Ali Baturay

 

Polis

03 August 2016, Wednesday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Polislik gerçekten zor meslektir...

Memurun bulunduğu yere, şubesine, seçtiği dala göre, mesleğin daha rahatı, daha zoru vardır mutlaka ama ne kadar kolay bir yerde olursa olsun, polislik stresli iştir.

Riskleri bulunan bir meslektir, işinizi yaparken düşmanlarınız çoğalır.

Suçlu peşinde koşmak, yakalamaya çalışmak bazen yaşamınızı bile ortaya koymak demektir.

Sırası gelir bir eylemde kardeşinizle karşı karşıya gelirsiniz, sırası gelir bir durum olur babanızı gözaltına almak zorunda kalırsınız...

Çoğu kez gecesi, gündüzü, bayramı seyranı yoktur... Bir eylemde, bir mitingde, ülkeye bir üst düzey yetkili geldiğinde hemen evinizden işyerine çağrılırsınız, “alarmlar” hep kapının ardındadır.

İşin içinde bir de personel ve teçhizat yetersizliği girdi mi işiniz daha da zorlaşır.

Terfilerde adaletsizlik, haksızlık da katlanılacak bir durum değildir.

Yaptığınız işe yukardan müdahale de olabilir; “şunu bağışla”, “şunu görmezden gel” baskısı da gelebilir.

Bir kere direkt insanlarla ilgili olan meslekler zaten hep zordur, kaldı ki polisin insanlarla uğraşması, başka hiçbir mesleğe benzemez... Hepsine tamam, kolay bir iş yapmıyor polisler, kabul ediyorum.

Ancak bu saydıklarımı ülkede herkes biliyor, polisliği seçen bir kimse de bunları bilerek bu mesleği talep etmiş oluyor.

Bu mesleği seçtikten sonra “kafası bozuk”, “asabı bozuk”, “morali bozuk” bir insan olma hakkınız yoktur, olursa bile bunu vatandaşa yansıtamazsınız.

Mesleğin getirdiği zorlukları, aksaklıkları, eksiklikleri, gerçekleşmeyen beklentileri, yukarıdan gelen baskıları polislerin vatandaştan çıkarma hakkı yoktur.

Evet yasalar polislere bazı yetkiler, beline de bir tabanca veriyor ama bunu elde eden bir polis kendisini tanrı zannetmemelidir.

O yetkilerin tümü polis asayişi sağlarken işini kolaylaştırmak içindir...

O yetkiler içinde adam dövmek, işkence yapmak, yetkisini istediği insanların üzerine kullanmak, insanları haraca bağlamak, imtiyaz sağlamak, korkutmak için değildir.

Polisler insanları korumak, kendini güvende hissetmesi için vardır, insanları tedirgin etmek için değil...

Polisin, insanları gözaltına alma, karakola götürme, sorguya çekme hakkı vardır ama ceza verme yetkisi yoktur, cezayı mahkemeler verir...

Polis, yakaladığı kişiyi döverek, işkence ederek cezalandıramaz...

Polisler öncelikle bir kere kendilerinin, yetkilerle donatılmış “özel bir yaratık” değil de “insan” olduklarını hiç akıllarından çıkarmaması, ardından da muhatap olduğu kişilerin “insan” olduğunu unutmaması gerekir.

Yakaladığı kişiyi “dayakla”, “işkenceyle” konuşturup da itiraf ettirme artık çağdışı bir yöntemdir.

Akılla, kanıtla, adli tıp yöntemleriyle suçlular tespit edilmelidir.

Biliyorum kolay değil ama kolay olmadığını bilerek bu mesleği seçtiniz.

Konuyu Mehmetçik’te polislerin yanlış zanlıyı karakola götürüp, darp etmesi olayına getireceğim.

“Cinsel saldırı” zanlısı sanıp, 67 yaşındaki suçsuz adama küfretmişler, onu darp etmişler sonra da “özür dileriz” demişler.

Ne isterse olsun, “suçlu” ya da “suçsuz”, size emanet edilen “insana” insanca davranmanız gerekir.

“Taciz”, “tecavüz” sinir bozucu şeyler ama bir polis ne “tacizde”, ne “tecavüzde”, ne de “cinayette” kendini kaybetmemelidir. Polis, karakola gelen zanlının üzerinden silindir gibi geçme hakkına sahip değildir.

Bu gibi olaylar bugüne kadar hep saklandığı, hep gizlendiği, hep üstü örtüldüğü için bu işler de böyle devam etti.

Merak etmeyin, adam dövmeyince polisliğinize bir şey olmaz, tam aksine önünüze geleni darp edince saygınlığınız kalmaz.

Unutmayın ki o üniformayı çıkardığınız anda, diğer insanlarla hiçbir farkınız kalmaz.

Türkiye’de darbe girişiminden sonra üniformalardan çıkarılan askerleri gördünüz mü?

Geçmişte ufak dağları kendileri yaratmış gibi davranan o mağrur insanların elleri kelepçeli, burnu, kulağı patlamış perişan hallerini gördünüz mü?

Demek ki makam, rütbe, tabanca, üniforma, yetki, hepsi de geçici şeyler, üstelik hemencecik elinizden kayıp gidebiliyor.

O nedenle hangi mesleği yaparsak yapalım önce “insan” olduğumuzu unutmayacağız, sonra da muhatap olduklarımızın “insan” olduğunu...

Sinirlenebilirsiniz, moraliniz bozuk olabilir, hatta hayattan bezmiş de olabilirsiniz ama bunun acısını yetkinizi kullanarak başkasından çıkaramazsınız...

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?