Ali Baturay

 

Bir de böyle bakın dünyaya

21 August 2016, Sunday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Lefkoşa’da otobüs terminali yakınlarında trafikteyim, öğle saatleri, trafik sıkışık...

Önümdeki otomobil, sola sinyal veriyor ama solda duracak yer yok, çünkü araçlar pak etmiş durumda...

Duracağını tahmin ediyorum, “muhtemelen birini indirecek” diye düşünüyorum.

Öyle de oluyor, otomobilden genç bir kız iniyor…

Araç sol direksiyondu, sağ tarafta oturan kız indi ve dışarıdan koşarak sürücünün yanına gelerek elini tuttu.

Sürücü de genç bir oğlan, yarı beline kadar aracın penceresinden çıktı, kızın elini bırakmak istemiyor...

Bir birlerine o kadar güzel bakıyorlardı ki beklemeyi tercih ettim.

Belli ki sevgiliydiler, ayrılmak istemiyordular...

Tebessümle baktım, bekledim, bu güzel görüntüyü bozmak istemedim...

Ben bekledim de benim arakamdakiler çıldırdı, başladılar korna çalmaya, aynadan baktım el kol hareketleri yapanlar var…

Peeh, neredeyse beni ezip geçecekler.

Ben korna çalmadım ama kız eliyle bana “tamam” işareti yapıp, oğlanla vedalaştı.

Arkamdaki sürücü, karşıdan başka otomobiller geliyor olmasına rağmen aracını sürüp, yan tarafıma geçti ve “Film mi seyreden be gardaş ama ne çalman boruyu da ilerleyelim?” diye çıkıştı bana…

Bu anlattıklarım, toplasanız 1.5 dakikayı geçmez…

Tahammülsüzüz, aceleciyiz, güzellikleri görmeyi beceremiyoruz…

Sevmeyi, yardım etmeyi, jest yapmayı unuttuk…

Bir birine çok yakışan genç sevgililer gördüğünüzde, gözlerindeki aşkı, onlardaki enerjiyi fark edemiyor ve duygulanamıyorsanız işiniz bitmiş demektir. Hade vazgeçtim, aşktan, meşkten, duygudan falan…

Yani yolda önünüzdeki araç biraz duraksadığında, çıldırmaya ne gerek var ki, nereye yetişeceğiz?

Bir dakika kazandığımızda ne elde edeceğiz?

Az ileride trafik yine sıkışacak, yaptığınız yaygaraya değmeyecek…

Merak ediyorum, en son ne zaman uzun bir kuyrukta sıranızı başkasına verdiniz?

Market kasasında parası çıkışmayan hiç tanımadığınız birisine, aldığı eşyaları geri vermesin diye “bırakın farkını ben vereyim, sonra bana verirsiniz” dediniz mi?

Bir mağazaya gelen çocuk, beğendiği bir şeyin fiyatını sorup bir de elindeki yetişmeyen parasına baktığında “gel üstünü ben tamamlayım da al” diyerek onu mutlu ettiniz mi?

Düğün kuyruğunda açıkgözlük edip de önünüze geçen bir çifte hakaret edip, onu rezil edeceğinize gülümseyerek, “buyurun” dediniz mi?

Aracının lastiği patlayıp da değiştirmeye çalışan hiç tanımadığınız birisine, “İzin verin, bir el de ben atayım, çabucak bitirelim” dediniz mi acaba?

Hiç tanımadığınız hüngür hüngür ağlayan bir çocuğun yanına gidip de elinizle gözyaşını silip, “Neyin var anlat bana çözelim” diye yardım etmeyi denediniz mi?

Restoranda siz yemek yerken, yutkunarak size bakan çocuklardan iğreneceğinize onlara da yemek ısmarlamak aklınıza geldi mi hiç?

Size düşmanlık yapandan, ona iyilik yaparak intikam almayı denediniz mi hiç? Demeyin, çok zevkli…

Bir sokak köpeği veya sokak kedisini beslemeyi ya da sahiplenmeyi düşündünüz mü?

Sizin hakkınızda konuşurlarken içeriye girdiğinizde duyduğunuzu bildikleri halde duymamış gibi yapıp, onlara sevgiyle gülümseyebilir misiniz?

Dedikodunuzun yapıldığı ortama, sırf sussunlar ve utanmasınlar diye gürültü çıkararak girdiniz mi?

Koşan ya da acele yürüyen birisi size çarpıp elinizdekilerin yere saçılmasına sebep olursa, ona kızmak, küfretmek yerine, “Olur böyle şeyler, bir şey değil” diyebilir misiniz?

En sevdiğiniz gömleğin lekelenmesine sebep olan birisini affedebilir misiniz?

Çok büyük bir hata yapan personelinize bağırıp çağırıp, onu işten atmak yerine, “Bu sana büyük bir tecrübe oldu, bir daha olmasın” diyerek, bir şans daha verebilir misiniz?

Size karşı bir hata yapan, kalbinizi kıran arkadaşınızı defterden silmek yerine, bunu neden yaptığını anlamaya çalışır mısınız, geçmişte size yaptığı iyilikleri hatırlayıp, karar vermeden önce bir muhakeme yapmayı dener misiniz?

Benzincideki pompacıya, marketteki kasiyere, kahvenizi getiren çaycıya, odacıya, şoföre hatırını sormayı akıl ediyor musunuz?

Herkes her yerde sinirli, herkes her şeye öfkeleniyor, her yerde küfür, her yerde kavga kalaba…

Herkes bir birini boğazlamaya meyilli... Ne gerek var ki bunlara?

Sinirlenip, öfkelenmek yerine, yukarıda sıraladıklarımı yapın...

Sevin, hoşgörülü, yardımsever olun, jest yapın; bunlar iç rahatlığı verir size, ruhunuzu temizler…

Bir de bu gözlüklerle dünyaya bakmaya çalışın, göreceksiniz daha mutlu, daha huzurlu olacaksınız…

 

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?