Ali Baturay

 

Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı  

24 July 2016, Sunday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Gerçekten sıkıldık artık, telefona sarılan soru yağmuruna tutuyor bizi.

“Falan işadamı FETÖ’cü olduğu için işyerine el konulacakmış doğru mu?”

“Filanca işadamı tutuklanacağını anladığı için yurt dışına kaçmış duydunuz mu?

“Kapatılacak işyerleri, eğitim kurumları varmış, siz bilgi aldınız mı?”

“Fuat Avni’nin Kıbrıs’ta işaret ettiği binaları siz biliyor muydunuz?”

“Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri’nde gözaltılar olmuş, görevden alıp Türkiye’ye göndermişler teyit ettirdiniz mi?” Her gün bu tip sorulara muhatap oluyoruz ve tabii ki mesleğimiz gereği boş veremiyoruz.

Başlıyor arkadaşlarımız, oraya sor, buraya sor... Doğru adresi bulmak da zor..

Elbette işimiz bu, sormak, araştırmak, ortaya bir şey çıkarmak ama genellikle bu iddialar gerçek çıkmıyor.

Bazılarının gerçek olmadığını anlamak için araştırma yapmaya bile gerek yok, çünkü deli saçması şeyler.

Bazılarıyla ilgili de yetkililer “yok böyle bir şey” demekle yetiniyor.

İşin sivil tarafına yine bir şekilde bakıyoruz ama askeri taraftaki iddialarla ilgili aldığımız cevaplardan çok tatmin değiliz doğrusu.

Çünkü asker, ordu hep kapalı kutudur, hep o cephe ketumdur...

Ya hiç konuşmazlar ya da “yok öyle bir şey” deyip, kestirip atarlar.

Sıradan bir trafik kazası yapan bir askerle ilgili bilgi dahi alamayız, bilgi vermezler, yok ki darbe girişimi soruşturması sonucu Kıbrıs’ta gözaltı var mı diye bilgi verecekler.

Bundan sanırım yaklaşık 10 sene önce Mağusa’da “Ordu Evi”nde yangın çıkmıştı, oradan kara dumanlar yükseliyordu ve basına bilgi verilmiyordu, orada ne olup bittiğini anlayamıyorduk.

Şans eseri orada bulunan emekli bir subay eşinden bilgi alabilmiştik.

Sanki asker insan değil, sanki askerin olduğu yerde insani davranışlar yok, sanki oradakiler hata yapamazmış gibi.

Askerler de insan olduğuna ve insani davranışları bulunduğuna göre orada da hata olabilir ki bir ihmal, bir hata sonucu ordu evinde yangın çıkmıştı.

Biz komutanlara da bulunduğumuz ortamlarda söyledik, “Birkaç cümlelik açıklama yapın, gerçeği yazalım ama siz söylemezseniz biz de duyduğumuzu yazarız. İşte o duyduğumuz da yanlış çıkarsa suçlusu biz değiliz” diye. Nitekim yanlış yazdığımızda da ertesi gün yazılı açıklama yapıyorlar.

Peki ilkten söyleseniz de biz de doğrusunu yazsak...

Askerin de insan olduğu ve insani davranışları bulunduğu darbe girişimiyle bir kez daha kanıtlandı.

“Gücü eline geçirme isteği”, “göz kararması”, “aşırı hırs”, “aşırı ihtiras” bir insani davranış olarak darbeci askerlerde birleşmedi mi? Halk deyimiyle “şeytana uyma” askerlerde olmaz mı? Oldu işte...

Bir dostum, hep hükümet adına silah doğrultan, silah çeken askerin, “Silah bendeyse ve tetiği ben çekiyorsam, zor işi ben yapıyorsam, devleti niye ben yönetmeyim?” diye düşündüğünü söyledi.

Darbe girişiminin tek nedeni bu değildir elbet ama “Tetiği ben çekiyorsam, sefasını niye siyasiler sürsün?” diye bir düşünce olabilir pekalâ.

Mantıksız değil aslında, Türkiye’de son dönemde asker ve polisin eli sürekli tetikte, kolay günler geçirmiyor Türkiye. Bu görüşü destekleyecek durumlar da yok değil.

Mesela Şırnak ve Diyarbakır'da PKK’ya yönelik operasyonlarda başarılı olmasına övgü düzülen, “Cizre ve Sur’u temizledi” diye yere göğe sığdırılamayan, takdir edilen 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti’nin darbeci diye tutuklanması tam da bu iddiayı güçlendiren bir durum değil midir?

İki yıl Kıbrıs’ta da görev yapan Orgeneral Huduti, elbette yargılanacak, suçlu mu değil mi, mahkeme sürecinden sonra belli olacak ama arkadaşımın dediği “tetiği çekenler ülkeyi yönetmek istedi” örneğine çok uygun.

Bir arkadaşımız, “Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri’nden gözaltılar olduğu doğrulanmıyor. Peki niye çıkıyor sürekli sosyal medyada bu haberler?” diye sordu.

Niye olacak, tahmin ediyorlar... İddia edildiği gibi yaklaşık 40 bin asker varsa Kıbrıs’ta mümkün mü aralarında darbecilere destek çıkmayan. Tahmin edip, yazıyorlar işte...

Ülkemizi saran iddialara dönecek olursak, yetkililerimizin zaman zaman çıkıp açıklama yapması gerekiyor.

İddialara adı karışanlar paniğe kapıldı, insanlar sayfa sayfa gazete ilanları veriyor, basın açıklaması yapıyor. Geçmişte Cemaat’ten insanlara selam verenler bile korku içerisine sokuldu.

İnsanımızın, işadamımızın bu panik havasından çıkması için hükümet yetkililerinin yardımcı olması gerekiyor, bu işlere cevap verecek bir birim oluşturulmalıdır.

Cadı avı her an burada da başlayacak psikolojisi kolay bir durum değildir. Hele de Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun darbecilerin kaçtığı ülkeler arasında Kıbrıs’ı da göstermesi bu korkuyu daha da güçlendiriyor.

Gerçekten, her an doyurucu bilgi verecek bir birim atanmalı, bir makam olmalı. Tabii sizde de bilgi varsa…

 

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?