Ali Baturay

 

Beynimize kazılanları hafife almayın

30 May 2016, Monday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Bazı kesimler, onların istediği gibi görmemizi, istediği gibi düşünmemizi sağlamak için sistemli bir çalışma içindedir.

Biz istediğimiz kadar buna karşı koymaya çalışalım, öyle anlar gelir ki bu algı yönetimi bizi onların istediği gibi düşünmeye iter. Çünkü biz fark etmesek bile bize enjekte edilenler içinize işlemiştir.

Aslında karşı koyarsınız, onların yaptığının doğru olmadığının farkındasınız ama algınızı değiştirmeye çalışanların çabası, beyninizin içine doldurdukları, an gelir sizi korkutur...

Bazı insanlar vardır, bu ülkede bir çözüme ulaşılmaması için elinden geleni yapmaktadır.

Çözüm istemeyenlerin çeşitli gerekçeleri vardır; kimisi gerçekten korkmaktadır, kimisi savaşta yakınlarını kaybettiği için Rumlara kin duymaktadır, kimisi duyduklarından etkilenmektedir, kimisiyse başkalarının korkularından ve kininden beslenmekte ve bunları bir kartopu gibi büyütmeye çalışmaktadır.

Bir şekilde yaşadıkları ve kendisine anlatılanlardan dolayı korkan ya da savaşta kaybettiklerinden dolayı kin besleyenleri bir yere kadar anlayabiliyorum, kinin çok tehlikeli ve insana yanlış şeyler yaptıran bir duygu olduğunu söylemekle birlikte.

Dediğim gibi, esas tehlikeli olan bunların hiçbirini yaşamamış, yalnızca bunlardan beslenen çıkarcı kişilerdir.

Şimdi durup yeniden anlatmaya gerek yok, çözümsüzlükten beslenen bir dolu insan vardır, konumlarını korumak istemektedirler.

Konuyu dağıtmayalım, aslında ben size, çocukluğumuzdan beridir beynimize kazınmaya çalışılan “düşman Rumlar, onlardan dost olmaz” algısının bazı durumlarda nasıl başarıya ulaştığını kendi yaşadığım bir örnekle anlatacağım...

Yıl 1992, tabiatıyla sınır kapıları kapalı, Güney Kıbrıs’a özel izinle geçiliyor. 24 yaşındaydım, meslek hayatımın ilk yılları...

Kuzeydeki gazetecilik meslek örgütü ile güneydeki meslek örgütü bir çalışma yaptı ve bir grup gazeteci özel izinle Güney Kıbrıs’a götürüldü. Ben de bu kafilede yer aldım; bir gün içinde Baf, Limasol ve Larnaka’yı gezdik. 1974’ten sonra, bir güney göçmeni olarak ilk kez Güney Kıbrıs’a gitmiştim. Benim için güzel hatta duygusal bir gezi olmuştu. Kendi ülkemde, doğduğum topraklara, sanki başka bir ülkeye gitmiş gibiydim...

Gezinin sonuna gelmiştik, en son Larnaka’da toplanıp artık kuzeye geçecektik. Otobüsü beklerken küçük abdestim geldi, çok sıkıştım artık dayanacak gibi değildim. Beklediğimiz bölgede etrafa baktım, bir atölye vardı, bir demirci atölyesi. Çaresiz oraya gitmeye karar verdim, çünkü iki dakika daha bekleyecek durumum yoktu.

Atölyeye girdim, yanılmıyorsam içeride beş kişi vardı. Çalışmaktan bezmiş, yaz sıcağında yanmış kavrulmuş bu insanlar hiç konuşmadan, meraklı ama biraz da şaşırmış gibi bana baktılar. Kıbrıslı Türk gazeteci grubundan olduğumu ve tuvaletlerini kullanmak istediğimi söyledim.

Hiç konuşmadılar, en öndeki iri yarı adam eliyle “beni takip et” işareti yaptı. Adam, öyle böyle iri değil yani, oldukça iriydi, kafes dövüşçülerini andırıyordu. Atlet giydiğinden ter içindeki kocaman vücudu ve bağlanmış beline kadar gelen at kuyruğu saçları ona korkutucu bir hal veriyordu.

Sağ kolunda demiri dövdüğü dev bir çekiç vardı, hani bizim matsa dediğimizden... Adam gidiyor ben de arkasında... Yarı karanlık bir yerde ilerlemeye başladık, önce bir bölümden geçtik, ardından bir daha, işte o an korkularım baş gösterdi. Bu kadar zaman Rumlar için söylenenler, benim gibi çözüm için, barış için tutuşan, genç adamı elinde çekiç tutan adam korkuttu. Neredeyse yarım dakikalık yürüyüş süresi benim için bitmek bilmedi.

Bu yüzü gülmeyen adamın savaşta bir yakını ölmüşse ve Türkleri sevmiyorsa, beni götürdüğü bu karanlık yerde kafama çekiçle vurup öldürürse diye korkmaya başladım. Beynimin bir yerine kazınmış “kötü Rum” imajı birden uyanıp, bende inanılmaz bir korkuya dönüştü.

Tüylerim diken diken oldu, kalbim hızla çarpmaya başladı, o karanlık ortamda bile sapsarı kesilmiş yüzüm Rum demircinin de dikkatini çekmiş olmalı ki tuhaf tuhaf yüzüme baktı ve İngilizce olarak, “İyi misin?” diye sordu. Yılan görmüş hareket edemeyen serçe gibi olmuştum, dilim tutulmuştu, kafamı sallayarak “evet” işareti yapabildim.

Tuvalete girdim ama küçük abdestimi yapamıyordum, kaba tabirle ‘sidiğim kaçtı’ birden. Zaten kapıda beni bekleyen dev adamın nefes alışını duymak yetiyordu işimi yapmamı engellemeye. Neden böyle olduğuma anlam veremiyordum, hayatımda hiçbir şeyden bu kadar korkmamıştım.

Geri döndüğümüzde asık suratlı Rum gülmeye başladı ve bana bozuk bir Türkçe ile “korkuttum seni bre?” diye sordu. Korkum utanca dönüştü, başımı “evet” anlamına gelen bir işaretle sallayınca Rum attı kahkahayı.

Bana oyun oynamış meğerse, isteyerek öyle davranmış, çok sevdiği Kıbrıslı Türk dostları varmış, Türkçe de biliyormuş, bana takılmak istemiş. Diğer Rumlardan birisi İngilizce olarak, “Ondan Rumlar bile korkar, sen Türk olarak korkmakta haklısın” dedi, utancımı hafifletmek için...

Dev adam, küçük abdestimi yapamadığımı anlamış bana, “Yolu bilin bre artık, git tuvalete” dedi. Tuvalete girdim, çıktım, atölyedeki Rumlar ve ben başladık gülmeye ama ne gülme, hele o iriyarı Rumun kahkahaları halen kulaklarımda...

İşte böyle, gerek Türk tarafında, gerekse Rum tarafında boşuna yapmıyorlar bu düşmanlık edebiyatını, boşuna uğraşmıyorlar insanların algısını ele geçirmeye, ben ki “bunlara hiç inanmam” diyen kişi nasıl da bu tuzağa düştüm değil mi?

Elbette geçmişi unutmayacağız, geçmiş kötü günlerden tecrübeler, dersler çıkaracağız, temkinli olmayı da öğreneceğiz ama geçmişte yaşadıklarımız bizi  “düşmanlık” edebiyatı içine hapsetmemeli. Düşmanlık, savaş, gerginlik bu dünyada kime mutluluk getirdi ki bize getirecek? Elbette acıları unutmak kolay değildir ama önemli olan o acılardan bile çıkardığımız sonuçlarla, bir daha acılar yaşamayacağımız, mutlu olabileceğimiz iyi günleri bulabilmektir.

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?