Ali Baturay

 

“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var?

30 October 2015, Friday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

İki kişi konuşuyor ben de kulak misafiri oluyorum.

Birisi Kamu Hizmeti Komisyonu’nun kısa aralıklarla iki kamu çalışanının işten çıkarışına övgü düzüyor, “En azından başkaları korkar ve artık herkes görevini tam yapar” diyor.

Diğeri ise aynı fikirde değil; “Bunlar göstermelik, kurban seçmişler. Hiç kimse korkmaz bu operasyonlardan” diyor.

Diğeri soruyor; “neden” diye.

Cevap veriyor arkadaşı: “Müdürler - amirler bazı adamları koruyor onlara bir şey olmuyor. Torpilliler bu konuda da rahat. Geçenlerde, hiç işe gelmeyen, geldiğinde görev kabul etmeyen adamı müdür yaptılar… Boş veerrr.”

Bence ikinci konuşan kişi haklı.

Kamuyu genel bir disiplin içine sokmadan, aradan birkaç kişiyi “kurbanlık” çekip almak hiçbir işe yaramaz.

Adamı amiri - müdürü koruyorsa, o kişi işe gelmese de eksik sayılmıyor.

İşe gitmeden, ya da bir görünüp kaybolarak maaş çekenler, tahminlerin de üzerindeymiş.

İşe gidip de iş yapmayanlar, ya da işe yaramayanlar ne olacak?

İşe gitmek marifet mi yani?

Bir masada oturup da zaman öldürmek çok mu daha etik, çok mu daha yasal, o kişi çok daha verimli mi oluyor?

Yanlış anlamayın, işe gelmeyenleri savunmuyorum, Kamu Hizmeti Komisyonu’nu da suçluyor değilim, zaten komisyon bakanlıkların talebini yerine getiriyor... Tabii ki olacak iş değildir kişinin işyerine uğramadan maaş alması ama gelmek de yetmez ki?

İşe gelmeyen, bir görünüp kaybolan, gelip de boş boş oturan ve hatta işe gelen, sözde iş yapan ama onları da yüzüne gözüne bulaştıran da “işe yaramaz” kategorisine alınmalıdır.

Adam istediği kadar yeteneksiz, işe yaramaz olsun, devlete kapağı attı mı artık güç ondadır.

Biraz ağır bir ifade olacak ama artık Allah gelse onu oradan alamaz.

Tabii o işe yaramaz kişinin torpil kullanarak daha avantajlı bir daireye geçmesi rezilliği de var.

Adam ya evine yakın, ya iş olarak daha rahat, ya da birtakım risk falan özelliği taşıyan daireye giderek, daha fazla maaş da kazanabiliyor.

Hatta daha felaketi de var.

Adam ansızın o daireye müdür de oluyor, tüm yeteneksizliğine rağmen, sırf partilidir diye.

Sonra da kamu niye verimsizdir diye soruyorlar.

Bu anlayışla nasıl verimli olsun?

İşte başta o konuşan adamın sözlerinden örnek vermiştim; adam kendisi daireye gelmiyor, geldiğinde de iş kabul etmiyormuş ve o adamı müdür yapmışlar.

Adam bir personele, “niye geç geliyorsun, olmaz böyle” demiş.

Personel anında şu cevabı yapıştırmış: “E kardeşim sen düne kadar işe gelmiyor, tek kuruşluk iş yapmıyordun.

Ben yarım saat geç gelmişim, ne var ki bunda? Ben en azından iş yapıyorum.”

Kendileri disiplinsiz olan insanlar, yetkili makama gelirse, o daireden ne hayır beklersin ki?

Personeli ona saygı göstermezse de adama, “ektiğini biçiyorsun” demezler mi?

Peki işe gelmeyen suçludur da müşavirlere iş vermeyen, daireye çağırmayan, yatıp para kazanmalarına izin veren zihniyet suçsuz mudur?

Müşaviri evde besleyen zihniyetin, işe gelmeyen işçiye - memura hesap sorarken vicdanı sızlamaz mı?

Devlet dairelerinde çalışanların kaçta kaçı görevini tam yapıyor acaba?

Kaçta kaçı parasını hak ediyor?

Bir hekim ikinci iş yaptığı, hastanedeki hastayı bırakıp özele gittiği gerekçesiyle görevine son verildi.

Allah’ınızı severseniz, milletvekillerinin, bakanların ikinci iş yaptığı memlekette, hangi hekime ikinci iş yapıyor diye hesap sorabilirsiniz?

Güney Kıbrıs’ta hekimlere harcadıkları eğitim yıllarına, zahmetine denk gelen ücreti verip, “Kardeşim sen yalnızca hastanede çalışacaksın. Al sana tatminkâr maaş, tercihini yap” dediler.

Orada hastanede çalışan özelde çalışamıyor.

Bizde bir türlü o parayı bulamadılar hekimlere versinler, o yüzden sistemi esnettiler, şimdi de hesap soruyorlar.

Bu da yetmezmiş gibi “Göç Yasası” ile 3 bin TL’ye hekim istihdam edip, her türlü olanaksızlığın içerisine bırakıyorlar, ondan sonra da “özelde çalışma” diyorlar.

Adam 10 yıl eğitim alacak (bazen daha da fazla), gençliğini okuyarak harcayacak, staj yaparken bile eğitim aldığı memlekette daha fazla kazanacak, sonra da vatanına döndüğünde sen adama “gel 3 bin TL’ye çalış” diyeceksin, sonra da onu disiplin altına alıp, “özele gitme” diyeceksin.

Dalga mı geçiyorsunuz, vazgeçin bu kafalardan…

Hırsızlık yapanlar, zimmetine para geçirenler, sahtecilik yapanlar ve benzeri suçlar işleyenler bile nasıl olup da bir şekilde dönüp daireye geliyorsa, başka bir olayda Başsavcılık “görevi kötüye kullanmak, görevden almaya yeterli değil” derse, siz hangi adaletten, hangi disiplinden, hangi iş düzeninden söz ediyorsunuz?

Kamuda onca anormallik varken, genel bir “düzeltme” (ya da adına reform deyin siz) beklenirken, birkaç kişiyi “kurbanlık” seçmekle hiçbir şeyi çözemezsiniz.

Yapın artık o kamu reformunu nasıl yapacaksanız; adam kayırmacılığı, adamını korumayı, partizanca istihdam ve atamaları önleyin, tam disipline alın kamuyu, ondan sonra işe gelmeyeni, bir görünüp bir kaybolanı, geç geleni, sık mazeret sunanı, gelip de boş boş oturanı, iş yapmaya çalışıp da beceremeyeni, yeteneksizi, rüşvetçiyi, hırsızı, arsızı, tümünü işten çıkarın...

Yasalar, tüzükler, kurallar, hukuk; kişi ayırmaksızın, rozete bakmasızın, herkesi kapsarsa “adalet” yerini bulmuş olur ve vicdanlarda da yara bırakmaz, gerisi günü geçirmeye yarayan popülizmdir ve hiçbir işe yaramaz...

Toplam Yorum sayisi : 1

OĞUR MAZLUM

2016-03-28 10:26:23
SEVGİLİ HOCAM SİZİN ÖĞRENCİNİZ OLMAKTAN GURUR DUYDUM. BİZİ YARINLAR İÇİN YÖNLENDİRDİĞİNİZ İÇİN ÇOK TEŞEKÜR EDERİM. İŞ GİTMEYEN ; İŞE GELEMEYEN KİŞİ O İŞE İHTİYACI YOKTUR İŞ GİDEN VE İŞİNİ YAPMAYAN ; ORADA ONUN İŞNİ YAPAN ÇOK KİŞİ VAR BOŞUNA ALINMIŞTIR,GÖSTERİŞ AMAÇLI İŞİ BECEREMEYEN İSE; İŞE BİR ŞEKİLDE ALINMIŞ VERİLEN İŞİ YAPAMAYA ÇALIŞIR ESAS İŞİ BİLEN İSE ONA EMİR VERMEKLE YÜKLÜ OLUP KENDİSİ O İŞİ YAPMAKLA BİR PATRON HAVASINI OLUŞTURUR. DOLAYISIYLA BU ÜÇ ARASINDA TEK FARK BENCE YANLIŞ İŞCİ İLE CALIŞMANIN BEDELİ OLMASI GEREK, İŞE İHTİYACI OLANI,İŞ YERİNDE ÇALIŞANI VE İŞİ BİLEN KİŞİYİ , İŞ YERİNDE ÇALIŞMAYI TERCİH ETMELİYİZ. TEŞEKÜRLER HOCAM
Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?