Ali Baturay

 

“Af”, eşitsizlik demektir

15 August 2016, Monday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Muhaceret affı, vergi affı, sınav affı, bütünleme affı, seyrüsefer affı, av ruhsatı affı, elektrik affı...

Bu memlekette af nedir biliyor musunuz, yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere ödüldür...

Af demek yükümlülüğünü yerine getirenlerin “enayi” olduğunu belgelemek demektir.

Hep son kez denilip, tekrar edilen terane...

Düşünün, ben tıkır tıkır vergimi ödüyorum, adam ödemiyor, bunun bir cezası, bir yaptırımı olacağına, ödemeyen ödüllendiriliyor.

Nasıl mı, af çıkarılarak, ansızın bakıyorsunuz “vergi affı” çıkarılıyor.

“Ne yapalım insanlar ödeyemedi, hiç almamaktansa bu yöntemle hazineye sıcak para girecek” diyor yetkililer.

“Ne yapalım ödeyemedi?” diyor adam size, peki ödeyenler ne olacak?

Onlar enayi mi, onlar aptal mı, onlar geri zekalı mı?

Görevlerini, yükümlülüklerini yerine getirenleri cezalandıran bir sistem.

Bakıyorsunuz vergisini ödemeyenlere, çoğu öyle çok acınacak kişiler de değil, modern hayatını sürdürüyor, devlete parayı ödemeyip takıyor, nasıl olsa bir gün af çıkacağını bu işten daha ucuza yırtacağını biliyor.

Hazineye taze para girecekmiş, sen zamanında vergini toplasan, toplayabilsen o para hem sıcak hem de eksilmeden yine kasana girecek.

Ancak neyi hallettik ki vergi adaletini sağlayacağız?

Şimdi de muhaceret affı çıkarıldı.

Yani, “ziyaretçi veya ikamet izni bitmiş, kaçak işçi ve işverenlere” yönelik af...

Affı Kıbrıs Türk İnşat Müteahhitleri Birliği, Taşeronlar Birliği, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği, Kıbrıs Türk Restorancılar Birliği destekledi.

Çok az insan kendi ihmalinden yasağa düşüyor, daha çok işvereninin sorumsuzluğundan yasaklı oluyorlar.

Bu örgütler af çıkaran hükümete alkış tutacaklarına, yükümlülüklerini yerine getirmeyen üyeleri olan işyerlerine baskı yapsalar keşke.

Keşke işverenler, şirketler yükümlülüklerini yerine getirse, keşke devlet zamanında gerekli denetimi yapsa da çalışanlar mağdur olmasa, yasaklı duruma düşmese...

Kimse yükümlülüğünü yerine getirmeyecek, insanlar köle gibi, esir gibi çalıştırılacak, sonra da işvereninin sorumsuzluğundan, devletin ilgisizlik ve yeteneksizliğinden yasaklı duruma düşecek...

Yukarıda adını saydığım örgütler de hükümete yalvaracak yakaracak “af çıkar, af çıkar” diye...

İşin içine bir de “insani” boyut katıyorlar, duygu sömürüsü yapıyorlar, “Ne iyi oldu insanlar kurtuldu” diyorlar.

Peki bu çalışanlara, bu insanca yaklaşımı işvereni gösterse daha iyi olmaz mı?

Muhaceret yükümlüğünün yerine getirilememesi, “ekonomik zorluklardan” kaynaklanıyormuş.

Eğer çalışansa ekonomik zorluk çeken, işveren yüzündendir, çünkü onlara insanca yaşayacağı bir ücret ödenmiyor.

Şirketse ekonomik zorluk çeken, bu sıkıntı içinde çalışanını görmezden gelmemeli, kendisine hizmet veren insanları “ekonomik sıkıntı” bahanesiyle perişan etmemelidir.

Yukarıda ismini saydığım örgütlerin bazı temsilcileri, bu affın yüzde yüz çere olamayacağını, piyasanın “biraz olsun” rahatlayacağını söylüyor.

Yani “kısa süre sonra her şey eski haline dönecek” demek isteniyor.

Yani insan sömürüsü devam edecek… Kayıt dışılık sürecek...

Halbuki yapılması gereken ciddi denetim yapmaktır, maharet denetim yapıp, insanlar cezaya düşmeden tedbir almaktır, af çıkarmak değil.

Önemli olan af çıkarıp popülizm yapmak, insanlara şirin görünmek değil, bir daha af gerektirmeyecek, emek sömürüsü olmayacak, kayıt dışılığa fırsat vermeyecek sistem getirmektir.

Av ruhsatları da ödenemiyor, seyrüseferler de ödenemiyor, elektrik ücretleri de ödenemiyor, şimdi bunlar için af isteniyor.

Seyrüsefer ücretleri ödenemiyor diye bin bir türlü yol aranıyor, akaryakıta vergi konulmaya çalışılıyor.

Neden, çünkü devletin para toplama kabiliyeti yok, akaryakıttan otomatik parayı toplamak istiyorlar.

Kanun hükmünde kararnamelerle af çıkarıp eşitsizlik yaratmak, yükümlülüğünü yerine getirenleri enayi durumuna düşürmek ve kaçak işçi sistemine, sömürü düzenine hizmet etmek yerine kalıcı tedbir alınmalıdır.

Hiçbir konuda af gerektirmeyecek bir sistem kurulmalıdır.

Ha iddia ediliyorsa ki halkın ekonomik durumu iyi değil, yükümlülüklerini yerine getirmeye gücü yok, onu da çözecek olan, halkının fakirleşmesini önleyecek olan ben değilim, bu ülkeyi yönetenlerdir.

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?