Ali Baturay

 

Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki?

05 July 2016, Tuesday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Bilmem siz de fark ettiniz mi, başka ülkelerin dertleri sıkıntıları, sanki bizim dertlerimize merhem oluyormuş gibi davranıyor bizim ülkemizdeki bir kesim ki bunların içinde ülke yönetiminde olanlar da var...

Hele de “oralarda olmaz” denilen ülkelerde meydana gelen bazı olaylar karşısında bizimkilerin ağzı kulaklarına geliyor.

Avrupa ülkelerindeki terörist saldırılar veya doğal felaketler olduğunda neredeyse bir “oh” çekmediğimiz kalıyor.

Güney Kıbrıs’ın ekonomik sıkıntılar yaşadığı günlerde bazı kesimler sevinçlerini hiç de gizleme gereği hissetmiyordu.

Ne öngörüler ortaya atılmamıştı ki; “ekonomik kriz Rumları çözüme yanaştıracaktı,” “şimdi güçlerimiz eşitlenmişti” gibi bir sürü zamazingo...

Rumlar ağır ağır krizi bertaraf etti, normale döndü, tabii ki öngörülerin hiçbir gerçekleşmedi.

Evet gerçektir, Avrupalılar, ya da başka bir deyişle batılılar Müslüman ülkelerdeki felaketleri, terörist saldırıları batı dünyasına yapılanlar kadar önemsemiyor.

Çok daha az şiddette kendi taraflarına yapıldığında ortalığı velveleye veriyorlar ama onlar öyledir diye biz de aynı yanlışa düşüp, onların başına bir şey geldiğinde “oh” çekmek zorunda mıyız?

Bence dünyanın nesrinde olursa olsun, olaylara insan odaklı bakmak lazım, din, dil, mezhep, coğrafya hiç fark etmez.

Güney Kıbrıs’ta mesela Kıbrıslı Türklere yapılan saldırılar inanır mısınız bizim bu tarafta aynı zihniyette olan kişiler tarafından sevinçle karışlanıyor.

Bakmayın siz kızdıklarına öfkelendiklerine, ellerinden gelse her gün Rumların Kıbrıslı Türklere saldırmasını sağlayacaklar.

Sırf ortam karışık olsun, çözüm çabaları darbe görsün diye her gün Kıbrıslı Türklere saldırı gerçekleşmesine dua ederler. Çünkü onlar bundan beslenmektedir.

Britanya’nın AB’den ayrılma kararıyla ilgili bir süreden beridir televizyonlardaki değerlendirmeleri dinliyorum, gazetelerdeki yorumları okuyorum, siyasilerin değerlendirmelerine bakıyorum, zaman zaman da sosyal medyada yazılanları izliyorum...

Yine aynı zihniyet, bir sevinç, yine bir dalga geçme çabası...

Birleşik Krallık’a akıl verenler mi istersin, “oh” çekenler mi, alay edenler mi? Millet kendinden geçti.

Britanya’nın Avrupa Birliği’nden ayrılmasının Kıbrıslı Türkler için ne getirip ne götüreceğini kafaya takan çok az insan var.

Avrupa Birliği’nin ne kadar da “gereksiz”, “geleceksiz” bir oluşum olduğunu söylediklerini hatırlatanlar, bu olayla birlikte “haklı çıktık”, “biz söylemiştik” havalarına girmiş gibi...

Avrupa Birliği’ne hiçbir zaman çok sıcak bakan birisi değilim ben, yanlış anlamayın ama bazı arkadaşların çok erken yargıya vardığını, öngörülerinin hep duvara tosladığını söylemek zorundayım.

Başkalarının acılarından, sıkıntılarından mutlu olmak pek de iyi bir ruh hali değildir.

Maalesef Kıbrıslı Türklerin önemli bir bölümü bu ruh hali içindedir.

Aslında bir tür komplekstir de bu...

Çaresizliğimiz, başkalarının dertleriyle uğraşıp oradan kendimize teselli bulmamıza neden oluyor.

Yönetenler de kendi kusurlarını biraz olsun örtmek, ya da unutturmak için başka ülkelerin dertlerine sarılırlar hemen...

Sonra o klişeye dönülür, “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur, Anavatan’la yürüyeceğiz...”

Çözüm aramak yerine hep Türkiye’ye sığınmak, hep Türkiye’nin korumasını isteme hali.

Kendine güveni olmayan ama mahallenin sert çocuğunun kendisini koruduğunu bilen ve ondan güç alan ezik çocuk gibi davranıyoruz.

Hiç kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı denemeyeceğiz, hiç kendi sorunlarımıza kendimiz merhem olamayacağız...

Bunu yapamazken de Türkiye’nin arkamızda olduğunu hissederek, başkalarının dertlerine gülecek, dalga geçecek, akıl vereceğiz...

Hani derler ya, “Kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür” , bizimkisi de tam o misal.

Kimseye gülecek, dalga geçecek durumda değiliz.

Rumlar, Yunanlılar, Britanyalılar ve diğerleri, inanın ki onlar bir şekilde düzlüğe çıkmayı başarır, esas bizim halimiz ne olacak?

Biz nasıl düzlüğe çıkacağız, biz nasıl bu asalak düzenden onurlu biz düzene geçeceğiz?

Önemli soru bu; kendi halimize bakmadan, başkasına “oh” çekmekle, dalga geçmekle, lafla, demeçle, yazmakla, sosyal medyada kahramanlık yapmakla arzu ettiğimiz yere gelemeyiz, böyle yaparak aslında kendimizi kandırıyoruz...

 

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?