Ali Baturay

 

Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim

17 July 2016, Sunday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

12 Eylül 1980 darbesi olduğunda 12 yaşındaydım...

Olup bitene anlam veremiyor, TRT’de bildiriler okunurken ve ordunun yönetime el koyduğu açıklanırken, soruyordum babama “neler oluyor” diye?

Önceki gece 13 yaşındaki oğlum da “Neler oluyor baba? Darbe nedir, ne oldu yani şimdi?” sorusunu sordu bana.

Acele işe gitmeye hazırlanırken kısa bir izahat verdim ona...

Düşündüm ben mi daha iyi anlattım oğluma, yoksa zamanında bana mı daha iyi anlattılar diye?

İkisi de tam değildi aslında, bana “Asker yönetime el koydu” diye kısa bir cevap vermişlerdi, benim ilk sözüm de “Askerlerin yönetime el koymasıdır darbe” oldu.

Tabii “O zaman ne olur?” diye ikinci bir soru gelince de elimden geldiğince kısa zaman dilimi içinde bunun hiç de iyi bir şey olmadığını anlatmaya çalıştım oğluma.

Aslında işten saat 22.00 gibi gitmiştim eve, eşime yürüyüşe çıkma sözü verdiğim için o saatte mahallede yürüyüşe çıktık. Bir beş dakika geçti geçmedi bizim Orhan İsmailoğlu aradı, “İstanbul’da jandarmalar köprünün bir tarafını kapattı abi” deyince, ben doğal karşıladım, rahat bir şeklide “Kesin yine bir terör ihbarı geldi, tedbir alıyorlardır” dedim.

Darbe girişimi, aklımın ucuna dahi gelmedi.

Biraz daha yürüdük, Orhan yine aradı, “Abi jetler şehrin üstünde alçak uçuyormuş” deyince gazeteyi Artun Çağa’yı aradım. “Ne oluyor be Artun?” diye sordum, Artun o kendine özgü gülümsemesiyle “Asker darbe yapıyor, Türkiye Başbakanı o mealde açıklamalar yapıyor” dedi...

Hade bakalım, al da bozdur...

Darbe ha? Halbuki ben artık darbe olmaz diye düşünüyordum...

Tabii ki yürüyüşü yarım bırakarak işe geri döndüm.

Haberi gören, duyan telefona sarıldı, “sence ne olur?” soruları, yorumlar, komplo teorileri, tahminler...

Darbe... 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 36 yıl geçti, “artık olmaz böyle şeyler” diye düşünüyordum.

Gerçi 28 Şubat 1997’de ordunun “İrticayla mücadele eylem planı” çalışması kimine göre bir post modern darbeydi.

Necmettin Erbakan’ın başbakan olduğu, askerlerin zorlamasıyla “başörtüsü yasağının” geldiği dönem.

Çok tartışılmış bir süreçtir 28 Şubat süreci, bugün de tartışılıyor, “muhafazakârları hizaya getirme” girişimi, aslında baskıcı bir tavır, bir dayatmaydı.

Bazı kesimler mesafeli bakar 28 Şubat sürecine, “bize bir şey yok, dinciler için bir operasyondu” diye düz bakışla bakılır ama ben aynı fikirde değilim, baskının, dayatmanın hiçbir türlüsü iyi değildir.

Belki bildik bir darbe değildi, birçok kişi 28 Şubat’ı darbe olarak kabul etmez ama bana göre bir tür darbeydi.

Ancak12 Eylül 1980 darbesi gerçek anlamda bir darbeydi, çok büyük kötülükler getiren bir darbe...

Türkiye’de 1980’in acıları halen hissediliyor; ölümler, acılar, işkenceler, gözyaşları, hapisler...

İnsan haklarının yerle bir edildiği, insanın insan değeri görmediği kara bir dönem...

12 Eylül’le ilgili çok sayıda belgesel, kurmaca film çekildi, sayısız kitap basıldı, yazı dizileri yapıldı, bunları izleyince, okuyunca insan halen dehşete düşüyor.

Türkiye’deki darbeden Kuzey Kıbrıs da fazlasıyla olumsuz etkilenmişti.

1980’i düşününce önceki geceki darbe girişimi, tabii ki ilk anda herkesi korkuttu ama dakikalar ilerledikçe, bu darbe girişiminin bambaşka türlü bir şey olduğu ortaya çıkmaya başladı.

Bir şeyler eksikti sanki, ya da tuhaf...

1980’de tek kanal TRT vardı, darbe devlet televizyonundan yapılan yayınla duyuruluyordu.

Bugün sayısını bilmediğimiz kadar çok televizyon kanalı var ve tümünü susturmak da mümkün değildi, nitekim de TRT dışındaki tüm kanallar kendi yayınlarını yaptı.

Kanalları gezdim, bir tarafta darbe girişiminde bulunulurken diğer tarafta diziler, eğlence programları yayınlanıyordu.

TRT’den yapılan sokağa çıkma yasağı duyurusunu takan yoktu, hatta halk hiç korkmadan darbecilerin karşısına dikiliyor, meydana çıkıyor, tanklara tırmanıyordu.

Bir tarafta TRT’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ülke yönetimine el koyduğu açıklanırken, başka TV kanallarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım askerin içinde bir grubun ayaklandığını, cezalarını çekeceklerini söylüyor, meydan okuyor, halkı meydana çağırıyordu.

Bir ara sosyal medyaya gözüm takıldı, neredeyse darbecilerin başarısız olmasına üzülenler vardı.

Erdoğan ve AKP karşıtlığı darbe taraftarı yapmıştı bazı kimseleri.

Bu çok yanlış bir düşüncedir, iktidarlar ne kadar kötü olursa olsun, onu değiştirmek için darbe istemek, bir gün sizi de yiyeceğini düşünmeden aslanları insan eti ile beslemeye benzer.

Erdoğan için “Kendisi ne kadar demokrat ki demokrasiye sığınıyor?” diyenler var, olabilir, demokrasi tam anlamıyla çalışmıyor olsa da bunun için darbe istemek, çok daha büyük bir belayı çağırmak demektir.

Demokrasinin kırıntısı dahi olsa askeri rejimden daha iyidir.

Türkiye’den bazı gazeteciler, “cılız demokrasiler darbeyi çağırır” diyordu dün.

Aslında doğrudur, cılız demokrasiler ya darbeyi çağırır, ya da halk ayaklanmasını...

Umarım bu talihsiz olay, anlamsız bir cesaretle gerçekleştirilen ve birçok canın gitmesine neden olan bu darbe girişimi, herkese ders olur.

Kısık, cılız demokrasilerde çıkacak bir delik bulmaya çalışmak zordur, katlanılacak bir şey değildir ama unutmayın ki askeri rejimde hava deliği de yoktur.

İyi ki bu tuhaf darbe denemesi başarısız oldu, iyi ki erken bastırıldı.

Demokrasi için demokratik yollarla mücadele edelim, temenni ederim ki Türk ulusu ne cılız demokrasiye ne de askeri rejime maruz kalsın.

Bunu hem Türk halkı için hem de biraz bencilce bizim için istiyorum, çünkü Türkiye’deki hem “kısık demokraside” hem de “askeri rejimde” Kıbrıslı Türkler, Türkiye halkı gibi olumsuz etkileniyor.

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?