Ali Baturay

 

Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı?

16 August 2016, Tuesday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Bazı insanlar iyi empati yaptığını söyler, kendisini başkasının yerine koyup onun duygularını anlayabildiğini iyi bir duygudaş olduğunu iddia ederler.

İnanmayın siz, kimse kimseyi yüzde yüz anlayamaz.

Anladığını zannederler, insanın başına gelmedikçe başkasının ne çektiğini anlaması mümkün değildir.

Boşuna söylenmemiştir, “Ateş düştüğü yeri yakar” diye.

Bazı uzmanlar, “seni anlıyorum” sözünü hiç tavsiye etmez, çünkü bu söz çok büyük sorunlar yaşayan insanları motive etmek bir yana, ters bile tepermiş.

Örneğin bir kanser hastasına “seni çok iyi anlıyorum,” “çektiğin acıları hissedebiliyorum” sözleri hiç tavsiye edilmez.

Çünkü sağlıklı birisinin bir kanser hastasının neler çektiğini bilmesi mümkün değildir...

Taşkent’te dün 42 yıl önce kaybolan ve Kayıp Şahıslar Komitesi’nin çalışmaları sonucu kalıntıları bulunan 33 şehit toprağa verildi.

Törende yaşananlar gerçekten de yürek yaralayıcıydı.

Başına gelmeyen anlayamaz kayıp yakınlarının çektiğini belki ama çekilen büyük acıyı hissetmemek, yaşananlardan etkilenmemek de mümkün değil.

Yıllardır bekledikleri yakınlarına kavuşan aileler tarifi imkânsız duygular içerisindeydi.

Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı?

Bir bedene aynı anda hem kavuşup hem onu kaybetmek mümkün mü?

Mümkün işte...

Kayıp belki de ölümden beter bir şey...

Kayıp koskoca bir boşluk...

Kayıp bitmek bilmez bir bekleme...

“Ansızın kapıdan girecek” ile “hiç gelmeyecek” arasında sürüklenip gitmek...

Kapı her çaldığında “acaba o mudur?” duygusu...

Ölüm bir duraktır ama kayıp, duraksız uzun bir yolculuk gibidir.

Mezarlık bir buluşma yeridir, ama kayıpların hiç buluşacağı bir yer olmaz.

Mezarlıklar kasvetli, üzüntü verici yerler olarak görülür ama her zaman öyle değildir.

Mezarlık buluşmaları bazen insana çok iyi gelir, toprağa elinizi sürmek, oturup başında birkaç söz söylemek, bakarken mezara eski günleri düşünmek rahatlatıcı olabilir.

Bilirsiniz ki oradadır, istediğinizde ziyaret edebileceğiniz...

Kayıp aileleri ise bu olanaktan mahrumdur...

Kayıp ailelerinin yakınlarına kavuşması, onlar için zamanı artık kontrol etmek gibi bir şeydir, çünkü yakını bulunamayan bir aile için zaman ucu açık, kontrol edilemeyen geniş bir dilimdir.

Ne zordur gidip o kalıntılara bakmak, ne zordur fidan gibi oğlunu veya eşini küçücük bir tabutta teslim almak...

Taşkent’teki hazin tören, savaşın ne kötü bir şey olduğunu ve bize ne derin acılar çektirdiğini açıkça ortaya koyuyordu.

42 yıl bekleyen ailelerin acısı tazelenmişti, 42 yıl öncesi sanki bugün gibiydi.

O kadar uzak ama o kadar taze…

Fark ettiğiniz gibi, sayfa 4’te başyazımız yok bugün...

Ali Cansu’nun törende çektiği, Cemaliye Nene’nin 42 yıl sonra oğluna kavuşma anını yansıtan fotoğraf, o kadar anlamlı ki hiçbir söz söylemeye gerek yok.

42 yıl önce hem kocası hem de evladı kaybolan bu kadının yaşadıklarını, hissettiklerini anlamak mümkün mü?

Hangi kalem yazabilir, hangi kâğıda sığar?

O kadının yüzündeki çizgileri, 42 yıla “bir gün mutlaka” dercesine direnen vücudunun dün oğlunun mezarına uzanışını bu fotoğraftan daha iyi kim anlatabilir ki?

Aileler, kayıp yakınlarına kavuştu, bekleyiş bitti, artık ziyaret edebilecekleri bir mezar var...

Bu acıların bir daha yaşanmamasını temenni ederim.

Savaşlar kime mutluluk getirdi ki bize getirecek?

Tüm çabamız, bu topraklarda bir daha savaş olmasını önlemek, barışın hakim sürmesini sağlamak olmalıdır.

Bir daha yaşanmasın...

Hiç kimse Taşkent Şehitliği’ndeki acı tabloya maruz kalmasın...

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?