Ali Baturay

 

Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki?

02 August 2016, Tuesday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Karaoğlanoğlu’nda yeni yapılmaya başlayan, yasaya göre 4 kat çıkması gerekirken 7 kata çıkan ve bu nedenle gündeme gelen otelle ilgili yazdıklarıma bazı okurlarımızdan ilginç yaklaşımlarda bulunuldu.

Bazı okurlarımızdan, “Boşuna canını yeme, onlar kararını verdiyse iş bitmiştir”, “Boş ver, memlekette ne zaman yasalara uyuldu ki?”, “Yazmakla düzelmez oğlum bu işler” gibi mesajlar ve telefonlar geldi.

İnanın bu yaklaşımlar en az “yasayı ihlal edenler” ve “yasayı kişilere, kurumlara uydurmaya çalışan yönetenlerin” yaptığı kadar üzücüdür.

“Boş veeer” mantığı bizleri maalesef şu anda içinde bulunduğumuz kötü hallere getirdi.

Herkes kendini inandırmış artık, bazı kesimler istediğini yapıyor, hükümet edenler de onlara engel olamıyor.

Bazı kesimler için yasalar sökmüyor, yasalar onlar için düzenleniyor...

Bazı kesimler ne yaparsa yapsın, onlar bir şekilde yırtıyor... Biz de kabullendik, aslında her konuda böyleyiz...

Memlekette kötü olan ve yıllardır değişmeyen ne varsa aynen devam etmesinde hiçbir sakınca görmüyor vatandaşlarımız.

Halk bunu kanıksamış, kabul etmiş artık, uğraşmıyor, uğraşanlara da “deli” muamelesi yapıyor.

Mesela ülkeyi yönetenlerin partizanlık yapması, devletin kaynaklarını partisi ya da partilileri için harcamasını normal karşılıyor.

“Normaldir, bu kuraldır, iktidara gelen yapar bunu, canını yeme, dönem onların dönemi” diyor size.

“Böyle gelmiş böyle gider, bal tutan parmağını yalıyor” diyebiliyor.

Hatta rüşvet alındığı iddiaları ortaya atıldığında “yaparlar normaldir” değerlendirmesi yapabiliyor.

Ne kötü bir psikoloji...

Tüm kötü koşulları “kabullenmiş olmak” kadar kötü bir şey olamaz...

Yıllar boyu hastanelere sabahın köründen gidip, kuyruklarda beklenecek...

Dağlarımız taş uğruna oyulacak, şekli değişecek...

Her parti iktidara geldiğinde her türlü partizanlığı yapacak...

Altyapı eksiklikleri ve yasaları uygulamaktaki yetersizlik nedeniyle insanlar trafik kazalarında can verecek...

Yediklerimiz, içtiklerimiz, soluduğumuz kontrol edilmeyecek, zehirleneceğiz, kanser vakaları yakıcı bir raddeye gelecek ama biz henüz nelerin bizi kanser ettiğini ve hangi bölgelerde yoğun olduğunu dahi bilemeyeceğiz...

Devlet her yıl her sektördeki üreticinin malını alacak ama ödeyemeyecek, her ay biri sokağa inecek...

Lefke’deki CMC atıkları yılladır konuşulacak, zararları anlatılacak ama hiçbir şey yapılamayacak...

Memleketin her yanı çöplüğe dönüşecek ve biz bu çöplüğün içinde yaşayacağız...

Gece kulüpleri her yıl Amerikalıların “İnsan Hakları Raporu”na kadar girecek ama kimse kılını kıpırdatamayacak...

Ülkenin kaymağını belli bir kesim yiyecek, bunu herkes bilecek ama hiçbir şey olmayacak...

Devlet kadrolarına personel almalar, okula öğrenci yazdırmalar, devlet arazisi kiralama, aklınıza ne gelirse torpille olacak...

Tanıdık bulamazsanız işleriniz yürümeyecek...

Kamu ile özel sektör çalışanları arasındaki uçurum olacak, az çalışıp (bazen hiç çalışmayıp) çok kazanan ile çok çalışıp az kazananın adaletsizliği olarak hep konuşulacak...

Kamunun verimsiz olması, oralara işi düşenin canından bezmesi, özel sektörün çoğunun can çekişmesi sanki kural olacak...

Liste o kadar uzun ki, yazsam sayfalara sığmaz, şimdi bunlar kaderimiz mi yani?

Alışalım mı yani bunlara?

Üstelik bunları her seçim dönemi partiler seçim bildirgelerine yazacaklar, sürekli devrimden, reformdan, dönüşümden söz edecekler, bizimle dalga geçer gibi ama hiçbir şey değişmeyecek...

Sağlıkta reform, eğitimde reform, ekonomide reform ama nerede, ne zaman?

Ülkeyi de biz yönetemeyeceğiz, Türkiye’den gelecek elçi, asker, memur yönetecek, “Nasıl olsa biz batırırız, birileri bizim yerimize yapsın, bize para versin yeter” deyip onursuz yaşayacağız...

Kısır bir döngü içinde dönüp duracağız ve “boş veerr” değişmez deyip kaderimize razı olacağız.

Kimi malı götürecek, kimisi dolgu malzemesi olacak, her dönem de halk kandırılacak öyle mi?

Hayat mı yani şimdi bu?

“Boşuna yazıyorsun, boşuna konuşuyorsun, hiçbir şey değişmez...” diyorlar.

Ne yapalım, dükkânı kapatıp gidelim mi ama nereye?

Değişmez tabii, biz bu kadar kabullenirsek her şeyi, inanırsak hiçbir şeyin değişmeyeceğine, zerre kılımız kıpırdamazsa, hakkımızı aramazsak, haksızlığa haykırmazsak, haykırana da “deli” muamelesi yaparsak ne değişir ki?

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?