Ali Baturay

 

Sayıştay

01 July 2016, Friday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

İlla ki hükümetin olanaklarını, elinizdeki gücü, mecliste oluşturduğunuz çoğunluğu istismar edeceksiniz.

İlla ki size yakın olanlara kıyak geçeceksiniz.

Herkesin gözünün içine baka baka en yakınınızdakileri, akrabalarınızı, dünürlerinizi, arkadaşlarınızı bir yerlere getireceksiniz, bir yere getirirken de zengin edeceksiniz.

Zengin etmekle kalmayacak, emekli olduktan sonra paraya gömeceksiniz.

Herkes görecek, herkes duyacak, bir iki deli bağıracak, siz de “sus da gulle geçiyor” diyeceksiniz.

Nasıl olsa Kıbrıslı bu; bağırır çağırır ama öfkesi çabuk geçer, unutur gider.

Neden ama neden böyle devam etsin?

Elbette insan birlikte çalışacağı kişiye güvenmek ister, arkasını döndüğünde rahat olmak ister, tamam da öyledir diye en yakınlarınızı mı getirmek zorundasınız her yere?

Bu işi yapabilse de yapamasa da hiç fark etmiyor mu?

Etmiyor tabii... Sonra da “Bu ülke neden ileriye gidemiyor?” deniyor. Nasıl gitsin ki bu zihniyetle?

Hazır kıyaktan söz etmişken, mesela bir “Sayıştay (Değişiklik) Yasa Tasarısı” hazırlandı ve geçen hafta meclis oturumunda da onay aldı. Öyle bir yasa hazırlandı ki kimsenin içine sinmedi.

Bir yasa yapıyorsunuz ama sanki de yasa yalnızca Sayıştay Başkanı ve yardımcısına, yani Sayıştay üyesine kıyak yapmak için hazırlanmış gibi.

Durup dururken bu yasa ile Sayıştay Başkanı ve yardımcısına ek ödenek veriliyor.

Neden, çünkü Sayıştay Başkanı UBP’li...

Yangından mal kaçırır gibi de çoğunluk onlarda ya, tasarıyı yasalaştırdılar.

Esas çalışan denetçilere yok, çünkü bütçede ödenek yokmuş ama Sayıştay Başkanı ile yardımcısına ek ödenek var.

Denetçilere yoksa onlara da olmamalı.

Aslında yasa tasarısında denetçilere de öngörülüyormuş ama sonra bütçede ödenek olmadığı anlaşıldı ve o yüzden onlara kaldırılmış.

Belki de numaraydı, baştan başkan ve üyeye hazırlanmıştı ama böyle bir oyunla denetçiler ekarte edildi.

Neden başka dairelerde, benzer konumdakilere verilmezken Sayıştay’a böyle itina gösteriliyor?

“Başkalarına da verilsin” demiyorum yanlış anlamayın, ortadaki tuhaflığa dikkat çekmek için söylüyorum.

Şimdi benzer görevleri yapan başkaları da isterse haksız mı?

Bu bir risk ödeneği mi, öyleyse Sayıştay Başkanlığı’nın nasıl bir risk taşıdığını biri bana anlatsın.

Sizce esas işi yapan denetçiler ek ödenek almazken, Sayıştay Başkanı ve üyenin bu imkandan yararlandırılması o kurumda huzur bırakır mı?

Sayıştay gibi önemli bir kurumda huzursuzluk olursa ondan verim beklenir mi?

Yasayla Sayıştay’ın görev alanları genişletildi, yetkileri, artırıldı kadrosu da artırılacak ancak kimse bunları konuşmuyor, herkes ek ödenekleri tartışıyor.

Çünkü Sayıştay’ı güçlendirirken başkan ve üyeye de kıyak çekilmek istendi.

Gerekli yerlere para bulunmazken, yandaşlara maalesef oldukça bonkör davranılıyor.

Sayıştay aslında yaptığı görevler bakımından da tartışılıyor.

Toplum Sayıştay’ın ne yaptığını bilmiyor, göremiyor.

Ya Sayıştay iyi çalışmıyor, ya da çalıştığını gösteremiyor.

Bir kere Sayıştay Başkanı kendisini çok gizliyor, konuşmuyor, telefonlara çıkmıyor...

Sorsanız Sayıştay Başkanı’nın adını bile söyleyemezler size.

“Sayıştay Başkanı kimdir?” deseniz insanların aklına Nail Atalay, Soner Vehbi, İsmet Akim isimleri gelir ama Osman Korahan isimi kimsenin aklına gelmez.

Sorun en yakınızdaki kişiye Sayıştay Başkanı’nın ismini de bir görün alacağınız cevabı.

İnsan neden bu kadar kendini gizler ki? Başkan gazetecilere konuşmaktan nefret ediyor sanki.

Sarayı ve içindeki yalnızca kendisinin yürüyebildiği kırmızı halısı ve şimdi de ek tahsisatı ile küçük bir padişahlık gibi.

Sayıştay değişen hükümetlere göre değişen kararlar almamalı hep objektif olmalıdır.

Sayıştay Başkanı UBP’li olabilir ama o göreve gelince tarafsız olmalıdır, UBP Hükümeti de Sayıştay Başkanı’nın artık UBP’li olduğunu unutmalıdır.

Şimdi UBP Hükümeti’nin UBP’li Sayıştay Başkanı’na sağladığı ek tahsisat varken, o başkan UBP Hükümeti’ni nasıl denetleyecek sizce? Bu işte bir tuhaflık yok mudur?

Zaten yaptığı denetimlerin yetersizliği konusunda, kamuoyunda tartışılan Sayıştay, şimdi, daha da tartışılır olmuştur. Her şeyi politize ederseniz, işte ortaya da böyle tuhaf durumlar çıkar.

Kamuyu denetleyecek kurum bu kadar tartışılmamalı, başındaki kişi da bu kadar suskun kalmamalı.

Çıkın konuşun, “yanılıyorsunuz” deyin bizi ikna edin...

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?