Uzm Sos. Nihal Salman

 

Anne baba kavgalarının çocuklara yaşattıkları...

29 August 2016, Monday    Yorum Yaz   Yazdır  

    

Çocuklar anne babasını kavga ederken gördükleri zaman, korku, kaygı, çaresizlik, öfke gibi duygular hissederler. Çünkü bir çocuğun, anne ve babası onun dünyasıdır. Hem en sevdikleri hem de kendisini en çok sevenler olmalıdır. Kendi küçük dünyasında, en sevdiklerinin, anlayamadığı veremediği kavgasına şahit olması, dünyaya verdiği anlam ve değeri bile şekillendirir. Fiziksel düzeyde artmış ses tonu ve gerilimli bir atmosferde, bu havayı teneffüs eden çocuğun ilk duygusu korkmak olacaktır. Anne-babasının anlayamadığı nedenlerden dolayı birbirleriyle kavga ediyor olmaları nedeni ile kendisinin ya da ebeveynlerinin zarar göreceğinden korkar çocuk. Kavga sırasında kulaklarını tıkar, bağırabilir, yatakta ise yorganın altına büzülüp ağlayabilir. Ya da sesini duyurabiliyorsa, korktuğunu ve kavga etmemelerini söyleyebilir. Küçük dünyaları, bir anda başlarına yıkılmış gibi hissederler…

Kaygı ise bilinçdışı bir süreçte ifade bulur. Çocuğun okul yaşantısında, arkadaşlık ilişkilerinde problemler belirebilir. Ailenin esenliğini gözetmek adına evde kalmak isteyen çocuk, okula da gitmek istemeyebilir. En sevdiğim annem ve babam ben evde değilken daha çok kavga edebilirler. Evde olursam belki kavga etmelerini önleyebilirim; düşüncesi ile okula gitmek istemeyebilir. Okulda arkadaşları ile ilişkilerinde kavgacı bir role kayabilir, huzursuz bir görünüm sergiler, dikkati dağılabilir, ders-aktivitelere ilgi ve başarıları azalabilir. Uykuları düzensizleşebilir, gece korkuları artabilir, kendi odasında yatan çocuk, anne-baba ile yatmak isteyebilir. Bu davranışları ile çocuk örtülü düzeyde, anne-baba kavgasını önlemeye yönelik bir çaba sarf etmektedir. Bu davranışların altında yatan asıl kaygı ise çocuğun kendi varoluş kaygılarıdır. Çocuklar, yaşamlarını devam ettirmek için yetişkinlere muhtaç olduklarını bilirler. Bu bilinçdışı bir bilme halidir ve sadece maddi bir yaşam kaygısı değildir.

Çocuklar yaşamak için fiziksel bakım kadar, sevgiye, ilgiye, duygusal olarak kollanmaya da ihtiyaç duyarlar. Süre giden anne-baba kavgalarının, çocukta bilinçdışı uyardığı ilk kaygı bu yaşam-ölüm kaygısıdır. Çocuk yukarıda saydığımız davranışlarla anne-baba çatışmasını kontrol altına almaya çalışarak aslında kendi varoluşu idame ettirmeye çalışır.

Eğer anne-baba tartışmayı ilişkileri ve çocuk adına travmatik olacak noktaya kadar taşımıyorsa, çocuğun yanında başlayan bir tartışma eşlerin soğukkanlı oluşu ile o sırada makul sınırlar içinde kalıyorsa, çocuk bu tartışmalardan olumlu şeyler de öğrenebilir. Anne-baba arasında görüş ayrılıklarının olması ve bazen buna bağlı olarak tartışılmasının sağlıklı bir ilişki formu oluşturduğunu görmesi çocuk için faydalı olabilir. Böylece aile dışındaki ilişkilerinde tartışma yaşayan çocuk bunların normal insani durumlar olduğunu bilir, hayal kırıklığı ya da çaresizlik yaşayıp kendini bastırmaz. Dünyayı sadece mutluluk ve hazdan ibaret görmez bu durumları doğal karşılar. Böylece sıkıntılı durumlara karşı direnç eşiği, toleransı yükselir ve her tartışmada hemen kırılmaz. Çocuklar birçok olumlu ve olumsuz duyguyu ev ortamında yaşayıp öğrenirler ve sadece sevginin, hoşgörünün değil, öfke ve kızgınlığında insani ifadeler olduğunu fark eder. Tabii ki önemli olan bu öfke ve kızgınlığın tartışmada nasıl sergilendiğidir.

Tartışmalar her ne kadar spontane gelişse de, anne-baba bu tip durumlar için önceden kendi aralarında konuşup mümkün olduğu oranda izleyebilecekleri bir yol haritası çıkarabilirler. Bu konuda bazı örnekler verilebilir. Çiftler çocukların yanında iken derinleşme ihtimali yüksek olan tartışmalardan uzak durmayı seçebilirler. Bazı konular iki tarafı çok çabuk duygusal olarak kırıyorsa, en azından bu konular çocuğun olmadığı zamanlara ertelenebilir. Çocukların kendi durumları ile ilgili olarak endişeye düşebilecekleri ve anlamayacakları parasal konular onların yanında tartışılmayabilir. Ev değişikliği, taşınma, boşanma, yakın birinin kaybı, büyüklerin ziyaretleri, zorunlu seyahatler, iş yemekleri vb. konularda ise çiftler tartışmalarını makul sınırlar içinde tutmalı, bu konuya bakışlarında bir ortaklık sağladıklarında kavga nedenleri ve sonuçlarını yaşına uygun düzeyde çocukla paylaşmalıdır.

Bir diğer duygu ise suçluluktur. Çocuklarda suçluluk duygusunun ortaya çıkması psikodinamik gelişimin erken evrelerine denk düşer. Bakım veren anneye tümden sahip olmak isteyen bebek, bunun fiziksel olarak imkânsız olduğunu görünce, anneye karşı çift-değerli bir duygu yaşar. Hem onu çok sever, hem de her zaman ona ait olmadığı için anneye kızar. Bu kızgınlıkla fantezi dünyasında anneye ceza verir. Bu cezalandırmalara rağmen annenin yeterli bir bakıcı olması, suçluluk duygusunun temelini oluşturur. Bu nedenle de çocukta suçluluk duygusunun takip edilmesi önemlidir. Eğer çocuk kavga sırasında taraf olmaya yâda hakem olmaya zorlanırsa, bir tarafa yakın durmak zorunda bırakıldığı için istemediği bir açmazın içinde kalır ve kendini kötü hisseder. Ya da bir kavga sonrasında ‘sen böyle davranmasan, kurallara uysan, uslu davransan biz kavga etmezdik’ gibi cümleler duyarsa kendisini hem suçlu hisseder hem de kendi benliğini olumsuz algılar. Halbuki anne ve babanın kavgası ile çocuğun bir ilgisi olmaz. Çocuklarımız ne kadar yaramaz, haylaz olurlarsa olsunlar. Anne babanın kavga etmesine gerek olmamalıdır. Çiftler, çocuk için tartışıyorsa bile, sebep çocuk değil, çocuklarını büyütürken, kurallar ve sınırlar konusunda hemfikir olamamalarındandır. Bu nedenle, çocuklara kavgamızın sebebi sensin, böyle yapma kavga etmeyelim diye yaklaşmak, istediğimiz sonuca ulaştırmak yerine, çocuklarımıza gereksiz suçluluk duygusu yükleyecektir. Kendini suçlu hisseden bir çocuk, bu suçluluğunu telafi etmeye çalışır ve yetişkinlerin sebeplerini kavrayamadığı için hata üstüne hata yaparak kendini daha kötü hisseder ve bir kısır döngü yaşar. Bu süreçte mükemmeliyetçilik, kendi hatalarına karşı acımasız olma ve katı bir yargılama gibi özellikler belirebilir. Diğer duygular ise çaresizlik ve görmezden gelme çabasıdır. Yetişkinlere müdahale edemeyen çocuğun çaresizlik duygusu artar. Bu duygu sıkışmışlığında çocuk ya olanları görmezden gelme, yâdsıma gibi beyhude bir çaba içine girer ya da depresif bir duygu durumu yaşamaya başlar. Hangi tepkiyi vereceğinde kararsızlık yaşar, vereceği tepkinin getireceği sonuçları kestiremez, şaşkın ve ürkek bir halde ve bloke olup kalır.

Çocuklarla ilgili tartışma çocuk yetiştirme tutumlarındaki farklılardan doğar. Bir ebeveynin yaptığına diğeri müdahale edebilir. Bu durumlarda bazen çocuk, hangi ebeveyninin davranışı işine geliyorsa onu istismar edebilir. Bu istismar kötü niyetli değildir ve insan oluşun doğasında vardır. Çocuk yetiştirmeye ilişkin tutumlardan doğan tartışmaların sonrasında anne-babanın bu konuları tartışması, ele alması önemlidir. Üzerinde uzlaşılan tutumları çocuk önünde yeniden tartışmamaya özen göstermek gerekir. Ağır sözlü ve fiziksel şiddet içeren tartışmalar içinse, tekerleği baştan icat etmeye gerek yok, tabii ki başarılabiliyorsa bundan kaçınmak gerekir. Çocuğun yanındaki tartışma büyüme eğilimi gösteriyorsa, özel bir işaret sistemi ile ara verilebilir. Sonrasında çocuk, şaşkın ve ürkekse duygusu mutlaka konuşulmalı, tartışmanın içeriği hakkında anlayabileceği düzeyde açıklama yapılmalıdır. 4 yaşlarındaki bir çocukla, ergen bir gence yapılacak açıklama doğal olarak farklı olacaktır. Yaş ve gelişim özellikleri dikkate alınarak yapılacak açıklamalar, kimi zaman ikna edici olmasa bile, en azından o sırada çocuk kendi soru ve cevapları ile baş başa bırakılmamalı ve duygularını ifade edebilmesi için imkân yaratılmalıdır. Çocuğa yapılan açıklama onun korkularını uyarıcı olmamalıdır. Eğer buna rağmen çocuk kötü bir manzaraya şahit oluyorsa ebeveynlerden duygusal gücü yeten, çocuğu o ortamdan bir süre için uzaklaşmasını sağlayarak, tansiyonu düşürebilir. Eğer bütün bu dinamik-sistemik süreçlerde ilişkiyi taşıma ve kollama noktasında zorlanıyorsanız, aranızdaki tartışmalar sizin ve çocuğunuzun ruhsal sağlığını olumsuz yönde etkilemeye başlamışsa, bildiklerinize rağmen buna engel olamıyorsanız, size bu konularda yardımcı olabilecek bir uzmana başvurmanız hem kendiniz, hem de en değerliniz olan aileniz adına hayati önem taşımaktadır…
(Kaynak: Aile yönelik yazılmış yayınlar kullanılmıştır.)