Nazım Akcaba

 

Sığırlarda BSE hastalığı

09 November 2015, Monday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Sığırlarda BSE hastalığı ilk olarak 1986 yılında İngiltere ve İrlanda’da ortaya çıkmıştır. Erişkin sığırlarda hastalığa gittikçe artan oranlarda rastlanmaktadır. Subakut ve kronik, sığırlara deneysel olarak bulaştırılabilen, davranış ve hareket bozuklukları ile karakterize beyinde histolojik ve elektron mikroskobik değişikliklerle seyreden bir hastalıktır.

Hastalığa ülkemizde şu ana kadar rastlanmamıştır. İthal edilebilen canlı ve et ürünleri şeklinde bulunan, izlenebilirliği ve kayıt sistemi bulunmayan, Scrapie hastalıklı et-kemik ununun sığırlara yedirilme ihtimali olan ülkelerle ticaret münasebeti bulunması bulaşma ve hastalığın ortaya çıkabilme ihtimalini her zaman taşımaktadır. Hastalıklı hayvanların etini tüketen insanlara da BSE bulaştığı bildirilmektedir.

Hastalığın etyolojik olarak (ortaya çıkma sebebi ) bilinmemekte birlikte prion denilen, protein (prp) içeren enfeksiyöz bir partükül olduğu kabul edilmektedir.

Hastalığın 2-8 yıl arasında değişebilen çok uzun kuluçka süresi vardır. En erken 16 ay en geç 15 yıl arasındaki yaşlarda fakat genellikle 4-5 yaş arasında hastalığa rastlanır.

Klinik semptomlar ve enfekte beyinden hazırlanan emülsiyonlarda prp varlığını belirlemek amacıyla Westren blotting yönteminde elde edilen sonuçlara göre tanı konulabilir. Enfekte beyin ekstralatının duyarlı farelere intraserebral verilmesiyle hastalık oluşturulabilir.

Ayrıca immünositokimyasal, biyokimyasal ve elektron miksroskobik tanı mümkündür. BSE karşı herhangi bir tedavi yöntemi şu ana kadar bulunmamaktadır.

İnsanlar tarafından risk faktörü taşıması nedeniyle hastalık önem arz etmektedir. Hasta hayvanların et ve et ürünlerinin insanlar tarafından tüketilmesi nedeniyle insanlara bulaşması söz konusudur. Bu nedenle BSE’li sığırların etkence zengin ve etkence fakir doku ve vücut sıvıları bulunmaktadır. Etkence zengin olanlar beyin omurilik, sinirler, dalak, lenf yumruları, kemik iliği, tükürük bezleri, barsak, timus ve plasenta gibi organlardır. Etkence fakir olanlar ise sayıları bu doku ve organlar dışında kalanlardır. Avrupa Birliği sığır eti ise et ürünlerinin tüketimi için aşağıdaki düzenlemeleri getirmiştir.

 

1- 6 aylıktan büyük sığırları başının (dil hariç) yenilmemesi.

 

2- İç organların, nevröz ve lenfatik dokularının yenilmemesi.

 

3- 30 aylıktan büyük sığırlarda; baş ve iç organları atıldıktan sonra etin kemikten tamamen ayrılması, lenf bezlerinin ve sinirlerin temizlenmesinden sonra tüketime sunulması.

 

4- Omurga başta olmak üzere kemiklerin yakılarak imha edilmesi.

 

5- Sığırlardan elde edilen et-kemik unu ve kan unu gibi mezbaha ürünlerinin hiçbir zaman hayvan yemine katılmaması gerekmektedir.

 

Sığırlarda saptanmış olan bu histopatolojik bulgular, uzun bir inkubasyon süresine sahip olmaları ve hastalığın enfekte sinir dokularının alımı yoluyla başka bir canlıya bulaştırılabilmesi nedeniyle “transmissible spongiform encephalopathy”ler adıyla anılırlar. BSE saptanan ineklerin beyin homojenatları damar içi ve intracerebral olarak 4 aylık danalara deneysel olarak inokule edildiğinde 37-75. haftalar arasında tipik semptomlar ortaya çıkmıştır. Sığırlar için BSE enfeksiyonun bilinen tek kaynağı, süt sığırı rasyonlarına katılan kontamine et ve kemik unudur. Enfeksiyonun bu yolla İngiltere’de Temmuz 1988’de sığır ve diğer ruminantların yemlerine ruminant  derivelili protein katılmasını yasaklayarak etkili şekilde kesilmiştir.

1990 yılında tüm hayvan ve kanatlı yemlerinde spesifik sığır organlarının ya da bunlardan deri ve alan proteinin kullanılmasını önleyen özelleşmiş bir sığır sakatatları yasası konulmuştur. Özelleşmiş sığır sakatatları, 6 aylığın üzerindeki tüm sığırlarda beyin, spinak kortex, timus, dalak, tonsiller ve payer plaklarının bulunmasından dolayı bağırsakları da kapsamıştır. Bu tedbirlerin bilimsel temeli Scrapie’li koyunlarda yapılan enfektif çalışmaların sonuçlarına değinmiştir.

İnsanlar için başlıca sağlık riski, BSE ile enfekte sığırlardan hazırlanan gıda ürünleri olduğundan, insan gıda zincirinden yüksek enfekte olma özelliğine sahip sakatatlara yasaklama getirilmiştir. Avrupa Komisyonu Nisan 1990’dan itibaren de BSE’yi ihbarı mecburi bir hastalık yapmıştır. Bu tarihten sonra birçok ülke ulusal sürülerinde BSE bulgusunu aramak için tarama programları başlatmıştır. Creutfeld-jakob’un yeni formunun ortaya çıkışından sonra bir diğer bulaşma riski prionlar ile enfekte bireylerden alınan kan ve plazma ürünleri vasıtasıyla enfeksiyon olasılığıdır. Bu nedenle İngiltere Sağlık Bakanlığı, İngiliz vericilerden alınan kanların farmasotik ürünler için kullanılmayacağını bildirmiştir.

 

-Ülkemizde Scrapie hastalığına ilişkin mücadele yapılmakta olup bu konuda mezbahalarda kulak numarasız hayvan kesimi yapılmamaktadır. Kesim öncesi, kesim sırasında ve sonrasında yapılan muayeneler yapılmaktadır. Ülkemizde deli-dana hastalığına ilişkin hiçbir bulguya rastlanmamıştır.

 

-Scrapie hastalığı görülen koyun ve keçiler bir tek dahi olsa tüm sürü imha edilmektedir. Hastalık sanıldığı gibi koyun-keçiden insana geçmemektedir. Hastalıklı koyun ve keçilerin kesildikten sonra renderingten geçirilerek et-kemik unu olarak sığırlara yedirilme sürecine bağlı çok uzun yıllar sonra sığırların etlerini tüketen insanların beyin dokusundaki proteinlerin başka formasyona dönüşmesine bağlı olarak ortaya çıktığı bilimsel olarak kabul edilmektedir.

 

-Ülkemizde böyle bir rendering sistemi mevcut değildir. Koyun ve keçilerin atık ürünlerinin sığırlara (ineklere) yedirilmesi mümkün değildir.

 

Halkımızın panik yapmasına gerek bulunmamakta, bu hastalığın ortaya çıkmasına sebep olan zincirin halkaları bizde bulunmamaktadır. Direkt Scrapieli etlerin tüketilmesine bağlı hastalık görülmesi bilimsel olarak ortaya konmamıştır. Halkımızın güvenle üretimimiz olan etimizi tüketmesinde bilimsel olarak bir sıkıntı mevcut değildir. Gazetelerde varlığı tespit edildiği belirtilen hastalıkla ilgili beslenmeye dayalı çok önceden çok farklı bir ülke ve ortamlardan da beslenme ihtiyacının göz önünde bulundurulmasına bağlı ülkemiz açısından rahatsızlık yaratılacak bir durum söz konusu değildir.

Ülkeye ithalat noktasında 1986’da İngiltere’de görülen Deli-Dana vakaları nedeniyle de her türlü et-kemik ve kan unu ithalatı da yasaklanmıştır.

Ülkeye giren hayvansal orijinli gıdaların ısıl işleme tabii olmadan girişi de yasaktır. Türkiye ve AB ülkeleri dışında hayvansal ürün girişi de engellenmiş durumdadır.

Bunların yanında hastalığın ön teşhisine ilişkin sağlam ve güvenilir tanı koyan başta Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Nöroloji Bölüm Şefi Doktor Sıla Usar İncirli ve ekibini de ayrıca tebrik etmek gerekmektedir. Bu kadar yoğunluk içerisinde pek de teşhisi konusunda rutin tecrübenin olmadığı bir alanda bunun teşhisini koyup bilgilendirme yapmaları takdir edilmesi gereken bir olgudur.

 

Sonuç:

“Her şeyin başı sağlık”, slogan olmaktan çıkmalı ve ülkemiz insanı için çiftlikten sofraya gıda güvenliği zinciri, yasal, idari, teknik ve denetim noktasında izlenebilir olmalıdır. Hayvan kayıt sisteminin et entegre tesisinin, hayvan hastalıkları ile mücadelenin önemi bu olguda görüldüğü gibi ne kadar gerekli olduğu da anlaşılmıştır. Bundan dolayı ilgili bakanlığın bütçesi bunlara cevap verecek şekilde bütçenin 1/25 değil de layık olduğu düzeyde olmalıdır.