Ali Baturay

 

Geçmişe özlem

06 July 2016, Wednesday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Ben teknolojinin içine doğmuş birisi değilim.

Doğduğum köy Klavya’da elektrik bile yoktu, direkler gelmişti ama elektrik bağlanmadan 1974 savaşı çıkmıştı.

Pilli radyo dinliyorduk, geceleri babam bize gaz lambası ışığında roman okuyordu.

O gaz lambası ışığında babamın bize okuduğu romanlar arasında Oğuz Özdeş’in “Karapençe” serisinden halen aklımda kalanlar var.

Teknolojisizliğin de kendine özgü bir çekiciliği vardı.

Kime babası şimdilerde roman okur ki?

Kim dakikalarca birisinin kendisine satır satır roman okumasına katlanabilir bugün?

Elektrikler olmayınca sanki geceler daha uzun olurdu.

Ya da bugünden geriye bakınca bana öyle geliyor.

İşte o uzun gecelerde babamdan, annemden, nenemden, halamdan sayısız masal dinledim.

Üstelik birçoğunu çok beğendiğimden defa defa anlattırıyordum, büyüklerimiz de hiç usanmadan o masalları tekrar tekrar anlatıyordu.

Şimdi kim masal anlatır ki?

Anlatsa da kim defa defa masal dinlemek ister sizce?

Sinema en büyük eğlenceydi...

İnsanlar otobüslere doluşur Larnaka’ya sinemaya giderdi.

Çok büyük bir heyecandı sinemaya gitmek, gelen yeni filmi izlemek, film arasında tombala oynamak...

Panayırlara da aynı heyecanla gidilirdi, yine otobüslere doluşarak.

Tabii ki bizim için en önemli panayır, Larnaka’da yapılandı.

Bugünkülerinden daha sahiciydi o zamanki panayırlar, zamanının eğlencesiydi çünkü, bugünkülerse fazla zorlama sanki.

Lefkoşa’ya “Şeher” derdik, şehere gitmek de önemliydi.

Şehere gitmenin bir anlamı vardı sanki, handa (Büyük Han’ın karşısındaki boş alan o zamanın otobüs terminali gibiydi) otobüsün kalkmasını beklemek çok özel gelirdi bana.

Şehere gittin mi kebap yemek, sucuk, kuruyemiş satın almak sanki adettendi.

Benim için Larnaka’ya gitmenin anlamı başka, Lefkoşa’ya gitmenin başka, annemin köyü olan Kandu’ya gitmek de bambaşka bir şeydi.

Mertekli evlerde uyumanın da sanki bir özelliği vardı benim için...

Uyumadan önce mertekleri saymak, uyandığında gözüne ilk merteklerin çarpması daha güzeldi sanki.

Ne vantilatör vardı ne de klima ama ev ortamında sıcaklarda ölmeden yaşayabiliyorduk.

Klavya’da çocukluğumda radyodan sonra teknolojiye dair gördüğüm yegane şey Bakkal Hüseyin Dayı’nın dükkanındaki tüp gazla çalışan buzdolabıydı.

Yanılmıyorsam köydeki tek buzdolabıydı.

Şimdiki gibi insanlar her yere otomobille gitmezdi, zaten o kadar otomobil de yoktu, ya yürürdü insanlar ya da bisiklet kullanırdı.

Herhalde yürüdükleri, daha hareketli oldukları için obezite daha azdı, insanlar daha az kalp krizi geçirir, ya da daha az benzeri hastalıklara yakalanırdı.

Ovaya da otomobillerle değil, eşeklerle giderlerdi.

Teknolojinin olmadığı yerde hava da doğa da su da daha temizdi, radyasyon yoktu, zararlı atık madde yoktu...

Sebze meyveye hormon, zehir, katkı maddesi veya benzeri büyütücü geliştirici maddeler konulmazdı.

Salatalık da domates de limon da kendi kokusundaydı, kendi doğal kokusunda.

“Fast food” yiyecekler, katkı maddeli yiyecek ve içecekler yoktu.

Her şeyin doğalı vardı, hiçbir şey bugünkü kadar abartılı değildi.

Herhalde o yüzden insanlar kanser olmazdı.

1974’ten sonra Kuzey Kıbrıs’a göçmen olarak geçtiğimizde artık biraz daha fazla teknolojiyle, biraz daha yeniliklerle karşılaştık ama yine de bugüne baktığımızda her şey daha mütevaziydi.

Mesela 1980’lerin sonuna doğru mesleğe başladığım Halkın Sesi’nde yazılarımızı daktiloda yazıyorduk.

Film kullanarak fotoğraf çektiğimiz için fotoğraf çekmek için bir daha dikkatli olmak gerekiyordu, gereğinden çok fotoğraf çekmek film harcamak,  “masraf” demekti, hesabı sorulurdu.

Bilgisayar, internet, google, facebook, twitter, youtube olmadığı için daha bilgili olmalıydık, süratimiz internet hızında olamasa da kendimize göre bir süratimiz vardı.

Beynimizi, bilgi dağarcığımızı “google”a, “youtube”a ve benzerlerine kiraya veremeyeceğimiz için sürekli öğrenmek ve bunları biriktirmek zorundaydık.

Listeyi uzatmaya gerek yok, sanki eskiler hep daha güzeldi, sanki hep daha bir anlamlıydı, sanki hep emek istiyordu her şey ama bugün “teknolojisiz yapabilir misiniz?” derseniz, kesinlikle “hayır” derim.

Meleğimiz gereği hiçbir yenililikten geri kalamıyoruz, hatta her şeye daha kolay ulaşmak, daha süratli ulaşmak için yeni teknolojiler arıyor, çıkan her yeniliği edinmeye çalışıyoruz.

Meslek dışı da aynıyız zaten... Başta teknolojik kolaylıklar olmak üzere, her yenilik bizi birbirimizden uzaklaştırdı, duyguyu, yardımlaşmayı köreltti, benciliği, kişiselliği artırdı ama geri de dönemiyoruz, geçmişi özlüyoruz ama çağın gereklerinden de uzak duramıyoruz.

Yarım saatlik elektrik kesintisi, 10 dakika internetsizlik bize ölüm gibi geliyor, yanımıza cep telefonumuzu almadığımızda bir yanımız sanki eksik gibi kalıyor.

Boş verin, belki geçmiş daha güzeldi ama her dönemin kendi güzelliği var ve ondan kaçamayız, önemli olan bunlar insani değerlerimizi erozyona uğratmasın, gelişmişlik (ki teknolojiye ulaşmak gelişmişlikse eğer) bizi hem kendimizden hem diğer insanlardan, insanlığımızdan uzaklaştırmasın, geriye dönüş artık çok zor çünkü.

 

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?