Ali Baturay

 

Bir insanın “sahibi” olabilir mi?

27 August 2016, Saturday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Kıbrıs sorunu, ya da müzakerelerle ilgili hükümet temsilcileriyle Cumhurbaşkanı arasındaki gerginlik konusunda başka yazı yazmayı düşünmüyorum, öncelikle bunu söyleyeyim...

Son kez değinip, konuyu kapatacağım...

UBP ve DP kurmaylarının, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve ekibiyle farklı siyasi kültürden insanlar olduğu bilinmeyen bir şey değildir.

Dünyaya bakış açıları çok farklıdır, Kıbrıs’ımızda bulunacak çözüme bakış açılarında da farklılıklar vardır.

Ters düşmeleri, birbirlerinin fikirlerini beğenmemeleri normaldir.

Beğenmedikleri noktaları eleştirmeleri de kabul edilebilirdir.

Tabii eleştirinin de dayanağı olmalı, somut, görünen hatalar eleştirilmelidir...

Örneğin Cumhurbaşkanı’nın, yaptıklarında ve söylediklerinde yanlış görüyorsanız eleştirebilirsiniz.

Rum Lider Anastasidis’in konuşmalarına, tutumuna, hatta tüm Rumlardan gelen seslere göre Cumhurbaşkanı’nı eleştirmek doğru değildir bence.

Böyle eleştiriler haksızlıktır ama uzmansınız ve bundan mana çıkardınız eleştirdiniz, hade bunu da kabul ettik.

Ancak kabul edilir olmayan yalana, çarpıtmaya dayalı eleştirilerdir.

Kabul edilir olmayan eleştiriler arasına “hakaret” karıştırılmasıdır.

Durup dururken hakarete varan açıklamalar yapma oyununu başlatan da hükümet temsilcileridir.

Önce Başbakan Özgürgün eleştirileri kişiselleştirdi, Başbakan Yardımcısı Denktaş da ona destek verdi.

Neyse sonra ortalık duruldu, Başbakan sözlerinin Akıncı’ya değil Rumlara olduğunu söyledi.

Daha sonra Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Başbakan Yardımcısı ile haftalık görüşmesini tatlı tatlı yaptı.

Hafta içindeki, Cumhurbaşkanı’nın parti yetkililerini bilgilendirdiği toplantıdan sonra Başbakan ve Başbakan Yardımcısı gayet iyi de konuştular. Ortalığın durulması da herkesi memnun etti.

Hop bu defa ne olduysa oldu, Dışişleri Bakanı, Cumhurbaşkanı’na hakaret içeren ifadeler kullandı.

Cumhurbaşkanı Sözcüsü biraz sert bir üslupla Dışişleri Bakanı’nı eleştirdi.

Dışişleri Bakanı, Cumhurbaşkanı’na “saplantılı” dedi ya, Cumhurbaşkanı Sözcüsü de ona “Çözüm karşıtı saplantılı” dedi, “aymaz” ifadesini kullandı.

Kavgayı başlatan Dışişleri Bakanı ama Cumhurbaşkanı Sözcüsü de keşke onun üslubuna, benzer bir üslupla cevap vermeseydi.

Neyse hade “o dedi, o da ona dedi”, atışma berabere bitti diye düşünürken, Dışişleri Bakanı bu kez çok daha sert bir üslupla Cumhurbaşkanı Sözcüsü’ne hakaret etti.

Dışişleri Bakanı, sözcüye “seviyesiz” dedi, “terbiyesiz” dedi, “cahil” dedi yetmedi, “Sahiplerinin kalitesini ortaya koymaktan başka bir işe yaramayan açıklama yaptı” ifadesini kullandı.

Herkes çok şaşkın, “sahipleri” ne demek?

Kimin “sahibi” olur, bir insanın “sahibi” olur mu?

Şimdi bir bakana yakışan söz müdür bu?

Herkesin takip ettiği, Dışişleri Bakanlığı gibi bir makamda bulunan bir kişi, başka bir insana “sahibin var” der mi? Bence dememeli, diyemez…

Ne kadar sinirlenirse sinirlensin, böyle bir sözü kullanamaz, kullanmamalı...

Herkes şaşkın, “Neler oluyor devletin zirvesinde?” deyip duruyor insanlar.

İnanın kimsenin hoşuna gitmiyor böyle tartışmalar.

Ne gerek var ki bunlara?

Bu kavgalarla ilgili Meclis Başkanı Sibel Siber’in isabetli bir uyarısı vardı dün...

Siber, “Devletin zirvesindeki gerginlik halkta güvensizlik yaratır” dedi.

Meclis Başkanı doğru söylüyor, bence de öyle...

Devletin zirvesindeki kişiler topluma örnek olmalıdır, hırslarını, öfkelerini, kızgınlıklarını dizginlemelidir, dozunu ayarlayabilmelidir.

Kıbrıs sorunu bizi şimdiden bu kadar gererse, yarın ortaya bir plan çıktığında ne yapacağız, beğenenlerle beğenmeyenler birbirini mi yesin?

Aslında bizim bunları söylememize gerek var mı onu da bilmiyorum.

Politikaya yıllarını vermiş, defalarca seçim kazanmış, defalarca bakanlıklarda yer almış, tecrübeli insanlar, yaş olarak da bizden büyük abilerimiz...

Akıl verir gibi davranmaktan da rahatsızım aslında...

Haaa, “Bu politikadır, olur böyle şeyler. Biz kızarız, öfkeleniriz, yeri gelir hakaret de ederiz ama sonra hiçbir şey olmamış gibi davranırız...” diyorsanız, yok o da bana uymaz.

Belki, bizim haddimize değil koca koca insanlara akıl vermek ama bildiğim bir şey var ki, bir insan başka bir insana“sahibin var” diyemez, hele o kişi herkesin gözünün üzerinde olduğu bir bakansa hiç diyemez.

 

Yazarın Tüm Yazıları
Devletseniz Koordinasyon Ofisi’ne ihtiyacınız olamaz 
Hükümetin en büyük derdi Kıbrıs sorunu 
Toplumu hazırcılığa alıştırmayın 
Eğitim sendikalarının can yakıcı sözleri 
Çözüm istemenin yeni adı ‘saplantı’ mı oldu? 
Hataların bedelini niye halk ödesin? 
İnsan odaklı düşünememek 
İlla ki kara gözlükleri takmaya gerek yok 
Bir de böyle bakın dünyaya 
Akıntıya kapıldık gidiyoruz 
Markulli’nin özrü 
Her şeyi erken unuttukça daha başımıza çok iş gelecek 
Günah keçileri 
Kavuşmakla kaybetmek aynı kefeye sığar mı? 
“Af”, eşitsizlik demektir 
Kıbrıs’ta FETÖ’cü ve darbe yanlısı gazeteci yoktur 
Masada kavga, demeç savaşı ne kazandırdı ki bize bugüne kadar? 
İki belediye: Hangisi eleştirilmeli? 
Yatırımcılar bu ülkeyi araştırmadan gelmiş olamaz 
Merdiveni arızalı itfaiye aracı 
Belediyelerde batmış sistemin üzerine bina kurulamaz 
Hayatımızın her döneminde ispiyoncular olmuştur 
Bir ihale süreci ve ilkesizlik   
Mitingin zaman ve mekanının kaydığı an 
Demokrasinin “düşünce ve ifade hürriyeti” bölümcüğünü kullanabilir miyim? 
Çevre Koruma Dairesi ne işe yarar? 
Polis 
Her şeyi kabullenirsek, ne değişir ki? 
 “Biz ve diğerleri” değil “hepimiz” olsun 
Sanki ortaya bir şey çıktı da tuttu UBP’yi gaile 
Sözünüzü tutun, yasayı boş verin 
Yasaya uyacaklarına, illa ki yasa onlara uyacak 
Amerikalıların raporundan mı öğrendik bunları? 
Yine Sayıştay 
 “Nefret” ve “intikam” mutluluk getirmez 
Bilgi akışı sağlayan bir makam olmalı   
Dönelim bakalım bizim mahalleye... 
İlla ki Kıbrıs’ı da darbe girişimiyle ilişkilendirecekler 
Bakalım OHAL neler getirecek? 
İnsanlığın sakıncalı halleri 
İdam tehlikeli bir oyuncaktır 
Demokrasinin gerçek anlamda kazanması için 
Ne kısık demokrasi olsun ne de askeri rejim 
“Yok olmak istemiyorum” demek ırkçılık değil 
Türkiye’deki Suriyelilere tepki size neyi hatırlatıyor? 
Ölenler ve yaşayan ölüler 
Kamu zor ıslah edilir 
Her şey okurlarımız için 
8 Mart... Kadın Sığınma Evi... Samimiyetsizlik 
Mehmet Ali Akpınar’ın verdiği dersler 
 “Vermem” diyenler, Güzelyurt için ne yaptı? 
50 bin Sterlinlik otomobilin penceresinden çöp fırlatmak 
Geçmişe özlem 
Başkalarının dertleri bizi niye mutlu etsin ki? 
Üniversite enflasyonu fayda getirir mi? 
Koşan adam ile motosiklet kullanan adamın farkı 
Sayıştay 
Lanet olsun o bavulların yerine gitmesini engelleyenlere 
Eğitimde hazırcılığa alıştırma çok tehlikeli 
Korktuğumuz başımıza geldi 
Bir avantaj kazandırıyorsa, benim de Erdoğan’la fotoğrafım var 
Irkçılığa tedbir alınmalı, misillemeye fırsat verilmemeli 
Çözüm olacakmış! 
Yardım etmek iyidir ama... 
Politikacılar sizi şaşırtıyor mu? 
“TAK’ta sansür” meselesi 
Ayinlerden niye rahatsız olalım ki? 
Beynimize kazılanları hafife almayın 
“İşe gelmeyenle”, “gelip de iş yapmayan” ya da “iş beceremeyen” arasında ne fark var? 
Müthiş bir tekrar duygusu 
Saklı gerçekler 
Milletvekilinin bedeli 
Çıldırtan dağınıklık 
Aman eleştirme yıpratırsın! 
Yasalar karşısında herkes eşitse 
Anahtarı çoktan kaptırdık 
İstifa ve özür çok kıymetlidir 
Referandumdan neden “hayır” çıktı 
Hiçbiri başarılı değil 
Hep birlikte batmak için uğraşıyorlar 
Gazeteci: Söküğünü dikmekten aciz terzi gibi 
İğrençliğin cazibesi! 
Hak ederek bir yere gelebilmek 
Yasa yapmak, uygulamak ya da uygulamamak 
Ceza baskısıyla gazetecilik yapılamaz 
Ölümden korkar mısınız? 
denemem 
Ölümden korkar mısınız?