Ali Baturay

 

Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı

03 July 2016, Sunday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Ülkemizde trafik kazalarının çok çeşitli nedenleri vardır.

Altyapı eksiklikleri, kurallara uymama, aşırı sürat bunların başında gelir ama bununla kalmıyor tabii, araçların bakımsızlığından tutun da sigorta sistemine, eğitimsizliğe kadar bir dolu neden sayılabilir.

Amacım sizlere bunları sıralamak değildir, mutlaka bunları çok kez okudunuz, dinlediniz...

Trafik kazalarının bir nedenini, farklı bir bakıştan, uzun zaman önce okuduğum bir romandan alıntı yaparak anlatmaya çalışacağım...

Romanda okuduklarımdan etkilendiğimi, yazılanlara katıldığımı ve sizin de katılacağınızı umuyorum.

Romanlar kurgudur diye sakın kayıtsız kalmayın, kurgu olsa da hayattan alıntılardır romanlar da zaman zaman çok yararlı bilgiler vermektedir.

Fransa’da yaşayan Çek yazar Milan Kundera’nın “Yavaşlık” isimli romanından alıntı yapacağım.

Romanın ilk bölümlerinde bir çift yolculuk yapıyor ve arkalarından gelen araçların sürücülerinin ne kadar da sabırsız olduğundan yakınıyorlar. Sanki üzerlerinden geçecekmişçesine sabırsız.

“Beni geçmek için bir fırsat kolluyor sürücü; alıcı kuşun serçeyi pusuda beklediği gibi” diyor adam.

Sanırım sizin de hiç yabancı olmadığınız bir durum.

Kadın kocasına soruyor; “En korkak kişiler bile direksiyona geçince nasıl oluyor da korku morku vız geliyor. Unutuyorlar korkuyu, hatta her şeyi unutuyorlar, bu nasıl oluyor?” diye.

Adam da kadın şu etkileyici cevabı veriyor:

“Sorunun yanıtı bu belki de şu: Motosikletinin üzerine yumulmuş giden insan bu gidişin somut bir saniyesine verir kendini yalnızca; geçmişten ve gelecekten kopmuş bir zaman parçasına tutunur; zamanın sürekliliğinden kopmuştur; başka bir deyişle sarhoş durumundadır; bu durumda yaşı, karısı, çocukları, kaygıları umurunda bile değildir, unutmuştur onları, bu nedenle korkmaz, çünkü korkusunun kaynağı gelecektedir ve gelecekten kurtulmuş bir insan için korkacak bir şey yoktur.

Teknik devriminin insana armağan ettiği bir sarhoşluk biçimidir hız. Motosiklet sürücüsünün tersine, koşucu (koşan insan) kendi bedeninin varlığını her zaman duyumsar, soluk durumunu hiç aklından çıkarmamak durumundadır; gövdesinin ağırlığını ve yaşını hisseder koşarken, kendi kendinin ve yaşamının zamanının her zamankinden daha fazla bilincindedir. İnsan hız yeteneğini bir makineye devredince her şey değişir: Artık kendi gövdesi oyunun dışındadır ve bir hıza teslim eder kendini, cisimsiz, maddesiz bir hıza, katıksız hıza, hızın hızına, hızın hızlığına, sarhoşluk hızına...”

Milan Kundera ne kadar güzel anlattı değil mi hızın ya da süratin nasıl ölümcül duruma dönüştüğünü?

İnsan koşarken sonsuz bir sürate ulaşamıyor, ne kadar yetenekli ve antrenmanlı olursa olsun insanın da dayanabileceği bir nokta vardır.

Aksi takdirde kesilir, düşer, bayılabilir, o nedenle insan koşarak hız yaparken hep kontrollüdür, bu hızlı yürürken de maç yaparken de yüzerken de aynıdır.

Ancak Kundera’nın da dediği gibi hız yeteneğimizi bir makineye devrettiğimizde, o makinenin bir parçası haline dönüşüyoruz ve korkularımızı, geçmişi, geleceğimizi her şeyi unutuyoruz.

Zaten onları hatırlayabilsek zamandan kopmayız, zamanın sürekliliğinden koptuğumuz zaman ise aslında hayattan kopmuş oluyoruz. Makinelerin insanlara verdiği cesaret zaten hep ölümcül olmuştur.

Silah taşımak da bunun gibi bir şey değil midir?

Sürat yapmak bir zevk olabilir mutlaka ama onun da yeri vardır, spor niyetine uygun alanlarda yapabilir insanlar. (Gerçi bu ülkede bunu sağlayacak alan da fazla yok...)

Şunu da unutmamak lazım ki dünyanın en ünlü ve en tecrübeli yarışçıları bile kaza yapıp, yaşamını yitiriyor.

Yarışlar ve yarışçılar için alınan tüm tedbirlere rağmen sürücüler yaşamını kaybediyor.

Bizim gibi altyapısı iyi olmayan, doğru dürüst yolu bulunmayan, kavşakları, anayollara düzensiz çıkan tali yolları ölüm saçan bir ülkede sürat yapmak, baştan ölmeyi kabullenmek gibi bir şeydir.

Bu kötü yollarda sürat yapmak hem kendimizin hem de başkalarının yaşamını tehlikeye atmak demektir.

Hepimiz zaman zaman acele edip, sürat yapıyoruz, sonrada da gelip trafiğin sıkıştığı bir noktada, ya da kırmızı ışıkta duruyoruz, yolda geçtiğimiz tüm araçlar gelip ya yanımızda ya arkamızda duruyor.

O zaman ben kendime soruyorum, “Ben niye risk alıp sürat yaptım, niye bu kadar aracı geçtim?” diye.

Demek ki kaybedeceğimiz hiçbir zaman, hayatımızdan ve başkalarının hayatından daha önemli değildir.

Araç kullanırken de “siz” olun, “kendiniz” olun, kendinizi kullandığınız aracın bir parçası haline dönüştürüp, zamanın sürekliliğinden ve gelecekten kopmayın...

Araç kullanırken, sevdiklerinizle ilgili korkularınız, gelecek endişeniz hep aklınızda olsun, zamandan ve sevdiklerinizden, bu hayattan kopmayın... Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkını unutmayın…

 

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?