Dr. İsmail Kemal

 

Güç paylaşımı, Lübnan

04 June 2015, Thursday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Dünyadaki bazı güç paylaşımı deneyimlerini ele aldığım yazıların sonuncusunda Lübnan örneğine değineceğim. Lübnan, Kıbrıs’ın yakın komşusu ama bu ülke ve siyasi sistemi hakkında çok şey bildiğimiz söylenemez. Lübnan’ın güç paylaşımı deneyimi çok gerilere gider. Londra ve Zürih Antlaşmaları ile 1960’ta Kıbrıs’ta oluşturulan ve sadece 3 yıl ayakta kalabilen güç paylaşımı modelinin, dönemin Lübnan modeli ile ciddi benzerlikleri vardı. Şimdi Kıbrıs için düşünülen güç paylaşımı ise Lübnan modelinden farklılıklar içeriyor (iki bölgeli, federal sistem) ama benzer yönler de var. Farklı kimlikleri ortak çatı altında tutmak için Lübnan’ın denediği güç paylaşımına, bu deneyimin iç savaşla (1975-1990) çökmesine ve çok kırılgan bir şekilde yeniden kurularak günümüze kadar gelmesine kısaca bakalım.
Lübnan’da ilk kurulan güç paylaşımı sistemi(bazen çok zor dönemlerden geçse de) 32 yıl ayakta kalmıştı. Bu anlamda farklı din ve mezhep gruplarından oluşan Lübnan toplumunu bir arada tutmada uzun süre başarılı olmuştu. 1975’e kadar Lübnan Arap dünyasının tek demokrasisi olarak kabul ediliyordu. Lübnan toplumu önce Hristiyan ve Müslüman olarak ikiye bölünür. Hristiyanlar Maronit, Elen Ortodoks, Elen Katolik, Ermeni Ortodoks, Ermeni Katolik gibi mezheplere bölünür. Müslümanlar ise Sünni, Şii ve Dürzi olarak ayrışırlar. Çok farklı kimlikler mozaiği söz konusu. Herkes kendini Arap saysa da belirleyici olan inanç kimlikleridir.
Lübnan 1943’te Fransa’dan bağımsızlığını kazandı. Lübnan diye bir devletin yaratılması Fransa’nın bölgede kendine yakın bir Hristiyan devleti oluşturma ve Hristiyanların Müslüman okyanusunda kaybolmamak için ayrı devlet talep etmeleri ile bağlantılıydı. Hristiyanlar, küçük ve homojen bir devlet yerine, Müslümanları da içeren ama kendilerinin çoğunlukta olacağı daha büyük bir devletten yana tercih yaptılar ve şimdiki sınırları içinde Lübnan doğdu. Lübnan’da tarihsel olarak az sayıda ailenin siyasi yaşamı tekelinde tuttuğunu not edelim. Bağımsızlıktan sonra Maronit Cumhurbaşkanı Bishara El Houri ve Sünni Müslüman Başbakan Riyad El Sulh, “Ulusal Pakt” diye bilinen sözlü bir anlaşmaya vardılar. Bu anlaşmaya göre Lübnan Cumhurbaşkanı Maronit Hristiyan, Başbakan Sünni Müslüman ve parlamento başkanı Şii Müslüman olacaktı. Bu sistem hala geçerliliğini koruyor. Varılan anlaşmaya göre parlamentodaki sandalyeler ve kamu idaresinde mevkiler de dini kimliğe göre somut oranlara göre bölüştürüldü. Bunun sonucunda 1975’e kadar ayakta kalan ve dünyada başarılı güç paylaşımına örnek olarak gösterilen bir model ortaya çıktı.
1975’te Lübnan’ın güç paylaşımı sistemi çöktü ve yerini15 yıl sürecek korkunç bir iç savaşa bıraktı. Lübnan sisteminin niçin çöktüğü konusunda farklı nedenlere işaret ediliyor. Bunlardan biri demografik yapıdaki değişimdi. Müslümanların nüfusu artmış ve sistem bunu öngörmemişti. Değişik iç faktörler ve bölgesel gelişmeler, İsrail, Suriye, Filistinliler gibi aktörler de çöküşe katkıda bulunmuştu. Örneğin Filistin sorunu olmasaydı belki Lübnan’ın kaderi farklı olurdu. Suriye’nin Lübnan’ın bağımsızlığını hiç içine sindirmemiş olması ve bu ülkeyi kendine bağımlı kılmak istemesi önemli bir faktör. Ürdün’ün Filistin Kurtuluş Örgütü’nü ülkeden kovması ve FKÖ’nün Lübnan’a yerleşmesi de unutulmamalı.
1989’da Taif Anlaşması ile Lübnan’da yeni bir güç paylaşımına gidildi. Bu anlaşma dış güçler (Suudi Arabistan, ABD, Suriye) tarafından kotarıldı.1990’da bu anlaşma temelinde yeni Lübnan anayasası parlamentoda onaylandı. Anlaşma, yürütme erkini Maronit Cumhurbaşkanından kabineye aktararak Sünni Başbakanın konumunu güçlendirdi. Parlamentonun rolü de artırıldı. Parlamentoda Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki 6:5 oranı değiştirilerek eşit paylaşım getirildi. Parlamentoda 54 Hristiyan ve 54 Müslüman milletvekili var. Üst düzey atamalarda dini kimlikler arasında paylaşım ilkesi korunurken daha alt düzeydeki mevkiler için bu kaldırıldı. Taif Anlaşması, Şii Müslümanlardan çok Sünni Müslümanlara avantajlar sağladı. 1990’dan 2005’e kadar Lübnan Suriye ordusunun denetimi altında kaldı. 2005’te Başbakan Hariri’nin öldürülmesi sonrasında Suriye ordusunu geri çekmek zorunda kaldı. 2005’ten günümüze kadar Lübnan çok kırılgan bir sistemle yönetiliyor.
Lübnan’ı farklı kılan iki veya üç grup yerine çok sayıda grubun var olması ve hiçbir grubun büyük çoğunluk oluşturmamasıdır. Müslümanların nüfusun yüzde 60-65’ini, Hristiyanların ise yüzde 35-40’ını oluşturduğu sanılıyor. Müslümanlar içinde Şiiler çoğunlukta. Şiiler nüfusun yüzde 32’sini, Sünniler yüzde 21’ini, Dürziler yüzde 7’sini oluşturuyor. En büyük Hristiyan grubu olan Maronitler ise nüfusun yüzde 25’ini oluşturuyor. Çok parçalı toplumlarda güç paylaşımı kurmak iki parçalı toplumlara göre daha kolaydır.
Lübnan şimdi karmaşık sorunlarla karşı karşıyadır. Geçen yıldan beri yeni Cumhurbaşkanının seçilememiş olması sistemin zorlandığını gösteriyor. Ülkeyi yakından etkileyen Filistin sorununa Suriye iç savaşı da eklendi. Hizbullah’ın bu savaşa katılması ülke içinde Şii-Sünni ilişkilerini geriyor. Suriyeli göçmenler istikrarsızlık kaynağı. Lübnan’daki güç paylaşımının geleceği hem iç gelişmelere ama daha da büyük oranda bölgesel gelişmelere bağlı olacak.

Yazarın Tüm Yazıları
Burkini ve özgürlükler 
Joe Biden ziyareti    
Halep savaşları 
Türk Akımı gerçekleşecek mi?    
Yine mülteci konusu 
Türkiye ve Rusya 
Din ve siyaset 
Rakamlarla mülteci sorunu 
Sıcaklar, kuraklık 
Türkiye ve Arap dünyası 
Dünya nereye gidiyor? 
Darbe girişimi ve dış politika 
Çözüm daha çok demokrasi 
Sol nerede? 
Sırada İtalya mı var? 
NATO’nun Varşova sınavı 
Avrupa’nın asileri 
Dış politikada doğru adımlar 
İngiltere’nin işi zor 
Büyük Britanya mı, küçük İngiltere mi? 
Avrupalılar ve dünya 
Brexit: Kötü fikir 
Brexit ötesinde AB şüpheciliği 
Demografi ve Avrupa 
1916 Orta Asya ayaklanması 
Ortadoğu’da gençler ne düşünüyor? 
Avrupa ve aşırı sağ   
Doğu Akdeniz’de su sorunu 
Dünya İnsani Zirvesi İstanbul’da 
Ortadoğu’da sınırlar 
Sykes-Picot 100 yaşında 
Vize muafiyeti olacak mı? 
Rusya, Türkiye: Yapısal sorunlar 
22 Mayıs seçimleri yaklaşırken 
Vizesiz Avrupa  
Dine dayalı devlet 
100 yıl sonra Kut’ül Amare 
Irkçılık 
İslam dünyasının durumu  
Kaliteli Rusya analizi 
Panama belgeleri depremi 
BM Genel Sekreteri kim olacak? 
Terörizm ve nükleer güvenlik 
IŞİD’le mücadelede ilahiyat 
Teröre lanet 
Brüksel’den ne çıktı? 
Büyük pazarlık 
Türkiye-AB anlaşması 
Basın özgürlüğü 
Oscarlar ve Spotlight 
Türkiye-AB zirvesine doğru 
İran nereye? 
Suriye: Obama’nın iflası 
Zor günler 
Suriye açmazları 
Suriye’de ateşkes mi? Chamberlain’in hayaleti 
Su ve elektrik 
Suriye: Köyün minareleri 
AB ve gelecek 
Dördüncü endüstri devrimi 
Temelleri sarsılan AB 
Avrupa’nın kaybolan rüyası 
Ortadoğu’da bir Çinli 
İslam dünyasının durumu 
Avrupa’nın popülizm sorunu 
Suudi Arabistan-İran krizi 
ABD’de kadın başkan 
2016’ya “Merhaba” derken 
Ne olacak bu AB’nin hali? 
Dış politikada gerçekçilik 
Türkiye-İsrail ilişkileri 
Ortadoğu’da mezhep kavgaları 
Tarihi Paris anlaşması 
İslam, Müslümanlar, Batı 
Türkiye ve AB üyeliği 
Stratejik rekabet 
AB-Türkiye zirvesi 
Gerilimi düşürme zamanı 
20 yıl sonra Bosna 
Gözler Paris’te 
İklim değişikliği ve global endişe 
Yaklaşan G20 zirvesi 
Su ve İsrail 
Diğer seçimler: Azerbaycan 
Türkiye: Umut ve kaygı 
Coğrafya ve politika (jeo-politik) 
Rusya’nın artan askeri gücü 
Terörizm başaramaz 
Seçimlere doğru Türkiye 
Putin Suriye’de neyin peşinde? 
Enerji, AB, İran 
Hac faciasının düşündürdükleri 
BM başarılı oldu mu? 
Sürdürülebilir kalkınma hedefleri 
Yunanistan’a istikrar gelecek mi? 
Corbyn başarabilir mi? 
Suriye satrancında Rusya 
İnsan kaçakçıları 
Savaşların kurbanı çocuklar 
Mısır’ın enerji piyangosu 
Yine suyun önemi 
AB’nin mülteci krizi 
AB’nin mülteci krizi 
Tsipras’ın sınavı 
Türkiye’de karar halkın 
Türkiye’ye üzülmek 
Stratejik bir kaynak: Su 
Başka bir “çılgın proje” 
Çocuklar öldürülmesin! 
Enerjide Türkiye-AB işbirliği 
Türkiye ve uyanan dev 
IŞİD’le savaş 
Yunanistan: Sönen umutlar 
AB’nin geleceği 
İran’la tarihi anlaşma 
Rusya’nın ayıbı 
Evet mi, hayır mı? 
Suriye’ye dikkat 
İran’la anlaşma olacak mı? 
ABD’ye bakış 
Rakamlarla mülteci krizi 
Magna Carta 800 yaşında 
Dünyada silahlı çatışmalar 
Yunanistan’ın geleceği 
Türkiye’de yeni dönem 
Güç paylaşımı, Kuzey İrlanda 
Güç paylaşımı, Bosna 
Geçmiş ve gelecek 
ABD’nin Irak fiyaskosu 
Arakan Müslümanlarının trajedisi 
Siyasette deprem 
Zafer günü 
İngiltere nereye? 
Akdeniz’de stratejik dengeler 
ABD’nin Türkiye’ye bakışı 
Vietnam Savaşı’nı hatırlamak 
Akdeniz trajedileri ve AB 
Yunanistan: Karar zamanı 
Seçimler ve sonrası 
Esas konu geleceğimiz 
Milletin makûs talihi 
Siyasette yeni soluk 
Siyasette yeni soluk 
Çoklukta ölüm bile tatlıymış… İnanmayın! 
İran’la satranç 
Toprakları kanlı Yemen 
Bir yıl sonra Kırım 
İnternete bakış 
Çanakkale geçilmez 
Netanyahu sınavda 
Kadın liderler zorda 
Rumlar ne düşünüyor? 
Savaş çığırtkanı Netanyahu 
Rusya ve Putin 
Demokrasi, demokratlık 
Avrupa’nın kaderi Almanya ve Rusya’nın elinde 
Türkiye’nin kadınla sınavı 
Ukrayna anlaşması kalıcı mı? 
Yunanistan’ın kader günleri 
Avrupa’nın Ukrayna sınavı 
Yakarak öldürmek 
Sina’da ne oluyor? 
Ekonomi ve siyaset 
Yunanistan kavşakta 
Dünyada demokrasi geriliyor mu? 
Euro bölgesinin sorunları 
Avrupa ne yapmalı? 
Müslümanlar ne yapmalı? 
Terörizm hepimizin düşmanı 
Risk toplumu 
Robotlar ve işçiler 
2015: Seçimler yılı 
Güzel Türkçemiz 
Enerji jeo-politiğinde LNG 
2015’te Ortadoğu 
Putin zorda 
Yunanistan’a dikkat 
Gelir uçurumu 
Enerji oyununda kritik gelişme 
Nükleer enerji 
Yeni soğuk savaş mı? 
Dünya Bankası’nın iklim raporu 
Yine iklim değişikliği 
İran’la anlaşma mümkün olacak mı? 
ABD ve Çin sürprizi 
Küreselleşmenin neresindeyiz? 
Mescid-i Aksa 
İngiltere AB’den çıkacak mı? 
ABD Kongresi için yarış 
Ukrayna ve Tunus’ta kritik seçimler 
Türkiye’nin G20 dönem başkanlığı 
Petrol fiyatları düşerken 
Eşitsizlik sorunu 
Küreselleşme ve dünya düzeni 
Ebola tehdidi  
Kurbanlar 
Türkiye’nin Ortadoğu sınavı 
Dünya düzensizliği ve BM 
IŞİD hedefte 
Barbarlar kapıdayken 
İskoçya: Kader günü 
İskoçya’dan Katalonya’ya 
İskoçya referandumu 
Kissinger’in “Dünya Düzeni” 
Kritik NATO zirvesi 
Arap dünyasında siyasal İslam 
Türkiye’de yeni dönem (mi?) 
AB ve Akdeniz 
Deneme sırası Norveçlide 
Putin, Aliyev, Sargsyan 
2014’te insani kalkınma 
Kavşaktaki Türkiye 
Türkiye ne düşünüyor? 
Uluslararası guguk 
10 Ağustos ve Kıbrıs 
İsrail kazanabilir mi? 
Yazacak ne kaldı? 
Hepimiz Gazzeliyiz 
Gazze senaryoları 
Filistin trajedisi 
Su sorunu ve uluslararası su hukuku 
Müslümanlar radikalizme karşı 
Türkiye cumhurbaşkanı 
Savaş: 100 yıl önce ve şimdi 
Çin ve Ortadoğu 
Dünyanın mülteci sorunu 
Türkiye ve Arap dünyası 
Dış politikada gerçekçilik 
Dış güçler 
Bravo Obama 
AB’nin yeni açmazları 
Kapitalizm ve eşitsizlik 
Mısır nereye? 
Öteki Avrupa seçimleri 
Küresel ısınma ve güvenlik 
Avrupa nasıl yolunu kaybetti? 
Washington’dan Biden geliyor 
Batı sonrası düzen 
Türkiye’nin enerji amaçları 
Doğu Akdeniz ve Çin 
Irak’ın geleceği 
Transatlantik ilişkiler, Türkiye 
Orhan Veli 100 yaşında 
Kıbrıs- Güney Afrika 
Ukrayna bıçak sırtında 
Etnik anlaşmazlıklara çözüm 
Türkiye-AB ilişkileri nereye? 
Afganistan’da kritik seçimler 
Türkiye’de “yeni dönem” 
Türkiye seçim sınavında 
Türkiye yanlış yolda 
Yasaklarla nereye kadar? 
Kırım’ın ilhakı ve biraz tarih 
Kırım: Kritik gün 
Ukrayna, Kırım, enerji 
Eşitlik: Uzun ince yol 
Ukrayna dersleri 
Rusya Kırım’a dönüyor mu? 
Venezuela’da ne oluyor? 
Kiev “Meydan muharebesi” 
Kiev alev alev 
Rusya, Mısır, Doğu Akdeniz 
Türkiye, İsrail, Doğu Akdeniz 
Müzakereler başlarken 
Soçi Olimpiyatları başlarken 
Döviz ve durum tespiti 
Fransa-Türkiye ilişkileri 
Ukrayna: Rusya-AB rekabeti 
Gözler Cenevre 2’de 
2014’te savaş çıkar mı? 
Siyasi partilerin geleceği 
Downer başarabilecek mi? 
Cesur yeni dünya 
Avrupa’da aşırı sağa bakış  
Ekonomik beklentiler zayıf 
2014 ve Kıbrıs 
2014 ve Türkiye 
Mandela: Özgürlük meşalesi 
Ortadoğu’da Türkiye algısı 
Eleştirel ve özgür düşünce 
Fikirler, özgürlük ve hukuk