Ali Baturay

 

İdam tehlikeli bir oyuncaktır

19 July 2016, Tuesday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Türkiye’deki darbe girişiminin ardından sokaklara dökülerek, önemli bir rol üstlenen insan toplulukları, son iki gündür “idam geri gelsin” çağrısı yapıyor, “idam isteriz” sloganları atıyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da halka seslenip, bu isteme sıcak bakarak, “Sizin bu talebinizi biz asla yok farz edemeyiz. Demokrasilerde halk ne diyorsa, karar odur” dedi.

Erdoğan dün akşam saatlerinde ise Türkiye Büyük Millet Meclisi idam cezasını getirirse kararı imzalayacağını açıkladı. Üzüntü, öfke, intikam duygusu, çağdışı bir yöntem olan idamı hortlatmaya çalışıyor.

Türkiye’de önce ‘Avrupa Birliği 3. Uyum Paketi’ çerçevesinde Ağustos 2002’de anayasadan ölüm cezaları ile ilgili maddeler çıkarılmıştı.

Ardından da Temmuz 2004’te Türk Ceza Kanunu’ndan ölüm cezaları ile ilgili maddeler kaldırılmıştı.

Böylece “ölüm cezası”, Türk Hukuku’ndan tamamen çıkarılmış oldu.

Türkiye idamı hem Avrupa Birliği’ne hazırlık amacıyla, hem de insani olmadığı için kaldırmıştı.

Nitekim dün AB’den açıklama geldi ve “idamı düşünen bir ülke AB’de yer alamaz’ denildi.

Daha önce idamı kaldırmakla övünenler, şimdi onu geri getirmenin hayalini kurmaya başladı.

Üzülmemek elde değil.

Ne yani şeriat olan ülkelerdeki gibi darbe girişiminde bulunanları darağacında sallandırıp, halkı da oraya çağırıp, “Bakın ihanetin cezası budur, ona göre ha!” mı diyecekler?

Birçok konuda ileriye değil de geriye bakan Türkiye’ye idamla kesin bir dönüş daha mı yaptıracaklar?

İdam cezası çok tehlikeli bir oyuncaktır.

İdam öyle herkesin eline verilecek oyuncak değildir.

Bugün darbe girişiminde bulunan için kullanılması düşünülen idamı, yarın ne için kullanacaklar tahmin edebilir misiniz?

Gezi Parkı eylemlerini düşünün, o eyleme katılanlar için de “hain” deniyordu, “ihanet” içinde oldukları söyleniyordu, yarın Gezi Parkı benzeri protestolar düzenleyenleri asmayacaklarını kim garanti edebilir?

İhanet içinde oldukları iddia edilen ve kayyum atanarak kapatılan gazetelerin yöneticilerini asmayacaklarını kim söyleyebilir?

Ansızın bir işadamının, Cemaatçi, Fetullahçı ilan edilip idam edilmesi sürpriz olur mu sizce?

İdamı değil geri getirmek, akıllara dahi getirmemek gerekir.

27 Mayıs 1960 Darbesi’nden sonra, darbe yönetimi tarafından Yüksek Adalet Divanı’nda yargılanan Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan ölüm cezası almıştı.

Üç yönetici Eylül 1961'de infaz edilmişti.

Bugün halen bu idam kararının yanlışlığı konuşuluyor.

Bakın o dönem idam kararını darbe yapanlar gerçekleştirmişti.

Yani geçen cuma günkü darbe başarılı olsa, darbeciler, bugün idamın geri gelmesini isteyenler için idam isteyebilirdi.

Bir yarım darbe olarak kabul edilen “12 Mart 1971 Muhtırası” sonrası da 17 kişi idam edilmişti. Bu 17 kişi arasında herkesin çok iyi tanıdığı ve bugün dahi onlar için ağıt yakılan, onlara Denizler denilen, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan da vardı.

Herkes onlara ağladı, bu üç fidan için idam da Türkiye’nin pişmanlıkları arasına girdi.

Türkiye’de idamlar bunlar değildi yalnızca, bunlar en çok bilinenler olduğu için isimlerini verdim.

12 Eylül 1980 Darbesi’nden sonra 50 kişi idam edilmişti.

İdam cezası kaldırılana kadar Türkiye’de 712 kişi idam edildi.

Bu insanların çoğu “vatana ihanet” suçlamasıyla asıldı.

Aralarında daha iyi bir Türkiye, daha iyi bir yönetim, daha iyi bir yaşam için mücadele veren insanlar, devrimciler vardı.

Yani kime göre ihanet, farklı noktalardan baksalar da ülkesi için mücadele veren bir insanın idam edilmesine neden ülkeyi yöneten veya ona yakın yargı organları karar versin?

Asılan insanlar için yıllar sonra, “yanlış yapıldı” deniliyor ve birer kahraman muamelesi görüyorlar.

Üstelik yapılan araştırmalar idamın caydırıcı olmadığını gösteriyor.

Yapılan bir araştırmaya göre, ABD’de idam bulunan eyaletlerdeki suç oranı, idam bulunmayan eyaletlerden daha fazla.

Türkiye Cumhurbaşkanı, “İdam talebini asla yok farz edemeyiz. Demokrasilerde halk ne diyorsa, karar odur” diyor.

Mesela demokrasilerde halk “özgür basın” da istiyor, “özgür akademisyen” de istiyor...

“Söz hakkı”, “eylem hakkı”, “kadın hakkı” ve daha birçok hak, halkın isteklerlindendir...

İstediği bütün özgürlükleri halka verdiler mi ki, meydanlarda “idam istiyoruz” diyen bir grubun, çağdışı isteğini “demokratik hak” olarak görebiliyorlar?

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?