Ali Baturay

 

“TAK’ta sansür” meselesi

20 June 2016, Monday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Aslında bu yazıyı yazıp yazmama konusunda çok düşündüm. Çünkü yazdıklarım bazı kimseleri rencide edebilir. İçim rahat olmasa da yazmak zorundayım ki politikacıların kişi ve kurumları ne kadar zor durumda bıraktığı bir kez daha görülsün. Tabii bir de bana ve diğer Türk Ajansı Kıbrıs ( TAK) Yönetim Kurulu üyelerine yönelik haksız suçlama ve eleştirilere bir cevap olsun.

Önceki gün telefona sarılan bize veryansın etti. “Yönetim kurulu üyesi, hatta yönetim kurulu başkan yardımcısı olduğun TAK’ta sansüre nasıl izin verirsin?” diye sitem edenler oldu.

Duymayan kalmadı ama konuyu özetleyelim. TAK, “Reddediyoruz Platformu”nun cuma akşamı “Koordinasyon Ofisi”ne karşı düzenlediği eylemi izlemedi ve platformun bildirilerini de bültenden kaldırdı.

Tabii ki bu durum, büyük tepki çekti. Biz de yönetim kurulu üyesi olarak eleştirilerden payımıza düşeni aldık. Üzülmemek elde değil tabii ki. Karardan hiç haberimiz olmadı ama halka anlatamıyoruz derdimizi. Yani şu meşhur kaptan hikayesinde olduğu gibi “geminin battığına değil, millete nasıl meram anlatacağımıza” ağlamaya başladık...

Öncelikle TAK’taki yönetim kurulunun oluşumunu anlatayım size. TAK Yönetim Kurulu 9 kişiden oluşuyor. Yönetim kuruluna 2 kişi cumhurbaşkanlığı, 2 kişi hükümet, bir kişi ana muhalefet, bir kişi de kurumdaki yetkili sendika temsilci gönderiyor. TAK müdürü ve BRTK Müdürü de yönetim kurulunda yer alıyor. Gazeteciler Birliği’nden ise seçimle belirlenen bir kişi gönderiliyor.

İşte Gazeteciler Birliği’nin seçimle belirleyip gönderdiği kişi benim. 2007’den beridir yönetim kurulu üyesiyim. Eskiden 2 yılda bir belirlenirdi Gazeteciler Birliği üyesi ama yasada yapılan bir değişiklikle bu süre 3 yılda bire çıkarıldı. TAK ile olan ilgimi açıkladıktan sonra konumuza dönelim.

Bir kere şunu söyleyeyim; TAK’taki Reddediyoruz Platformu’yla ilgili alınan karardan hiçbir yönetim kurulunun haberi olmadı. Yani “sansür” bir yönetim kurulu kararı değildir. Müdüriyet yetkisinde gerçekleşen bir olaydır.

İçinden çıkılamayacak bir durum olmadıktan sonra yönetim kurulu, kurumun iç işleyişine karışmamaktadır. Yönetim kurulu başkanı da dahil hiçbir yönetim kurulu üyesi “Şu haberi şöyle yapın, şu haber böyle çıksın, şunu küçük verin, bunu hiç koymayın” diye talimatlar vermemekte, oradaki gazetecilerin işine karışmamaktadır.

Zaten kurumun yasası vardır ve ona göre hizmet vermektedir ama kurumda zaman zaman yasanın da yetersiz kaldığı durumlar olabiliyor, ya da yorum farklılıkları ortaya çıkabiliyor; böyle olunca da yönetim kurulu genel prensipler belirliyor, personel de bu çerçevede çalışıyor.

Geçen cuma günü TAK, Reddediyoruz Platformu’nun eylemini niye izlemedi, bildirilerini neden bültenden çıkardı? Çünkü müdüriyet hükümetten baskı gördü.

Devletteki tüm atanan kişilerin üzerinde kurdukları baskının benzerini TAK Müdürü’nün üzerinde de kurdular, Demokles’in kılıcını başında sallandırdılar... Sonuç malum...

Yönetim kurulunun bilgisi olsaydı, hükümetten gelen baskıya karşı durur, bu “sansürü” yaptırmazdı.

Sormadım ama yönetim kurulunda Koordinasyon Ofisi’ne karşı olmayan kişiler bulunduğunu tahmin ediyorum ancak yine de hükümetin istediği “sansür” kararı yönetim kurulundan onay alamazdı.

BRT’de, TAK’ta geçmişte bu tür olaylar hiç mi olmadı? Oldu tabii ki... Yıllardır tüm hükümetler, BRT ve TAK’ı kendi propaganda araçlarına çevirirken, rakipleri durumundaki muhalefetin ya da söyleyecekleri hoşlarına gitmeyen diğer sivil toplum örgütlerinin sesini hep kısmak istediler... Zaman zaman kıstılar da...

Ancak yıl 2016... 21. yüzyıldayız, teknoloji çağındayız... Artık hiçbir şey gözden kaçmaz, hiçbir şey gizlenemez...

2016’da 1970’lerin 1980’lerin ya da 90’ların başının sansürcü, baskıcı zihniyetini geri getiremezsiniz.

Siz saklasanız da hiçbir şey saklanmaz artık... Ne oldu yani şimdi? Çok daha mı iyi oldu? Siz sansürlediniz diye eylem medyada yer almadı mı, fotoğrafları yayınlanmadı mı, söylenenler duyulmadı mı?

Muhabir göndermeyen gazeteler bile sosyal medyadan fazlasıyla malzeme topladı, birçok kişi sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla canlı yayın yaptı.

Sayın hükümet yetkilileri ne geçti elinize? Müdürü ezmekle, hem onu, hem kurumu toplumda tartışılır hale getirmekle çok mu iyi yaptınız?

TAK özel sektör kurumu değildir. TAK, Koordinasyon Ofisi’ne karşı olanların da onaylayanların da kurumudur. TAK halkındır, halkın vergileri buralara akmaktadır. TAK’ı malınız gibi kullanamazsınız.

Aslına bakarsanız TAK’ta yönetim kurulu üyesi olmak eziyetten başka bir şey değildir. Hükümetler birçok kararı, yönetim kuruluna somadan almaktadır. Örneğin bir sabah bir hükümet TAK’ın aboneye ücretsiz olmasına karar verdi, başka bir hükümet bir sabah “TAK hizmetleri artık ücretli olacak” dedi. Başka bir sabah ise başka bir yönetici yeniden hizmetleri ücretsiz yaptı. Kimse de bize bir şey sormadı.

Ansızın bakanlar karar verdi, TAK’ın personelini alıp bakanlıklarında görevlendirdi ancak gidenlerin yeri boş kaldı, yerlerine birileri istihdam edilmedi. 10 dakikada çözülecek sorunlar yıllar sürdü.

Yıllar boyu TAK’ın sıkıntılarıyla gerçekçi bir şekilde ilgilenilmedi, sorunlar birikti, üstüne bir de siyasiler elini oraya sokarak karıştırdı, personeli bir birine kırdırdılar. TAK, bir birini sevmeyen, bir birine katlanamayan mutsuz insanlar topluluğuna dönüştü.

Kurumda müdürü veya diğer bazı arkadaşlarını hükümet yetkililerine ispiyonlayarak, üzerlerinde baskı kurduranlar olduğu iddia ediliyor. “Koordinasyon Ofisi”ni kullanarak yaratılacak bu krizin kime fayda sağlayacağını sanıyorsunuz?

TAK’ın kamuoyunda tartışılmasına en başta TAK personeli izin vermemelidir. Bugün Koordinasyon Ofisi’ne izin veren zihniyetler, yarın TAK’ı kapatıp da görevlerini Anadolu Ajansı’na devrederse hiç şaşırmayın. TAK’ı kamuoyunda tartıştırmak ve itibarsızlaştırmak kimseye fayda sağlamaz.

Sayın Başbakan Hüseyin Özgürgün ve Sayın Başbakan Yardımcı Serdar Denktaş, nasıl ki siz Koordinasyon Ofisi’nin zararsız olduğunu, zannedildiği gibi sakıncalar içermediğini iddia ediyorsanız, başka kesimler de bazı tehlikeler görmüş, endişeye kapılmış olamaz mı? Onların da bu endişelerini demokratik çerçevede haykırma hakkı yok mudur?

UBP-DP Hükümeti göreve geldiği günden beridir, birçok konuda “yasaklar” koymaya çalışmaktadır. Zaman eski zaman değildir, eski kafalarla çağdaş bir yönetim olamaz. Vazgeçin, vazgeçin ki “eski zihniyetteki” UBP- DP olmadığınızı kanıtlayıp bizi utandırın…

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?