Ali Baturay

 

Saklı gerçekler

26 January 2015, Monday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Ta küçüklüğümüzden öğrettiler bize, neleri söyleyip neleri söyleyemeyeceğimizi.

Bir gerçekler vardı, bir de söyleyemediğimiz, dile getiremediğimiz gerçekler.

Büyüdükçe arttı, bilip de söyleyemediklerimiz, söylemememiz gerekenler.

Neden söylememeliydik bazı şeyleri; çünkü bunların bazısı ayıptı, bazısı günah, bazısı yasak.

Ayıp, günah, yasak, sakıncalı...

Ne sevimsiz ifadeler değil mi?

Hayatımızın her evresinde gelip de bize dayattıkları bu sevimsiz ifadeler, özgürlüğümüzden bir parça alıp götürdü.

Üstelik gerçeklerden uzaklaşalım diye bize birçok da yalan söylediler, yanılttılar.

Tarihimizden bazı bölümleri bile farklı yazdılar.

Hayatta olanlara ve olayları yaşayanlara yani canlı tanıklarına rağmen, aksini yazdılar, kurmaca olanı resmi tarihe dönüştürdüler.

Olayları yaşayanlar, tanık olanlar da sustu, hep bir şeylerin uğruna.

Ne olacaktı ki şimdi ortaya çıkıp da kafaları karıştırmakla?

Onlara göre, böyle bir şey yapmak düşmana yarayacaktı.

Gerçeği açıklamak, vicdanını rahatlatmak yerine susmanın en iyisi olduğunu düşündüler.

Ne kötüdür, gerçekleri görmezden gelip de yeni bir gerçek dizayn etmek.

Tabii yalnızca geçmiş tarihimizde değil, günümüzde de bilinip de konuşulmayan o kadar çok şey var ki!

İçimizde çöreklenen bir ur gibi, büyüdükçe büyüyen, göğsümüzü patlatacak kadar irileşen söylenmeyen gerçekler...

Bazılarının yarattığı olumsuzluklara, onlarla uğraşamayacak kadar güçlü oldukları için ses çıkarılamıyor.

Bazen onların gücü maddiyat olur, ona her kapıyı açar, size ise bir bir kapılar kapanır.

Ya da o güç, hayatınızı tehdit edecek kadar tehlikelidir.

Gerçekleri söylemek ya da yazmak her zaman insanların başına dert olagelmiştir.

“Sana mı kaldı bunlarla uğraşmak?” anahtar sözcüğü, korkaklığın ya da korkutmanın simgesidir adeta.

Ta küçüklüğümüzden beri bazı gerçekleri söylemek kalp kırardı, bazıları ilişkilerimizi bozardı, bazısı işimizden ederdi, bazısı için ise güya öbür dünyada hesap vermek zorunda kalabilirdik!

Gerçekleri ortaya çıkarmak uğruna canını verenler bile oldu.

Gerçekleri haykıranlara ya deli derler ya da marjinal.

Onları “deli”, “tuhaf”, “marjinal” yakıştırmasıyla itibarsızlaştırırlar.

En tehlikelisi de budur; gerçekleri söyleyenleri deliler sınıfına koyup da onlara başkalarının inanmamasını sağlamak.

Dünyada bugün atalarının yaptığı hatalar için özür dileyen ülke yöneticileri vardır.

İsterseniz çok yakınımızdan bir örnek verelim; Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, başbakanlığı döneminde devlet adına “Dersim olayları” için özür diledi.

Ne kadar samimiydi bilmiyorum ama sonuçta Erdoğan özür diledi.

Demek ki birileri tarihi çarpıtırsa, körü körüne ona inanmak gerekmez; üstelilik 40 gün bir gün özür de dileyip gerçekler kabul edilebiliyormuş.

Birileri de çıkıp bir konuda konuşursa, ya da ortaya bilgi, belge koyarsa onu linç etmek de gerekemez.

Varsa sizin elinizde daha güçlü belge ortaya koyarsınız, varsa sizin daha üstün ikna kabiliyetiniz, nefesinizi tüketir anlatırsınız.

Doğrusu budur.

Geçmişten günümüze, bazı siyasilerin, bazı devlet ve hükümet yetkililerinin dost sohbetlerinde gerçekleri söyleyip, kürsüye çıkınca da tam aksini haykırması, milli duygulara dokunma veya mevcut rant düzenine zarar getirmeme gayreti de sanırım ikiyüzlülükten başka bir şey değildir.

“Başıma bir şey gelmesin”, “hayatıma mal olmasın”, “işim bozulmasın”, “çocuklarım zarar görmesin”, “daha rahat bir yaşam süreyim” gibi endişelerle hem geçmişi hem de bugünü ile ilgili bir suskunlar ordusu yaratıldı.

Bırakın da konuşanlar çoğalsın, bir birimizin boğazını sıkmadan, bir birimize küfretmeden, tehdit etmeden fikirler çatışsın, sağlıklı bir tartışma ortamı yaratılsın.

Mutlaka doğruları o zaman bulacağız, içimizdeki gizleme urunu dışarıya akıttıkça rahatlayacağız.

“Düzen bozulmasın”, “milliyetçilik duygularımız körelmesin”, “geçmişimiz karalanmasın”, “düşmanlar sevinmesin”, “devlet zarar görmesin”, “bize bir şey olmasın”, “rahatımız kaçmasın” diye diye hem geçmiş tarihimizden hem de bugünümüzden bazı gerçekleri saklamak içten içe çürümeye neden olmaktan, kendisini nereye yerleştireceğini bilemeyen, ikilemde kalmış, adını koyamadığımız bir toplum yaratmaktan başka bir şeye yaramaz.

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?