Ali Baturay

 

İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok

22 August 2016, Monday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Rum Dışişleri eski Bakanı ve Rum Müzakere Heyeti üyesi Erato Kozaku Markulli’nin özrünü konu ettik ya köşemizde, duymadığımız lâf kalmadı.

“Saf” diyenler oldu, “Rum dostu” diyenler oldu, “eyyam yaptığımı” söyleyenler oldu.

Neymiş efendim, bana mı kalmış elin cirasının sözlerini konu etmek.

Bu arada Markulli’yi konu aldık, kadına “kara cira” diyenler mi istersin “bunamış cira” diyenler mi!

Ayıp gerçekten, fikirleri tartışacağımıza hemen hakarete başlıyoruz.

Ne münasebet de ben Markulli’nin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla, Taşkent, Muratağa, Sandallar ve Atlılar köyünde EOKA-B tedhiş örgütü mensuplarının yaptığı katliamlardan dolayı özür dilemesini, yapılan katliamlara “cinayet” demesini samimi ve gerçekçi buluyormuşum.

Ne biliyormuşum ben Markulli’yi, ne kadar tanıyormuşum?

Markulli’nin dışişleri bakanlığı zamanındaki sivri sözlerini unutmuş muyum?

Markulli, garantileri bertaraf etmek için böyle sevimli görünmeye çalışıyormuş…

Markulli, Kıbrıslı Türklere Güney Kıbrıs’ta yapılan ırkçı saldırıları neden kınamıyor, neden bu konuda girişim yapmıyormuş...

Markulli, yakında cumhurbaşkanı adayı olacağı için kucaklayıcı rolüne bürünmüş…

Markulli, neden EOKA-B’yi eleştiriyor da EOKA’yı eleştirmiyormuş...

Zaten biz Kıbrıslı Türkler hep bu saflığımızdan ve tez çözülmemizden dolayı hayır etmiyormuşuz…

Fırça atanlar da var bize, küfredenler de... Üzülmemek elde değil...

Ben elbette Markulli’yi tanımıyorum, hiç yan yana gelmedim.

“İçinden ne geçer biliyor musun?” diye soruyorlar bana.

İnsan en yakınındaki sevdiklerinin bile içinden ne geçirdiğini, ne düşündüğünü bilemez, yok ki ben hayatımda görmediğim, yan yana gelmediğim insanınkini bileceğim.

Kim kimin gerçek anlamda ne düşündüğünü bilebilir ki?

Markulli ne amaçla söylemiş olursa olsun, söyledikleri anlamlı şeylerdi.

Genelde Rumların söylemeye çekindiği, ağzına alamadığı konuları ele aldığı için konu ettim ben onu.

Özellikle de yakın geçmişte yaşanan Kıbrıs trajedisinin arkasında yatan gerçeği etkili biçimde ortaya çıkarmak için bir “Hakikat Komisyonu” kurulması tavsiye etmesini beğendim.

Bir “Hakikat Komisyonu” kurulmasının ve kadın, çocuk, yaşlı demeden sivil insanları katleden savaş suçlularının adalete teslim edilmesinin iki toplum arasında uzlaşmaya katkı yapacağına inandığım için gündeme getirdim.

Markulli, birçok kişinin iddia ettiği gibi şov yapıyorsa bile önemli konulara değinmiştir ve bunları gündeme getirip tartışmamızı sağlamıştır.

Savaştaki acıların ortak olduğunu, savaşın kazananı olmadığını bize hatırlattığı için önemsiyorum.

Eskiyi, geçmişi elbette unutmayacağız, yaşadığımız tecrübeler bizi daha güzel günlere getirecek.

Geçmişi unutmayacağız ama geçmişe takılıp kalmak da faydalı bir şey değildir.

Her şeye, her konuya intikam duygusuyla yaklaşmak insanı mutlu değil, mutsuz eder.

Taşkent kayıplarının 42 yıl sonra toprağa verildiği yürek yakan o töreni anımsayın.

Yakınlarını, kocasını, oğlunu, babasını, kardeşini, hem oğlunu hem kocasını kaybeden o insanlara bir sorun bakalım başkasının bu acıları yaşamasını isterler mi?

İster mi yüreği yaralı Cemaliye Nine, ister mi birisi kendisi gibi hem evladını hem de kocasını kaybetsin ve 42 yıl onlardan haber gelmesini beklesin?

İster mi bir insan kendisi savaşta babasını kaybetti diye başkaları da babasız kalsın?

Dini dili ırkı ne isterse olsun insan başka birisi için bu acıların tekrar edilmesini ister mi?

Neden Suriye halkının acıları bizim de yüreğimizi acıtıyor?

Niye önceki gün gerçekleşen Gaziantep’teki canlı bomba saldırısı, bizi de perişan etti?

Elbette insan önce en yakınındakilerin zarar görmesini istemez ama insan sevgisi evrenseldir, insan olan insan, hiçbir insanın acı çekmesini istemez.

Önemli olan budur, önemli olan savaşların, acıların, düşmanlıkların olmadığı bir Kıbrıs yaratmaktır.

Eski yaraların kaşınıp da kanatılmaması gerekir, yoksa duyulan acılar zaten yüreklerdedir, kimse onları oradan çıkaramaz.

Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar eğer ortak bir vatana sahipse, müzakereler yürütülüyorsa ve gelecekte aynı kaderi, sevinçleri paylaşmayı hedefliyorsa, buna hizmet edecek her türlü iyi niyetli girişim desteklenmelidir.

“Hakikat Komisyonu,” desteklenmesi gereken bir projedir.

Evet bu yol sorunlarla doludur, evet bu yol dikensiz gül bahçesi değildir ama önemli olan bu zorlukları yenmektir, mücadele onun içindir... İyi gelişmelere, azacık da olsa önümüze çıkan güzelliklere kara gözlüklerle bakmak, bize hiçbir şey kazandırmaz.

 

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?