Ali Baturay

 

Kamu zor ıslah edilir

12 July 2016, Tuesday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Kendimi bildim bileli devlet kurumlarından, devlet dairelerinden şikâyetler var...

Nedir şikâyet?

Gereksiz istihdamlarla kadroların şişirilmiş olması...

Bir kişinin yapacağı işi üç- dört kişinin yapıyor oluşu...

Kamuya özellikle geçmiş yıllarda hak ederek değil, torpille insan yerleştirilmesi...

Hatır gönülle yerleştirilen insanların büyük çoğunluğunun çalışmaya değil yatmaya geliyor oluşu...

Bazı kimselerin daireye dahi gelmeden maaş çekmesi...

Birçok kişinin binalara geldiği halde hiçbir iş yapmaması ya da işten erken ayrılması...

Devlette çalışan birçok kişinin ikinci iş yapması, hatta özelde yaptığı işe daha fazla önem vermesi...

Devlet dairelerindeki kişilerin gelen vatandaşlara kötü davranması...

Özelde gösterilmeyen toleransın, kamuda çok fazla tanınması isteyenin istediğini kafasına göre yapması...

Çok fazla izin kullanılması, hastalık izni hakkının istismar edilmesi...

Disiplin- ceza sisteminin çalışmaması, ne yaparsa yapsın yanına kalması...

Birçok yere, gelişigüzel niteliksiz kişiler istihdam edildiği için çoğu yerde işlerin yürümemesi...

Listeyi uzatabilirim ama gerek yok... Yıllardır aynı şikâyetleri dinliyoruz.

Verimsiz kamunun üstelik ülke bütçesinde “maaş ödemesi” olarak önemli bir pay tutması da hep şikâyet konusu oldu...

Peki bu sorunları herkes biliyor da çözümünü neden bulmuyor?

Bu sorunlar ortadayken, yine de göreve gelen hükümetler neden bulduğu her fırsatta partilisini devlete sokmaya çalışıyor?

Neden çok daha düşük maaşa devlet özelden daha cazip geliyor insanlara?

O kadar konuşuyor, tartışılıyor ama çözüm yok, kimsenin çözüm üretme niyeti de yok...

Birkaç kurbanlık kişinin kamuda işine son verilmesi de genelini hiç korkutmuş değil.

Bizi arayan okurlarımız, bugün halen kurumuna gitmeden maaş çekenler, daireye gelip de tek kuruşluk iş yapmayanlar, gelip de kısa süre sonra kaçanlar olduğunu belirtiyorlar.

Üretimden koparılmış toplumun devlet dairesi binalarına doldurulup kontrol altına alındığı bir sistem yaratıldı.

Herkes devlet kurumlarına yerleştirilerek, tüketim toplumu haline getirilecek, sonra da bir şekilde yönetilecekti. Öyle de oluyor...

“Yönetilecek” derken, onları tabiatıyla baskı yaparak yönetecek değillerdi...
Onları devlete soktukları için önce diyetlerini isteyecekler, ardından da oylarını almak için kıyaklar sağlayacaklar. Hele bir öyle geriye doğru bakın bakalım, ne kıyaklar verildi kamuya...

Erken emeklilikten tutun da peşin ödemeye kadar bir dolu saçmalık...

Kıyağın ardı arkası kesilmedi, geçen haftaların tartışma konusu olan Sayıştay Başkanı ve üyesine sağlanan gereksiz ek tahsisat mesela... Maksat kurulan bu düzen bozulmasın...

Devlet çalışanları tabiatıyla tek başına değil, ailelerini de düşündüğünüzde çok büyük bir topluluğun isteklerini yerine getireceksin, onları gücendirmeyeceksin, kıyak sağlayacaksın ve sonra oylarını isteyeceksin.

Kamu reformu hazırlanıyordu ama ansızın duraksama oldu.

Reform can yakabilirdi, zaten daha ortaya çıkmadan tepkiler yükseldi.

Zaten kimsenin de kamuyu rahatsız etme niyeti yok.

Tabii genelleme yapmayalım, çok çalışan, işinin hakkını verenler kamu personeli de var.

Başka yerlerde ihtiyaç fazlası personel varken, bazı kurumlarda da personel eksikliğinden sıkıntı çekildiği biliniyor. Aslında kamuyu adam etmeye niyet yok.

Kamu reformu hazırlamadan, mevcut yasalarla da disiplinsiz devlet çalışanlarını hizaya getirmek ve daha verimli çalışmalarını sağlamak mümkün.

İşini tam yapacak, dirayetli duracak, yasaları tam çalıştıracak müdürler, amirler çok rahat istenen disiplini sağlayabilir ama çoğu yapmıyor bunu.

Müdürler, amirler, tepki çekeceğinden ya yerini kaybetmemek için personelle uğraşmıyor ya pısırıktır siyasilerin sözünden çıkamadığı için kılını kıpırdatmıyor, ya da “sin da gulle geçiyor sana mı kaldı bunlarla uğraşmak?” zihniyetindedir.

Vatandaş şikâyet edecek ama sistem değişmeyecek, çünkü yöneticiler değişmesini istemiyor, Türkiye para versin, dağıtalım, tüketim toplumu düzeni devam etsin...

Tüketim toplumu olmayı terk edip üretim toplumu olmaya karar vermedikçe, devlet kurumları arpalık olarak görülmeye devam ettikçe, kamudan rant sağlama anlayışı terk edilmedikçe, kamunun seçim kazanma stratejisinin bir parçası olarak görülmesi sürdükçe, iktidara gelenler başta kamu kurumları olmak üzere tüm ülkenin kendilerinin olduğunu düşündükçe ve böyle davrandıkça kamudaki sorunlar çözülmez ve çözülmeyecek de...

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?