Ali Baturay

 

Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler

09 July 2016, Saturday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

İnsanlar genelde güçlünün yanındadır, yüksek makamlardakilere, yetkileri bulunun kişilere fazla ilgi gösterirler. İlginin nedeni, “o makamdan bazı çıkarlar elde edebilir miyim?” düşüncesindendir.

Kişiler makamı, koltuğu bıraktığı zaman aynı ilgiyi görmez, ilgi görmemesini bırakın, aranmaz, unutulur.

Hayat acımasız, insanların çoğu çıkarcı, nankördür. O nedenle çok önemli yerlerde bulunduğu halde bugün adı hiç anılmayan, kimse tarafından hatırlanmayan çok sayıda insan var.

Demek ki bu nankör, bu çıkarcı dünyada iz bırakmak için olağanüstü bir çaba sarf etmek gerekiyor.

İşte bu anlamda dün 13’üncü ölüm yıldönümü nedeniyle andığımız KIBRIS Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni ve eski Genel Müdürü Mehmet Ali Akpınar, hayattayken yaptıklarıyla unutulmamayı, sürekli isminden söz ettirmeyi başarmış bir kimsedir.

Ölümünün üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen halen Mehmet Ali Akpınar’ın yaptıkları konuşuluyor.

Gazetecilikteki titizliği, mükemmeliyetçiliği, haberin değerini vermesi, haberin nereden geleceğini hissetmesi, uyguladığı ödül- ceza sistemi, toleranssızlığı, ciddiyeti, işyerinde oldukça sert, iş dışında melek gibi oluşu hep anlatılır da anlatılır...

Aradan 13 yıl geçtiği halde, gün geçmez ki “Akpınar döneminde şöyleydi”, “Akpınar olsa böyle yapardı”, “Akpınar dönemi olsa bunu yapamazdınız” gibi konuşmalar olmasın. Hatta onunla hiç çalışmayanlar bile anlatılanlardan dolayı onu çok iyi tanıyor. KIBRIS Gazetesi’nin kuruluşunda görev almış, önemli katkılar yapmış, 27 yaşına basmış KIBRIS Gazetesi’nin sağlam temeller üzerinde durmasında önemli pay üstlenmiştir.

Çok sayıda gazeteci yetiştirmiştir, onun döneminde çalışıp da onunla ilgili anısı olmayan yok gibidir.

Bu anılar öyle böyle anılar değildir, her anı bir ders niteliğindedir.

Benim de onunla ilgili anılarım gerek gazetecilik gerekse hayat için önemli dersler içermektedir.

Aslında Mehmet Ali Akpınar zor bir insandı, askeri bir disiplini benimsemiş, mükemmeliyetçi, kolay beğenmeyen, hatayı affetmeyen birisiydi.

Onun için imkânsız diye bir şey yoktu, onunla çalışanın mazeret sunma şansı olamazdı, verdiği işi en iyi şekilde getirecektiniz, ikinci bir şık yoktu.

Onunla çalışacak olanlar için “Yapamam”, “yapamadım”, “bulamadım”, “yetiştiremedim”, “yarına bıraktım”, “duymadım” sözleri yasaktı.

Bu sözleri kullananların Akpınar’ın yanında işi yoktu. Hiç kimse Akpınar’ın öfkesine maruz kalmak istemezdi.

İşinin hakkını vermeyen, veremeyen onun yanında barınamazdı. Onunla çalışmak belki biraz da stresliydi ama o sertliğiyle, okuldaki sert ama iyi öğretmen gibiydi. İş yaptırırken öğreten bir yapısı vardı. Bilgisini, yeteneklerini, personeline iyi aktaran birisiydi. Onunla çalışanların tümü mutlaka ondan çok önemli şeyler öğrenmiştir. Bugün dahi herkes ondan söz ediyorsa, mutlaka bıraktığı etkiden, bıraktığı izdendir.

Ben onun döneminde çalıştığım için kendimi şanslı hissediyorum.

Akpınar’la ilgili bir anımı anlatarak bitireyim. Gece editörlüğüne getirildiğim 1999’un son aylarıydı sanıyorum. Dış haberlerden sorumlu arkadaşımız İki Toplumlu Koro’nun elemanıydı.

Benden iş saatleri içine denk gelen koronun provalarına gitmek için izin istiyordu.

O görevde tek kişiydi, izin verdiğimde sorun çıkabilirdi, kaç kez istediyse izin vermedim, bana gücendi, kırıldı, zoraki sesleniyordu. Bir akşam yanıma geldi ve “Yarın konserimiz var, ne olur son prova için bir saat izin ver” dedi. Kızın morali yerine gelsin diye “Tamam ama bir saatte gel” dedim ama bu arkadaş bana provanın Pile’de olduğunu söylemedi, zaten gitmek neredeyse bir saat istiyor, söyleseydi izin vermeyecektim.

Gitti ve aradan üç saat geçtiği halde gelmedi, içerideki bir arkadaş bana söylemeden kalktı Mehmet Ali Akpınar’ı aradı ve kızın üç saattir işte olmadığını anlattı.

Ben işe daldım, farkında bile değilim kızın dönmediğinden. Telefonum çaldı, konuşan Akpınar’dı; “Dış haberci kız kendisi mi gitti yoksa sen mi gönderdin?” dedi sert bir ifadeyle. “Ben gönderdim” dedim.

“Kaç saatliğinde gönderdin?” dedi, o anda gözüm duvar saatine ilişti, içimden “Allah kahretsin” dedim, üç saat olmuştu. “Bir saatliğine” dedim, “Kaç saat oldu dönmeyeli” diye bir soru daha sordu Akpınar, “Üç” dedim.

Akpınar dış haberci kızın “iş saatinde kendi keyfi için izin istemekle”, “verdiği sözü tutmamakla”, “amirini yanıltmakla” ve “işi riske atmakla” suçlu olduğunu ve işten çıkarılacağını ancak en büyük cezanın bana olduğunu söyledi.

Akpınar, “Eğer sen ona izin vermeseydin bugün çalışıyor olacaktı ancak sen izin verdiğin için işten atılmasına neden oldun. Senin gibi yufka yürekli birisi için en büyük ceza budur. Ömür boyu aklından çıkmayacak” dedi.

Sonra bana dedi ki; “Kendi kişisel ilişkilerin bozulmasın diye gazetenin işlerini riske edemezsin. Sen iyi bir insansın, iyi bir gazetecisin ama bu acıma duygusu, bu yufka yürekle ömür boyu iyi bir müdür olamazsın...”

Akpınar’ın sözleri hiç aklımdan çıkmadı, kim ki karşıma geçip duygu sömürüsüne başlıyor, aklıma onun sözleri geliyor, profesyonel yaşam için söyledikleri gerçekti. Ondan öğrendiklerimi uyguluyorum ama henüz onun istediği ölçüde bir müdür olabilmiş değilim...

Sonuçta o Akpınar’dı, Akpınar olmak ya da birebir ona benzemek o kadar da kolay bir şey değildir.

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?