Ali Baturay

 

Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak

28 July 2016, Thursday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Birkaç gündür basından takip ediyorsunuzdur mutlaka, Girne bölgesinde bir işletme, inşa ettiği otel için yasanın kendisine tanıdığı kat sayısı 4 iken, 7 kata çıkmış durumda.

Bu işletme o bölgede 4 katın üzerine çıkılamayacağını bilmiyor mu?

Bilmez olur mu, izni zaten 4 kat üzerinden aldı.

Peki 4 katın üzerine çıkamayacağını bildiği halde niye 7 kata çıktı?

Olay basına yansıyınca ve Girne Belediyesi ekipleri olaya el atınca, otelin proje müdürü, aslında 7 kata çıkmadıklarını, inşaatta 2 kat bodrum ve sende katlar olduğunu, inşaat kat sınırının üzerinde yalnızca bir kat bulunduğunu, onun da ahşap olduğu için kattan sayılamayacağını falan söyledi.

Tabii ki laf oyunu, inşaattan anlamayan bir adam bile inşaatın 7 kat olduğunu görebiliyor.

“Bodrum 2 kat, bir kat ahşaptır kattan sayılmaz” demek aslında insanları aptal yerine koymaktır.

Bir bayram tatilini fırsat bilip, katları yükselttiler. Neden sizce?

Birileri bu şirkete demiştir ki; “Siz yapın, kimseyi dinlemeyin. Burada yasa masa, emirname falan pek geçmez. Yapanın yanına kalır. Biraz da yöneticileri tavladın mı tamam. Zaten burada insanlar yasaya uymuyor. Adamlar yapıyor, yasa onlara uyuyor...” Zihniyet aynen bu.

Onlar da haklı tabii; çünkü bu ülkede birçok konu böyle halledildi, adamlar yaptı, yasalar onlara uyduruldu.

Onlara, “Siz yapın, saçma da olsa bir de mazeret uydurun tamamadır” demiştir birileri.

Hatta “Bir de emirname çıkmadan önce o bölgede daha yüksek kattaki, örneğin 9 katlı otelleri de sıkça örnek gösterip, kendinizi haklı çıkarmaya çalışın” denmiştir onlara herhalde.

Nitekim ilgili şirketin yetkilileri sıkça bunu söyledi; denize sıfır otellerin 9 metre yükseklikte olduğunu söyleyip, “Bize neden olmasın?” deyip durdular.

Tabii bir de; “Biz bu ülkeye sizin için geldik. Ekonomiye katkı yapacağız. Şimdi sizin yaptığınız iş mi bize emirnameden bahsediyorsunuz?” gibi laflar etmelerini de söylediler herhalde.

Yani duygu sömürüsü ve sitem; o da iyi bir taktiktir, nitekim bu yönde açıklamaları var şirket yetkililerinin. Hatta durdurulan inşatta 300 kişinin ekmeği olduğunu bile söylediler.

Bu arada “durdurulan inşaat” dedik ya filmin bir de bu yönü var.

Girne Belediyesi, mahkemeden ara emri aldı ve katların ilerleyişini durdurdu.

Ya da durdurduğunu zannetti.

Devlet muz cumhuriyeti ya, inşaat yetkilileri mahkeme emrini de dinlemedi ve inşaata devam etti.

Bu arada belediye ile hükümet yetkililerini de dedikodu ile birbirlerine düşürdüler.

Kimine göre belediye, kimine göre hükümet yetkilileri, “inşaata devam edin de merak etmeyin” demiş.

Tam olarak bunun kime söylendiği, kim söylediği belli değil ama anlamış adamlar bizim memlekette işler nasıl gidiyor.

Ortalığı karıştırıp bir şekilde inşaatı tamamlayacaklar.

Ne acı ama mahkeme emrini takmıyor şirket, bildiğini okuyor, ne isterse olsun inşaatı bitirmeye kararlı.

İşte KKTC gerçeği budur, işte devlet bu kadar.

“Adam ne seni ne mahkemeni takarım, bildiğimi yaparım” diyor ve siz de devlet olduğunuzu iddia edeceksiniz.

Bu memlekette bu ilk değil ki; adamlar teşvik alıyor, memleketin en güzel yerlerine otellerini dikiyor, ondan sonra bakıyorsunuz, elektrik parası ödemek istemiyor, su parası ödemek istemiyor, denizi kirletiyor, yükümlülüklerinden biri olduğu halde KKTC vatandaşı çalıştırmak istemiyor, personelini esir, köle gibi çalıştırıyor, bizimkiler de seyrediyor.

Kimse onlara bir şey söyleyemiyor, “efendim ülkemize yatırım için gelmişler”, “bizim için gelmişler, biz de zorluk çıkarıyormuşuz”... Yani şikayet de cabası...

Elbette ülkeye yatırımcı gelecek, ancak gelirken bilecek ki bu ülkenin kuralları, yasaları, emirnameleri var, bunlara uyacak, vergisini verecek, elektriğini, suyunu ödeyecek, çalıştırdığı insanların özlük haklarını bir tamam yerine getirecek, çevresini kirletmeyecek, saygılı olacak...

Bize Türkiye’den torpilli gelen yatırımcıya dokunulamıyor, istediğini yapıyor, astığı astık, kestiği kestik, senin yasalarını, mahkemelerini de takmıyor.

Çok sıkışınca yöneticilerin kendisinden rüşvet istediği dedikodusunu da yayıyor.

Bizim için geliyormuş, yok böyle gelecekse, burayı soymaya, sömürmeye gelecekse gelmesin be kardeşim.

Şimdi anladınız mı bu ülkede insanlar özelleştirmeden neden korkuyor?

Burada iş kuran insanlara sözünü geçiremeyen, her biri kendi içinde ayrı bir devlet olan yatırımcıların bir de kamu kuruluşlarını özelleştirme adı altında aldığını düşünün. Kim söz geçirecek onlara?

Türkiye’den torpilli gelecek şirketlere kamu kuruluşları peşkeş çekilirse ve ondan sonra kafalarına estiğini yaparlarsa ne olacak halimiz? Girne’deki bir inşattaki itaatsizliğe söz geçiremeyenler, özelleştirmede ülkemizin değerlerini devrettiği şirketleri kontrol altında tutabilecek mi? İşte halkın merak ettiği budur, bu konuda insanımızın büyük endişeleri vardır.

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?