Ali Baturay

 

Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var

27 June 2016, Monday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Arkadaşlarla konuşuyorduk, birisi; “Türkiye’den yöneticilerle cumhurbaşkanıyla, başbakanla fotoğraf çektirmek, basında yer almak insanlara avantaj sağlıyor, güç katıyor” dedi.

“Evet arkanı sağlama aldın demektir” diye ekledi diğeri.

Güldüm ve sordum; “Ciddi misiniz siz, yoksa dalga mı geçiyorsunuz?”

“E öyle olmasa, bizim yetkililer ne diye fotoğraf çektirip, illa ki onu basında yayınlatmak istesin ki?” diye sordu arkadaşım.

“Hah hah haaa… Eğer öyleyse Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la benim de fotoğrafım var. Gerçi o zamanlar henüz Başbakandı ama olsun” dedim. Sayfada gördüğünüz fotoğraf fotomontaj değildir, gerçektir. Benim de Sayın Erdoğan ile fotoğrafım var.

Şimdi ben bu fotoğrafla daha iyi bir yere gelebilir miyim diye düşündüm ve yıllar sonra yeniden yayınlamaya karar verdim. (Şaka yapıyorum sakın inanmayın)

Bu fotoğraf 2011 yılında çekildi. O yıl Sayın Erdoğan Kıbrıs’tan bir grup gazeteci ile görüşmüştü, hani o meşhur, “Güzelyurt’u vermem” dediği gün. Aslında o zamanki Genel Yayın Yönetmenimiz Sayın Reşat Akar davetliydi ama hasta olduğu için ben gitmiştim.

Gazeteci grubu içinde Başaran Düzgün, Rasıh Reşat, Aysu Basri Akter ve Sefa Karahasan da vardı.

Yani onların da Erdoğan ile birer fotoğrafı var ve bizim avantaj beşe bölünmüş oluyor. Bu hiç iyi olmadı değil mi?

Hazır o günü anımsatmışken, bir küçük anı daha anlatayım. O görüşmeyle ilgili unutulmayan bir de Erdoğan esprisi var ki Kıbrıs’a döndüğümüzde herkes gerçek sanmıştı. Erdoğan’ın kendi halkına “En az 3 çocuk yapacaksınız” dediği günlerdi.

Erdoğan, bize de kaç çocuğumuz olduğunu sordu... Başaran Düzgün’de 2 çocuk, bende 2 çocuk, Rasıh Reşat’ta 2 çocuk, Aysu Basri o yıl 7 yıllık evli olmasına rağmen henüz çocuğu yoktu, yanılmıyorsam Sefa Karahasan da henüz nişanlıydı o günlerde ve henüz onun da çocuğu yoktu. Recep Tayyip Erdoğan, “Kardeşim hem çocuk yapmıyorsunuz, hem de Kıbrıs’a nüfus taşıyoruz diye şikayet ediyorsunuz” demişti.

Konu, Kıbrıs’ta bazı gazetelerde “Erdoğan, Kıbrıslı Türk gazetecilere ‘çocuk doğrun fırçası’ attı” diye çıktı.

“Fırça atmadı, espriydi” desek de inandıramadık milleti.

Şimdi ben diğer dört gazeteci arkadaşla paylaşmış olsam da “Erdoğan’la fotoğrafı olan gazeteci unvanını” yine de arkam sağlamdır değil mi? (Dedim ya şaka yapıyorum, inanmayın...)

Bana ve arkadaşlarıma bu espriyi, TDP milletvekili Mehmet Çakıcı’nın Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’la geçen hafta içinde mecliste yaptığı sert tartışma hatırlattı.

Çakıcı, Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’nun Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapacağı görüşmenin de “sadece fotoğraf çekmek” amaçlı olduğunu söyleyince Denktaş’ la sert bir tartışma yaşadı.

Denktaş, bu sözleri “kabul edilmez” buldu.

Yazacaklarım direkt Tahsin Ertuğruloğlu için değildir. Yaptığım küçük bir araştırmaya göre, Ertuğruloğlu, Erdoğan ile Kıbrıs sorununu ve KKTC’nin dış temsilcilikleri konusunu konuştu. Ertuğruloğlu, dış temsilcilikler ve KKTC’nin Ankara’daki büyükelçilik binası konusunda destek istemiş ve destek sözü de almış...

Yani orada bulunmadığım ve içeriğini dinlemediğim için “konuşmadılar, imaj gösterisiydi” diyemem kuşkusuz ama bu memlekette bu tür imaj ziyaretleri çok yapıldı.

Gerçekten bir fotoğraf için saatlerce bekleyenler ve o fotoğrafla çok büyük işler yaptığı havasını atanlar olduğunu çok iyi biliyoruz. Koridorda iki dakika görüşüp fotoğraf çekmek için canını yiyenler oldu.

UBP kurmayları bir dönem bunun üzerine politika bile yaptı, “Türkiye’den en sıkıntısız, en kolay parayı alan partiyiz” diye. Mehmet Çakıcı, çok da haksız değil yani.

Ona “sadece fotoğraf çekmek amaçlı gidiyorsunuz” sözünü söyleten geçmişteki yaşananlardır.

Gidip Türkiye’den yöneticilerle fotoğraf çektirip, ısrarla da bunu gazetelerin ön sayfalarında yayınlattıran çok sayıda kişinin sonra aslında bir hiç uğruna oralarda olduğu anlaşıldı.

Biz yıllarca onurlu bir politika yürütmek yerine, Türkiyeli yöneticileri, iltifatlarla, ana- yavru ilişkilerini hatırlatmakla, yağla balla ikna edip, para ve imkan koparmanın peşinde koştuk.

Yıllarca alınan paralar, sağlanan imkanlar toplum yararına, geleceğimizi kurmak ya da kurtarmak adına değil popülizm için, günü kurtarma, partilerimize seçim kazandırma adına yaptık.

Sürekli elimiz açık, dilenci pozisyonunda olduğumuz için de karşılığında bizden istenenler karşısında dik duramadık.

Bir iş sahibi olamayıp, babasından sürekli para dilenen hayırsız evlat, ya da işi gücü yok kayınpeder parası yiyen bir içgüveysi gibi para bekledik.

Biraz sıkı çekmeyi ama ayaklarımızın üzerinde durmayı beceremedik, şimdi de Türkiye’den istenen şeyler için ah vah çekiyoruz ama akıllanmış değiliz.

Çakıcı haksız değil, yıllarca bu fotoğraflar çekildi, imajlar kazanıldı ama bunlar toplumsal yarara dönüşemedi. Dönüşseydi şimdi bu durumda olmazdık. Geri çekilip halimize bakın, neremiz tamamdır?

Fotoğrafların hiçbir anlamı yoktur. Çektirenler “var” zannediyor ama yoktur.

İşte benim de fotoğrafım var Sayın Erdoğan’la, albümde yer alacak, bir öneme damgasını vurmuş bir yöneticiyle olan fotoğrafımı belki torunlarıma göstereceğim ya da anılarımı yazarken yukarıda bahsettiğim “Güzelyurt’u vermem” ve “Niye çocuk yapmıyorsunuz?” hikayelerini anlatırken görsel olarak kullanacağım. Başka ne avantajı olabilir ki bir fotoğrafın?

Sevgili siyasilerimiz, fotoğraflarla imaj yapacağınıza, gerçekten iş yapın, bu toplum için onurlu ve geleceğimizi kurtaracak bir şeyler yapın…

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?