Ali Baturay

 

Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere

30 June 2016, Thursday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Size tuhaf gelebilir ama önceki akşam İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gerçekleşen terör saldırısı sonrası fotoğraflara bakarken gözüme etrafa dağılmış bavullar takıldı. Sahipsiz bavullar...

Kim bilir nereden gelen, nereye giden, içerisine ne gibi eşyalar, hediyeler yerleştirilmiş bavullar?

Belki bir büyükannenin torununa aldığı bir oyuncak, belki sevgiliye kaliteli bir parfüm, belki evladına güzel bir giysi, belki kitap kurdu arkadaşa yeni çıkmış bir kitap almış birileri ve bu bavullara yerleştirmişti...

Sahipsiz her bir bavul, bir “ölüyü” ya da bir “yaralıyı” simgeliyor gibiydi...

Bavullar; ne önemi var ki o bavulların insan yaşamının yanında?

Ancak yurt dışına giderken veya gelirken kaybolan bavulumuz için ne çok tantana koparırız değil mi?

Bavulumuz dönene kadar nasıl da sinir oluruz, bulamayınca da tazminat peşinde koşarız.

Bir bavula ne kadar eşya sığabilir ki?

İçine koyduklarımız ne kadar önemli olabilir?

İnsan yaşamı yanında hangi bavulun değeri var ki?

Önceki gece kan deryası içinde kalan bavulları kim düşündü, kim düşünebildi?

Peki havaalanında olup da kılına zarar gelmeyen ancak çok korkanlar ellerindeki bavulları düşündü mü sizce?

Bence düşünmemişlerdir...

Terör tehdidi onlara yönelse ellerindeki bavulları hiç düşünmezlerdi ama uzaktan bakarken bile düşünmediler.

Panik içinde beklerken bavullar en son akla gelenlerdi.

İnsan canı her şeyden önemlidir, kaçarken ve canımızı kurtarmaya çalışırken değerli hiçbir eşyamızı ya da parayı düşünmeyiz...

Saldırı sonrası bavullar, öylece dağınıktılar, gözüm uzunca süre onlara takıldı.

Fotoğrafları bir bir inceledim; bavullar dağınıktı, kimisi açılmış, kimisi kana bulanmıştı.

Terör saldırısından sonra kimse onlarla ilgilenmedi çünkü hiçbir değeri yoktu onca ölü ve yaralının yanında...

Ölenlerin arasına yayılmış bavullar çaresizliğin, kaybetmenin, acının, kederin simgesi gibiydiler.

Bavullara bakarken sahiplerini düşündüm...

Size tuhaf gibi gelebilir bu bavul takıntım ama rahat zamanlarımızda ne kadar boş işlerle uğraştığımızı, ne çok şeyi dert ettiğimizi düşündüm...

Ölüm bize yanaştığında, ölümün tehdidini hissettiğimizde, can derdine düştüğümüzde malın ne kıymeti var ki?

Malı bırakın, takıntılarımızın, kavgalarımızın, küskünlüklerimizin, kıskançlıklarımızın ne önemi var?

Türkiye’de hükümetin koyduğu yayın yasağı nedeniyle, patlamanın yarattığı tahribatı Anadolu Ajansı, diğer Türkiye ajansları, Türkiye’deki web sayfaları, Türkiye televizyonları tam yansıtamadı ama Reuters’dan gelen fotoğraflara baktığımda sanki zaman benim için durmuş gibiydi.

İstanbul’da yakınları olanları, özellikle de yolculuk yapanları düşündüm, nasıl da telaşlanmışlardır, kesin onlar için de zaman durmuştu.

Neden başaramıyoruz tehlikede olmadığımız normal zamanlarda her şeyi kafaya takmamayı, üzülmemeyi, sinirlenmemeyi, didişmemeyi...

Neden unutuyoruz ölümün bize çok yakın olduğunu, hem de çok yakın...

Ölümlü bir trafik kazası gördüğümüzde birkaç gün dikkatli ve yavaş araç kullanıyoruz ama sonra unutup, yine sürat yapıyoruz mesela.

Önemli olan, tehditle karşılaşmadan önce de dünyanın derdi üzerimizdeymiş gibi davranmamak.

Ancak belki de yanılıyorum, belki de öyle olması gerekiyor, belki de hayat normal akışı içinde güzeldir.

Hayatın akışı, zaman zaman sinirli, zaman zaman kederli, bazen kıskanç, bazen mağrur, bazen mızır, bazen çaresiz olduğumuz zaman daha anlamlıdır.

İnsanların tüm hallerinin bulunduğu ve karşılığını diğer insanların davranışında bulduğu bir sistem mutlaka daha iyidir.

Aksi takdirde, ölmeyi bekleyen insanların tek tip davranışları dünyayı çok sıkıcı yapardı... Ölmeyi beklemek çok sıkıcı, çünkü kapıyı ne zaman çalacağı hiç belli değil, her an ölecekmiş gibi davrandığımızda ve insanlığın tüm hallerinden sıyrıldığımızda, zaman işte tam da o zaman dururdu...

Zamanın durması bizim o kadar da çok seveceğimiz bir şey değil. Yaşadığımız şoklar bizi sersemletebilir, aklımızı başımıza getirebilir ama varsın biz yine insanlık hallerimizle kalalım.

Normal insanlık hallerimiz içinde bavullar yine önemli olmaya devam etsin, bavullar önemsenmediği ve etrafa savrulduğu anlar felaketi, dehşeti çağırıyor ya da simgeliyor çünkü.

Terör mü? Lanet olsun teröre... Lanet olsun masum insanları öldürmekle aranan tüm haklara ve o şekilde hak arayanlara. Lanet olsun insanları öldürerek, diğer insanlara korku salmaya çalışanlara...

Lanet olsun o bavulların yerine ulaşması sürecini kesintiye uğratanlara...

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?