çin 
Irak’ın geleceği 
Transatlantik ilişkiler, Türkiye 
Orhan Veli 100 yaşında 
Kıbrıs- Güney Afrika 
Ukrayna bıçak sırtında 
Etnik anlaşmazlıklara çözüm 
Türkiye-AB ilişkileri nereye? 
Afganistan’da kritik seçimler 
Türkiye’de “yeni dönem” 
Türkiye seçim sınavında 
Türkiye yanlış yolda 
Yasaklarla nereye kadar? 
Kırım’ın ilhakı ve biraz tarih 
Kırım: Kritik gün 
Ukrayna, Kırım, enerji 
Eşitlik: Uzun ince yol 
Ukrayna dersleri 
Rusya Kırım’a dönüyor mu? 
Venezuela’da ne oluyor? 
Kiev “Meydan muharebesi” 
Kiev alev alev 
Rusya, Mısır, Doğu Akdeniz 
Türkiye, İsrail, Doğu Akdeniz 
Müzakereler başlarken 
Soçi Olimpiyatları başlarken 
Döviz ve durum tespiti 
Fransa-Türkiye ilişkileri 
Ukrayna: Rusya-AB rekabeti 
Gözler Cenevre 2’de 
2014’te savaş çıkar mı? 
Siyasi partilerin geleceği 
Downer başarabilecek mi? 
Cesur yeni dünya 
Avrupa’da aşırı sağa bakış  
Ekonomik beklentiler zayıf 
2014 ve Kıbrıs 
2014 ve Türkiye 
Mandela: Özgürlük meşalesi 
Ortadoğu’da Türkiye algısı 
Eleştirel ve özgür düşünce 
Fikirler, özgürlük ve hukuk