Ali Baturay

 

İnsanlığın sakıncalı halleri

20 July 2016, Wednesday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Darbeci oldukları iddia edilen yüksek rütbeli askerlerin fotoğraflarına baktınız mı? Bakmışsınızdır mutlaka...

Generallerin o perişan halleri bir askerin asla düşmek istemeyeceği bir pozisyondur.

Fotoğraflardaki yüksek rütbeli askerlerin burunları kırılmış, kulakları şişmiş, yüzleri gözleri yara bere içinde, kiminin burnundan kan geliyor...

Yüzleri gergin, derin bir hayal kırıklığı mı desem, çaresizliğin görüntüsü mü?

Hürriyet Gazetesi, darbe girişimini örgütleyen ve komuta eden isimler arasında gösterilen Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk’ün gözaltı fotoğrafıyla, tüm bu olaylar yaşanmadan önceki üniformalı fotoğrafını yan yana verdi.

Üniformalı Akın Öztürk’e bakıyorsunuz, üniforma zaten ilk intiba olarak dikkati çekiyor, komutansa son derece ciddi, mağrur bakışlı, tam bir asker, yüksek rütbeli bir askerden ne bekliyorsanız onda var...

Ön sayfada Orgeneral Öztürk’ün şapkasız fotoğrafı vardı, komutanın iç sayfada verilen şapkalı ve siyah gözlüklü fotoğrafındaki hali bir o kadar daha ihtişamlıydı...

Bir de gözaltı fotoğrafına bakıyorsunuz, sanki aynı adam değil.

Tişört ve normal pantolon içinde aynı ihtişamda değil komutan, üniformasız o kadar da fit durmuyor vücudu, sanki biraz kilo almış ama esas ona yakışmayan kelepçeler.

Bir orgeneralde kelepçe en son düşünebileceğimiz şey, üstelik bu kelepçeler, kelepçeye de benzemiyor, plastikten...

Paket ambalajı plastiğine benziyor ve ellerini de kesiyor sanki komutanın...

Gözaltındaki Orgeneral Akın’ın yüz hatları aşağıya doğru, bakışlarında bir kitap yazılacak kadar anlamlı ifadeler var... Bu ifadelerden bir dram çıkarmak mümkün...

Burnunda yara var, bir kulağı şiş, diğer kulağı kocaman bir yara bezi ile kapatılmış.

Herhalde rüyasında görse bu durumunu hayra yormazdı.

Gözaltına alınan, başka yüksek rütbeli askerler de vardı ama Akın Öztürk’ün fotoğrafı çok fazla basında yer aldığı için onu örnek gösterdim.

Bir de gözaltındaki generallerin başlarını öne eğmesine izin verilmiyor, neredeyse torunları yaşındaki gencecik polisler son derece sert bir tavırla, komutanların boyunlarının altından yukarı doğu bastırarak kafalarını yukarı kaldırıyor. Hiç kimsenin böyle bir pozisyonda olmasını istemem.

Meslek yaşamımda mahkeme muhbirliği de yaptım, bazı önemli kişilerin kelepçeli mahkemeye gelmesi hep etkiledi beni, kelepçe bence hiçbir insana yakışmaz ama bazılarına hiç yakışmaz ya da bana öyle gelir...

Gencecik yaşımızda asker olduk, yüksek rütbeli askerler bizi denetlemeye geldiğinde heyecanlanırdık...

Askerdeyken yüksek rütbeli askerler bize tanrı gibi gelirdi, onlara ulaşmak pek mümkün değildi, kazara yanlarında bulundunuz mu da dilimiz tutulurdu. Yalnızca ben öyle hissettiğimi zannederdim ama Serhat İncirli de benzer şeyler söyledi bana...

Yanlış anlamayın, çok merakımdan değil, aslında askerliği hiç sevmedim... Dünyanın en zor mesleğidir bence.

Askere gitmeden önce askerlerle ilgili pek bir fikrim yoktu ama iki yıllık askerliğim süresince askerlerin psikolojisini çok iyi anladığıma inanıyorum.

Gözlemlediğime göre ve bu konuda okuduğum kitaplara göre, bu meslek, onu seçene müthiş bir özgüven veriyor. Bu özgüven de insana yanlış şeyler yaptırabiliyor.

Benim geleceğim nokta, belki çok klişe bir söz ama “tüm insanlar anasının karnından eşit doğar”, durum budur, sonra pozisyonlar değişir.

Herkes etten kemiktendir ama bazıları daha yukarıdadır maalesef...

Yalnız yüksek rütbeli askerlere değil, tüm önemli makamlarda olan insanlara maalesef diğer insanlar öyle yüksek anlamlar yükler ki onlar erişilmez, dokunulmaz, yüce kişiler olurlar.

Yalnızca yüksek rütbeli askerler, siyasiler için değil, bazen sanatçılar, bazen futbolcular, bazen ünlü işadamları için de geçerlidir bu ulaşılmazlık, bu tanrılaştırma, bu gereğinden fazla anlam yükleme...

Halbuki bizden hiç farkları yoktur onların da...Bir insanın üç aşağı- beş yukarı yaptığı şeyleri onlar da yaparlar.

Örneğin ben küçükken, kendimce ilahlaştırdığım kişileri bir insanın uygunsuz hallerinde hiç düşünemezdim...

Aklıma geldiğinde “yok, olmaz” derdim, örneğin ilahlaştırdıklarımı büyük abdestini yaparken düşünemezdim hiç, çünkü bunu yapmak onları sıradanlaştırırdı bana göre, benden fakı olmazdı gibi düşünürdüm.

Bugün aklıma geldikçe gülerim ama o zaman öyle düşünürdüm...

Birçok insan da generali yalnızca üniforma içinde ve kışlada, ses sanatçısını konser verirken, tiyatrocuyu hep sahnede, politikacıyı hep konuşma yaparken ve imtiyaz dağıtırken hayal eder, arada bu kesimlerin lüks ya da pırıltılı yaşamlarına merak salar ama hep onların da insan olduğunu unuturlar.

Elbette birtakım insanlara saygı duymalıyız, beğenmeliyiz, takdir etmeliyiz ama onlara tapmamalı, insan olduğunu da unutmamalıyız...

Darbeci olduğu iddia edilen komutanların gözaltı fotoğraflarına bakın; darp edildikleri saklanmaya çalışılmamış mesela, hatta özellikle görülmesi istenmiş, gösterilebildikleri kadar zavallı, gösterilebildikleri kadar hain  gösterilmeye çalışıldılar, idam yok belki Türkiye’de ama o kadar aşağılanmaya çalışıldılar ki, idam kadar etkili neredeyse...

Suç işlemek de bir insan davranışı, onlar da insan işte, kendilerini yanlış yola sürükleyecek bazı insani duygularının ağır basması sonucu bu işe kalkışmışlar...

Üniformalı fotoğrafları da gerçeği yansıtıyordu, gözaltı fotoğrafları da ama hangisi daha gerçekçi sizce?

Darbe gerçekleşse, pozisyonlar değişse, bugün gözaltına alınanlar gözaltına alan tarafta yer alsa, gazetelerdeki fotoğraflardaki kişilerin yeri değişse o zaman ne mi düşünecektik?

“İnsan işte” diyecektik yine, bir başka ulaşılmaz tarafın zor hali yansıyacaktı fotoğraflara...

İşin kötü tarafı birçok insan bugün “darbeyi önleyenleri” yere göğe sığdıramazken, o zaman “darbecilere” övgüde bulunacaktı...

Dedik ya insan işte, başka hiçbir canlıya benzemiyor ki...

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?