Ali Baturay

 

Ölenler ve yaşayan ölüler

13 July 2016, Wednesday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Telefonda benimle konuşmak istediğini söyleyen bir kişiyi bağladılar...

Nasıl yardımcı olabileceğimi sordum.  “Olmazsın” dedi. Şaşırdım, duraksadım...

“Öyleyse neden aradığımı merak ediyorsun değil mi?” dedi adam.

Ben cevap vermeden de konuşmaya devam ederek, “Bana hiçbir kimse yardımcı olamaz... İsmimi neden vermediğimi de merak ediyorsundur. İsmimin hiç önemi yok, yalnızca seninle konuşmak istiyorum” dedi.

Kederli bir sesi vardı, kesik kesik konuşuyordu.

Suskunluğum onu rahatsız etmiş olacak ki; “Konuşmak istemiyor musun?” diye sordu.

“Yok, konuşurum, sizi dinliyorum” dedim.

“Bir aracın çarptığı ve kurtarılamayan 14 yaşındaki Mehmet Topal’ın gazetenizin sayfalarındaki fotoğraflarına baktın mı?” diye sorudu.

Bakmıştım, tabii ki...

Gazetenin sayfalarında yer alan fotoğraflara bakmamam mümkün değildi zaten.

“Ne kadar hayat doluydu değil mi?” diye sordu.

“Evet hayat doluydu, ilkokul günlerinden oğlumun arkadaşıydı, oğlum inanmak istemedi ölümüne, bizim evde de büyük üzüntüye yol açtı Mehmet Topal’ın ölümü” dedim.

Adam ağlamaya başladı, ne diyeceğimi bilemedim.

Konuşmakta zorlanıyordu, “Yakınım olduğunu sanma, hiçbir şeyim olmaz, tanımıyorum bile” dedi.

Yine bir şey diyemedim, bekledim nereye bağlayacak diye.

Adam konuşmaya devam etti: “O çocuğun önünde çok uzun bir zaman vardı, yaşayacak çok şeyi vardı... Ölüm ona hiç yakışmadı...”

“Ölüm kime yakışır ki abi” dedim.

Abi demiştim hiç tanımadığım adama ama içimden öyle gelmişti.

“Evet kimseye yakışmaz ölüm ama böyle hayatının baharındaki çocuklara hiç yakışmaz be oğlum” dedi.

Adam konuşurken gazeteyi önüme çektim, çocuğun fotoğraflarına baktım...

Konuşma sırası bendeydi ama diyecek bir şey bulamıyordum.

“Ailesi ölüm ilanına Fenerbahçe formalı bir fotoğrafını uygun gördü. Herhalde çocuk Fenerbahçe’yi çok seviyordu” dedim.

Bu hüzünlü ortamda saçma bir şey söylediğimi düşündüm bir an.

Ancak adam söylediklerimin üzerinden devam etti: “Kim bilir Gökhan Gönül’ün Beşiktaş’a transfer oluşuna ne kadar üzülecekti? Ya da Avrupa Kupası’nda Portekiz adına iyi bir performans gösteren Nani’nin gidişine... Acaba Beşiktaş’tan İsmail Köybaşı’nın da Fener’e transfer oluşunu nasıl karşılardı? Bence kesmezdi onu, Gökhan Gönül’ün yanında İsmail Köybaşı kim ki? Buna misilleme bile denmez. Kim bilir bekli de ailesi onu bir Fenerbahçe maçına götürecekti bu yıl...”

Sanki bu konuyu açmamı beklermiş gibi görüşlerini sıraladı adam.

Daha sonra iki aracın çarpışması sonucu yaşamını kaybeden 20 yaşındaki İpek Mısırlı’ya getirdi lafı.

“Bilir misin sen bir çocuğu 20 yaşına getirene kadar insan ne süreçlerden geçer ve sonrası için de ne planlar yapar? 20 yaşındaki bir kızı annesi- babası gelinlik içindeki beyazlıkta düşler oğlum, kefen beyazlığını aklının ucuna dahi getirmez” dedi.

Adam, “Birisinin bir ihmali kıymetlinizi sizden alıp gidecek, yüreğinizi söküp alacak yerinden, kalbine hançer saplayacak, inan hiç farkı yok” diyerek, hıçkıra hıçkıra ağladı.

Sonra kendisinin de trafik kazasında oğlunu kaybettiğini söyledi.

Mehmet’ten ve İpek’ten de daha büyükmüş oğlu...

“Bu iki çocuğun anne-babasının acısını kimse tahmin edemez... Tarifsiz bir acıdır evlat acısı...

misin sen, evladını kaybeden insan artık yaşayan ölüdür... Onun için zaman durmuştur artık” dedi adam...

“Başta da söylemiştim, bana hiç kimse yardımcı olmaz, yaşayan ölüye kim yardım edebilir ki?”diyerek, trafikteki herkesi dikkatli olmaya, trafikte olduklarını farkına varmaya çağırdı.

Haklıydı adam, bir anlık bir dalgınlık, başkalarının hayatını karartıyordu. Bir anlık dikkatsizlik başkalarının sevinçleri, umutları, geleceğini yok edebiliyordu, güllerini solduruyordu.

Trafikte can vermek kader değildir, altyapısızlığın ve kuralsızlığın hakim olduğu ülkemizde her ölümden, ülkeyi yönetenler fazlasıyla sorumludur. Korkuyoruz trafiğe çıkmaktan, yakınlarımız trafiğe çıkınca aklımız onlarda kalıyor anlamıyor musunuz?

Adamın dediği gibi, önemli olan “boş yere canların gitmesini” önleyebilmektir, insanlar yaşamını kaybettikten, geride karalar bağlamış insanlar yarattıktan sonra iş işten geçmiştir, o saatten sonra onlara yardımcı olamazsınız.

Ölenlere de yaşayan ölülere de yardımcı olamazsınız, cenaze törenine gitmek yardımcı olmak değildir.

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?