Ali Baturay

 

Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri

26 August 2016, Friday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Özdemir Berova ile eğitim sendikaları, bir süreden beridir tartışıyor.

KTÖS ve KTOEÖS’ün sert eleştirilerine Bakan Berova’nın aynı sertlikte cevapları var...

KTÖS ve KTOEÖS’ün eleştirileri gerçekten serttir ama herkes de bilir ki onların tavrı böyledir, öyle eğip bükmezler, direkt neyse dertleri, onu en sertinden dile getirirler.

Sendikaların bu dobra tavırları da bazen itici gelebilir ama söyledikleri maalesef acı gerçeklerdir.

Sevseniz de sevmeseniz de canınızı yaksa da söyledikleri gerçektir...

Öğretmen sendikaları biraz serttir, sözlerini sakınmıyorlar ama canları da yanıktır...

Yıllardır aynı sorunları sıralayıp duruyorlar, yıllardır yeni eğitim yılı başlamadan önce aynı sıkıntılar yaşanıyor.

Yıllardır sorunlardan arınmış bir şekilde eğitime başlanamıyor.

Her hükümet dönemi aynı şeyler yaşanıyor.

Tüm bakanlar bir yıl önce “gelecek yıl aynı şeyleri yaşamayacağız” diyor ama gelin görün ki hep benzer sıkıntılar yaşanıyor.

Hiç kimse de başaramadı eğitimi “sorunsuz” ya da “sorunsuza yakın” başlatmayı.

Elbette hükümetlerin ve bakanların sürekli değişmesi, istikrar sağlanmasını engelliyor.

Hükümetlerin bütçede eğitime yeterli payı ayırmaması, sorunlar yaşanmasına neden oluyor.

Bakan Özdemir Berova’nın iyi niyetle, imkanlar ölçüsünde bir şeyler yapmaya çalışması dikkatlerden kaçmıyor ama belli ki iyi niyet ve çaba da bazen yeterli olmuyor.

Yılların sorunlarını bir bakana yüklemek de haksızlık olur ama sendikaları da anlamak lazım.

Eğitimciler yıllardır aynı sorunları yaşıyor ve artık kimsenin gözünün yaşına bakacak halleri kalmamıştır.

Hem sendikacıların da belirttiği gibi bazı işler maddiyatla de ilgili değildir.

Sendikacıları antipatik buluyorsunuz ama bir durun ve söylediklerini düşünün, gerçekleri söylediklerini kabul edeceksiniz.

Gerçekler acıdır, gerçekler acıtır ve biz o gerçekleri duymak istemeyiz. Ancak duymak istemediğimiz gerçekler nedeniyle ileride çok daha fazla canımız yanabilir.

Mesela sendikacıların Hala Sultan İlahiyat Koleji’ne devam eden çocukların başörtüsü takmaması gerektiği uyarısı bence de isabetli bir uyarıdır.

Ben başörtüsü- türban karşıtı değilim, tam tersine geçmişte üniversitelerde zorla kız öğrencilerin başlarının açılmaya çalışılmasını tepkiyle karşılamıştım.

Üniversitede birlikte eğitim aldığımız arkadaşlarımızın bu konuda çektiği sıkıntıları yakından takip etmiş, onlara yapılan dayatmaları antidemokratik bulmuştum.

Türkiye’de 28 Şubat 1997'deki post modern darbe döneminde başörtüsü yasağı getirilmesini, ikna odaları kurulup insanların inançlarından uzaklaştırılmaya çalışılmasını şimdi bile tüylerin diken diken olarak anımsıyor ve kınıyorum.

Ancak KTÖS ve KTOEÖS’ün söylediği gibi reşit olmamış, henüz kendi kararını veremeyecek küçücük çocukların başını bağlayıp okula göndermek bana da doğru gelmiyor.

Bu tatil günlerinde oyun oynayacak yaştaki çocukları camilere kapatıp, Kuran Kursu’na zorlamak da çok doğru değil bence.

Birilerinin inancına falan karışmak değildir bu, hiç de böyle bir düşüncem yok ama insani yaklaşım ve çocuk psikolojisi açısından baktığınız zaman sendikalar haklıdır.

KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, “Lefkoşa’da Demokrasi Ortaokulu, Atatürk İlkokulu ve Arabahmet İlkokulu’na ‘Hataylıların çocukları gider’ diye bir ön yargı gelişti. Diğer okullara baktığımızda Şht. Ertuğrul İlkokulu, Şht. Tuncer İlkokulu ve 9 Eylül İlkokulu’na ise Kıbrıslı Türk ailelerin çocukları gider diye bir önyargı gelişti...” dedi diye Bakan Berova çok kızdı, onu ırkçılıkla suçladı...

Ancak Elcil’in sözleri bu kadar değildi, şöyle devam ediyordu:

“Bunlar hayatın gerçekleri ve bunları ifade etmek zorundayız. Maalesef Kıbrıslı aileler çocuklarının işçi ailelerin çocuklarıyla aynı okulda okumasını istemediği için özel okula gönderiyor... Bu bir gerçektir ama buna sosyolojik olarak çözüm bulmak için ne Eğitim Bakanlığı ne de hükümet soruna yanaştı. İnsanların geldiği yere göre çocukları ayırıp kamusal alanda bulunmama bir utançtır. Bu devletin ve yönetenlerin utancıdır...”

Evet bu sözler can yakıcı sözlerdir, duymak istemediğimiz şeylerdir ama bir düşünün bakalım yalan mıdır?, yanlış mıdır?

Yalan değildir, maalesef “göçmenlerin gittiği okullar” ile “Kıbrıslıların gittiği okullar” önyargısı vardır, hatta bu önyargıdan da öte bir gerçektir.

Evet böyle bir durum yaratılması çok yanlıştır ama sendikalar bunları desteklemiyor ki, tam tersine eleştiriyor, “olmasın” diyor.

O nedenle sendikacılara “ırkçı” yakıştırması haksızlıktır.

Çocukların dini, dili, ırkına, zenginliğine, yoksulluğuna göre ayrılması tabii ki ayıptır, tabii ki insani değildir.

Henüz bu küçücük yaşlardan çocukların kategorize olması, gelecek yaşamlarına da sirayet eder.

Bu ne fırsat eşitliğine ne insanlığa sığan bir durumdur.

Bu sorunu çözmek elbette hükümetlerin işidir. Popülist yaklaşımlarla, “Böyle yaparsam tepki çeker miyim? Şimdi bana ne derler? Bir daha seçim kazanır mıyım? Beni görevden alırlar mı?” diye düşünerek hiç ellememek, görmemek, kafalarımızı kuma sokmakla sorunlar çözülmez.

Bakın müdür, muavin, öğretmen, hademe eksiliğine, dersliklerin yetersizliğine, gerekli cihazların bulunmamasına veya bozukluğuna, eğitim sistemin defolarına falan hiç değinmedim bile...

Kabul etseniz de etmeseniz de eğitim sorunludur, eğitimin sorunlu olması aslında tüm genel toplumsal yaşamımıza da sirayet etmiş durumdadır...

Eğitimdeki yetersizlikten dolayı genel toplum yapımızın değiştiğini halen fark etmediniz mi?

 

 

 

 

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Bir insanın “sahibi” olabilir mi? 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?