Ali Baturay

 

Korktuğumuz başımıza geldi

28 June 2016, Tuesday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Ne zordur bu gazetecilik, olay yerine koşarsınız, bir de bakmışınız orada bir yakınınız.

Hele de ölümle sonuçlanan bir olaysa dayanmak kolay değildir.

Hiç istemese de her gazetecinin başına gelir böyle olaylar maalesef.

Arkadaşlarımız Uğur Kaptanoğlu ile Mehmet Kara dün akşam bu zorluğu yaşadı.

Gözyaşlarına boğularak yaptılar görevlerini.

Hem bir makine gibi görevinizi yapacaksınız çünkü mesleğiniz bu, hem de insan olduğunuzu unutmayacaksınız. Gerçekten çok zordur.

Uğur ve Mehmet için bir daha zordu, çünkü her Allah’ın gecesi birlikte çalıştıkları arkadaşları Hüseyin Erdem’i kaybetmişlerdi.

Eminim dün gece de sanki o güler yüzüyle çıkıp gelecek esprisini yapacakmışçasına beklemişlerdir...

Hüseyin Erdem baskı bölümünde çalışıyordu, her gece yaptığımız haberlerin kâğıt üzerinde hayat bulması için ter döken arkadaşımız, bu kez o gazete sayfalarına haber olacak.

Her gece titizlikle baktığı o sayfalarda kendi ölüm haberinin olacağını nereden bilecekti ki.Nasıl iştir bu iş?

Gerçekten içimiz kan ağlıyor.

Trafikteki altyapısızlığı en çok yazan gazeteyiz...

Trafikteki kuralsızlığa takmış durumdayız.

Trafik de trafik deyip duruyoruz, yazıyoruz, söylüyoruz, resmen bağırıyoruz, soru soruyoruz, gezip kuralsızlığın fotoğrafını çekiyoruz, görmeyenlerin gözüne sokmaya çalışıyoruz.

Yollardaki çukurlardan tamir edilmeyen köprüye, görüş alanını kapayan ağaçlardan- otlardan, yanlış yapılan parka, kırmızı ışıkta geçenden sürat yapana, trafik tabelalarının eksikliğinden görüş alanını etkileyen reklam tabelalarına, kaygan yoldan dalgalı yola, aklınıza ne gelirse yazdık, yazmak yetmedi gezdik ya da nöbet tuttuk fotoğrafladık.

Dert ettik kendimize bu trafiği, yıllar itibarıyla artan ölüm rakamlarını gündeme getirdik, geçmişle karşılaştırdık, kazaların ve ölümlerin artışına ve yakıcılığına dikkat çektik.

Yetmedi, dünyada bu işlerin nasıl yapıldığını ortaya koyduk karşılaştırdık.

Bu küçücük ülkede trafik sorunuyla nasıl baş edemediğimizi sorguladık.

Yetkililer görmez diye haberleri manşete çektik, başlıkları da fotoğrafları da büyüttük, birilerinin gözüne batsın diye.

“Trafiğe çıkmak cesaret ister” dedik, ortadaki karmaşayı, keşmekeşi ve riski vurgulamak için ama nafile...

Kimsenin umurunda olmadı, popülizm, günü kurtarma, sonuç vermeyen boş laflar…

O kadar dert etmiştik ya biz bu trafiği, korktuğumuz başımıza geldi.

Bir trafik kazası, geldi arkadaşımızı aldı aramızdan götürdü.

Yarım çemberde trafiğin akmasını ve yola çıkmayı beklerken (ki bu yarım çemberlerin de riskini ve yanıltıcılığını da yazdık kaç kez) bir başka araç yolundan çıkıyor, elektrik direğini deviriyor ve arkadaşımız Hüseyin Erdem’in aracına çarparak, onu öldürüyor.

En azından bir bariyer olsa, o araç gelip arkadaşımızın aracına çarpmayacaktı.

Güzelyurt anayolundaki bariyer sorununu defalarca yazdık, artık sayısını bile hatırlamıyorum.

Üzüntümüz kelimelerle anlatılmaz, Hüseyin’imiz artık yok.

Her akşam güler yüzüyle bizi ziyaret eden, espriler yapan, ne yardım istesek koşan, iyi insan Hüseyin, en çok korktuğumuz sorun nedeniyle artık hayatta değil.

Halbuki çok fazla hayali ve projesi vardı.

Yaşadığı 49 yıl içine çok şey sığıştırmıştı ama daha yapacak çok işi vardı.

Emekliliğini ve sonrasını bile planlamıştı...

Her Türkiye’ye gidip geldiğinde bir o bölgenin bir simge eşyasını getirirdi bana.

Gitmeden günler önce “sana bakalım nasıl simge getireceğim?” diye söyler dururdu.

Korktuğumuz başımıza geldi Hüseyin...

Bu trafikte kimsenin canı garantide değil.

Otomobilimize her girip de çalıştırdığımızda evimize işimize değil, bir bilinmeze sürüyoruz aslında, adeta ‘Sırat Köprüsü’nden geçip gidiyoruz farkına varmadan.

Siz istediğiniz kadar kurallara uyun, yetmiyor, gelip buluyor sizi ölüm yine.

Trafik kazasından ölüm tüm dünyada olur ama bu küçücük ülkede çok kolay halledilecekken, bir arpa boyu ilerleyemeyip, bu işlere çözüm bulamayanlar sayesinde bu kadar da ucuz olmamalı ölüm be kardeşim.

Korktuğumuz başımıza geldi Hüseyin’im, piyango sana vurdu kardeşim...

Maşallah devletimiz varmış övünüyorlar, övünün devletinizle, övünün hiçbir şeyi tamam olmayan, görüntüden ibaret devletinizle. Övünün mutsuzluk saçan sahte şahanenizle...

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?