Ali Baturay

 

Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu?

25 August 2016, Thursday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Herkes çözüme inanmak zorunda değildir.

Herkes çözüm istemek zorunda da değildir.

Kimileri inanır ki Kıbrıslı Türklerin geleceği çözümsüzlüktedir.

Kimileri inanır ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bir gün tanınacak ve dünyadaki yerini alacak.

Kimileri inanır ki Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar asla bir araya gelemez, ortak devlet kuramaz.

Ben yukarıda saydıklarım gibi düşünmüyorum, onlarla aynı görüşte değilim ama hepsine de saygı duyuyorum.

Nasıl ki ben bu ülkenin geleceğinin çözümde olduğuna inanıyorum, bazı kimseler de tam tersini düşünebilir.

Bu son derece normal bir şeydir...

Esas, tek tip insan yaratmaya çalışmak yanlıştır.

Benim itirazım çözüm istemiyor oluşlarına değildir bu kesimlerin.

Görüşlerini ortaya koysunlar, hem beni, hem de çözüm isteyen herkesi ikna etmeye çalışsınlar.

Bunda hiçbir sorun görmüyorum ama benim canımı sıkan yalana başvurulmasıdır.

Adamlar bu ülkeye çözümün yarayacağını, anlaşmanın yürümeyeceğini kanıtlamak için görüşlerini değil de yalanlar ortaya atıyorlar.

Gerçekleri göz ardı ederek, tarihi bile çarpıtarak, olmayan şeyleri olmuş gibi ortaya atarak, insanları korkutarak, aldatarak, hakaret ederek bir yerlere varmaya çalışmak doğru değildir, hatta ayıptır.

Yıllardır aynı taktikle insanları çözümden uzaklaştırmaya çalıştılar...

Bir dönem hiç görüşülmeyen, konusu bile açılmayan uyduruk haritaları aldılar ele çıktılar yola.

Kendi uydurdukları haritaların üzerine edebiyat yaptılar.

Bir dönem sanki paylaşım başlamış gibi, “O köyü verdiler, bu kenti verdiler” deyip durdular.

Gün geldi “Garantiler kalktı, mahvolduk, Rumlar bizi kesecek” diye tutturdular.

Rum görsün istemezler ama Rum gazetelerini referans gösterirler.

Siz söylüyorsunuz ya; soruyorum size, hani Rumlara güven olmazdı, hani Rumlar yalancıydı?

Peki size göre güvenilmez olan bu adamların gazetelerine neden inanıyorsunuz?

Kendi cumhurbaşkanınızın söylediğine inanmıyorsunuz, Rum gazetelerine inanıyorsunuz.

Rumlar, “Güzelyurt verilmeden anlaşma olmaz” diyormuş.

Diyorlar, ilk defa mı duydunuz?

“Türk askeri adada kalamaz” diyorlarmış, evet diyorlar, hep diyorlardı zaten.

“Garantiler kabul edilemez” deyip duruyorlarmış, evet bunu da diyorlar.

Demekle, istemekle mi?

Her iki taraf da neler istemiyor ki?

Siz de “Çözüm olsa bile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yaşayacak” diyorsunuz, mesela.

Bu dediğiniz olacak şey midir?

Kıbrıs sorunu neden bunca yıl çözülmedi, çünkü çok zor bir sorundur, çünkü tarafların istekleri karşı tarafı hiç memnun etmedi.

Çünkü bir tarafın isteği, diğer tarafın kaybı olarak görüldü hep.

Sizin söyledikleriniz hep vardı zaten.

Güvenlik-garantiler, toprak kolay başlıklar mıdır?

Bu konularda uzlaşıya varmanın ne kadar zor bir olay olduğunu bilmeyen var mıdır?

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya saldırarak bir yere varılamaz.

Bir gün başbakan saldırır, başka bir gün başbakan yardımcısı, sonra onlar yumuşar bu kez dışişleri bakanı saldırmaya başlar.

Dışişleri bakanı, cumhurbaşkanını hayalperest olmakla, kendi kişisel saplantılarını tatmin etmeye çalışmakla suçluyor.

Çözüm istemek, inanarak, çözüm için çaba sarf etmek “saplantı” mı oldu şimdi.

Koca bir toplumun sorumluluğunu taşıyan cumhurbaşkanını, kendi kişisel saplantılarının peşinden koşmakla suçlayarak toplumun gözünde küçük düşürmeye çalışmak ne kazandıracak ki size?

Cumhurbaşkanına “saplantılı”, demek çok haksızca ve acımasızca bir yakıştırmadır.

Gerçi çözüm istemek bir “saplantıysa” keşke herkesin böyle saplantısı olsun diyeceğim ama saplantı, güzel bir söz değildir, “önüne geçilmez saçma düşünce veya duygu” demektir ve neresinden bakarsanız bakın hakarettir.

Önce başbakanın, kısa süre sonra da dışişleri bakanının cumhurbaşkanına hakaretleri hiç yakışık almıyor.

Siz çözüme inanmadığınızı söyleyin ama yalana, hakarete başvurmayın.

Hep söylüyorum, yine söyleyeyim; liderler hele bir geçsinler bu zor konulara, hele bir müzakere etsinler, hele bir metin çıksın ortaya merak etmeyin beğenmezsek hep birlikte “hayır” deriz ama sabredin.

Şimdi ben de sizin “çözüm karşıtlığınıza” saplantı desem diyorum ama o zaman sizden farkım olmaz, o nedenle demeyeceğim…

 

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?